İnsan, eşref-i mahlûkat olmasının gereği kulluk ve hilafet vazifelerini yüklenmiştir. Kul ve halife olan her insanın Allah’a, kendine, diğer insanlara ve doğaya dair sorumlulukları vardır. Bu, insan için önemli ve çetin bir sorumluluktur. İnsanın bu sorumluluklarını yerine getirebilmesi için takındığı tavır ve yaptığı davranışların önemi büyüktür.
İnsanın kulluk bilincinin daha çok ferdi ibadetlerle, halifelik şuurunun ise toplumsal sorumlulukla alâkalı olduğunu söyleyebiliriz. Bu ayrım keskin ve net çizgilerle yapılmış bir ayrım değildir. Yine de genel hatlar itibariyle insanın ferdi ibadetleriyle toplumsal sorumluluklarını birbirinden ayrı değerlendirebiliriz.
İnsanlar için ibadet önemlidir ve gereklidir. Bu insanın yaratıcısına karşı ferdi vazifesidir. Yapıp yapmaması kendinin iç dünyasıyla alakalıdır. Aynı zamanda ruhi temizliğin sağlanabilmesi bu vazifelerin ihlâsıyla alakalıdır. Bunun yanında insana ve doğaya bakış, ferdi ibadetlerin süzgecinde daha isabetli olması beklenir. İbadetlerin insanın toplumsal sorumluluğunu hakkıyla yerine getirmesine önemli bir katkısı muhakkak olacaktır/olmalıdır.
İnsanın ferdi sorumluluklarının yanında bir de toplumsal sorumlulukları vardır. Burası insanın diğer insanlarla ve tabiatla olan ilişkisini belirler. Her insanın toplumda yüklendiği role göre bir sorumluluğu vardır. Örneğin bir işyerinde çalışan kişinin aldığı ücreti hak edecek verimlilikte çalışması nasıl toplumsal bir sorumluluksa bir işverenin mahiyetindeki işçisine emeğinin karşılığını insani şartlarda ve hemen vermesi de toplumsal bir sorumluluktur.
Bir insanın komşusuna rahatsızlık vermeyecek şekilde hareket etmesi nasıl toplumsal bir sorumluluksa onun ihtiyacı olduğunda hiçbir ayrım gözetmeden yardıma koşması da toplumsal bir sorumluluktur. Bir fakire el uzatmak nasıl toplumsal bir sorumluluksa fakirlikle mücadele edecek sistemi tesis etmek için çalışmak da toplumsal bir sorumluluktur. Bir mazluma sahip çıkmak nasıl toplumsal bir sorumluluksa zalime karşı durabilmek, gerektiğinde zalimle mücadele edebilmek de toplumsal bir sorumluluktur.
Bunun gibi örnekleri hayatın her alanı için çoğaltabiliriz. Yani her insan, toplumsal konumu ne olursa olsun hakkı ve adaleti gözetmek zorundadır. İşte insanlara karşı bizim yaklaşımımız da bu toplumsal ilişkilerdeki duyarlılığına göre şekillenmelidir. Ferdi ibadetler kişiler için çok önemli olabilir fakat bizim o kişiye olan münasebetimizi ferdi ibadetler alanı değil toplumsal sorumluluk alanı belirlemelidir.
Her ne kadar iki alan arasında ayırım yapmak sorunlu bir yaklaşım olsa da; Müslümanların içinde bulunduğu ahlaki zafiyet bizi böyle bir tercihe zorunlu kılıyor. Baktığımız zaman dinin ibadet alanını büyük bir heyecan ve titizlikle yerine getirenlerin, konu kul hakkı, adalet ya da merhamet gibi ahlaki meseleler olduğunda hiç de aynı titizlikte olmadığını görüyoruz.
Bundan dolayı kendimize bir öncelik hiyerarşisi belirlemeliyiz. Bu hiyerarşinin en tepesinde toplumsal sorumluluğa olan hassasiyeti gözetmek yer almalıdır. Tercihlerimizi ve tavırlarımızı belirlerken bu hiyerarşiyi dikkate almamız bizim için isabetli bir yol olacaktır.