Atina ya, Ankara ya, Tokyo ya, New York a veya Moskova ya İslâm ı tebliğ için gittiğinizi düşününüz. İlk önce neler yapardınız.
Parlamentoya varıp yaptıkları işlerin yanlış olduğunu mu anlatırdınız Meyhaneye varıp içkinin haram olduğunu mu söylerdiniz Yoksa zinanın, kumarın, yalanın yasak olduğunu mu anlatırdınız
Efendimiz(s.a.v.) Rusya gibi bir devlet olan İran imparatorluğu ve Amerika gibi bir devlet olan Bizans imparatorluğu ile Habeş imparatorluğunun ortasında müşrik Mekke devletinde halkı cehennemden sakındırmak cenneti müjdelemek bu dünyada insanların hayatına Allah ın ahkâmına hâkim kılarak adaletle ihsan arasında cennet hayatı yaşatmak üzere görevlendirildiğinde, Mekke ve bütün dünya insanına "Ey insanlar putlardan vazgeçin, içkiyi bırakın, zina etmeyin, adam öldürmeyin" demedi.
İlk inen ayette "Oku" diyordu. Demek ki bir toplumun ıslahı okumaktan geçiyordu. Önce herkes okumalı. Okumuş insanın ıslahı, okumamışa oranla daha kolay oluyor.
Bugün dünyanın çeşitli yerlerinde, özellikle de Türkiye de İslâm a dönüş hareketi okumuş kesimde daha fazladır.
Bizim burada okumaktan kastımız, yaratıcıyı, yaratılanı, insanı, bütün eşyanın en güzel yorumunu yapan, Allah kelamı ve onun ışığı doğrultusunda söylenmiş ve yaşanmış şeyleri okumaktır.
Yoksa Amerika, İngiltere uzay araştırma merkezlerinde değerli araştırmalarını okuyup sevindiğimiz İslam dinine mensup insanların o enerjileri de kapitalist ateistlerin sömürüsüne yardım ediyor.
"Ülkene dön" denildiğinde "Benim ilgi ve bilgi alanımda çalışma yapmam için teknik ortam olmadığı gibi, yöneticiler de fikren buna hazır değil" diyorlar ve gelmiyorlar.
Rusya da okuma yazma oranı yüzde yüze varmış. Halkın çoğunluğu üniversite mezunu, iki dil bilen, yüksek tahsil mezunu bazı kadınlar Nataşalık yapıyorlar, erkekleri de aylık elli dolara Türkiye de ilkokul diploması olmayan iş adamının yanında ağır beden işçisi olarak çalışıyorlar.
Çağımızın okumuş Müslümanlarında, amansız bir hastalık vardır. O da yüksek paralar vererek çocuklarına İngilizce öğretmek.
Gerekçesi beraberinde "Efendim yabancılara İslam ı tanıtmanın yolu İngilizce den geçer."
Bu gayeyle İngilizce ve Fransızca yı öğrenen bir tanıdığım yıllarca dinime söven gazetelere hizmet etmiştir.
Yabancı dili ve mühendisliği çok iyi olan tanıdıklarımda batının çıkarları için kurulmuş fabrikayı çok güzel idare ediyorlar.
Önce dinini öğrenmeyen bir insan, İngilizce yi öğrenince neyi anlatacak. Sultanahmet meydanında "anut"luk yapacak olsa, onun içinde hayattan alınacak dersler vardır ki onları almadan yapılamaz.
Şunu derim: en zeki çocuklarımızı Kur an ve sünneti öğrenmeye yönlendirmeliyiz.
Sonra bir ülkeye gönderecekseniz ona o ülkenin dilini de öğretiverirsiniz.
Efendimiz, Medine ye Mus ab b. Ümeyr i onlara Kur an ı öğretsin diye gönderdi.
O Medine ye varınca Kur anla konuşmaya başlayınca Medine nin tacirleri, siyasileri, sanatkârları, sporcuları, kadınları hepsi kısa zamanda Müslüman oluverdiler.
Habeş e hicret edenlerin başında Cafer (r.a.) Habeş imparatorunun önünde eğilmeden vakur bir şekilde tatlı bir dil, güler bir yüzle Kur anla konuşmaya başlayınca önce siyasi sığınma hakkını kazanmış, sonra da kralın İslâm a girmesine sebep olmuştur.
Sayıları dört yüzlere varan "Ashabı Suffe" üniversitesinde okuyanların hepsi gönderildikleri yerde Kur an ı ve sünneti eksiksiz ve fazlalıksız bir şekilde anlatabilecek şekilde İslam ı öğreniyorlar ve gittikleri kabile, devlet, köy veya şehir insanının amirinden çobanına kadar Müslüman olmalarına sebep oluyorlardı.
İslam ı iyi bilen, yani anlatacak bir şeyi olan o sahabeler, bugünün Amerikası olan Bizans imparatorluğuyla bugünün Rusyası olan İran-pers imparatorluğuna son vermiş.
Kralları, komutanları, çiftçileri, köleleri hepsi birden Müslüman olmuşlar.
İslam âlemini yok etmek için dünyanın en güçlü ordularıyla gelen Cengiz in ordusundan Müslüman olmadık insan kalmıyor.
Elimizdeki İslam silahının gücünü bilelim. Başka silahlar öldürürken bizim silahımız, öldürücü silahlara sahip insanın da kalbini diriltir.
Kur an okuyalım.
Ancak hafızlarımızın anlamadan okuduğu gibi değil.
Dernek ve vakıflarımız hafızlık için kurs açarlar. Allah razı olsun karşılığını inşallah görürler. Ancak, manasını bilmeden ezberlemekte altı bin küsur şifa ayetini şişesiyle beraber yutmak gibidir.
Kur an-ı Kerim i öğrenmek için dilini öğrenmek gerekir. Ancak, bir kısım medreselerimizde haddinden fazla gramere önem verildiğinden Kur an ve sünnete sıra gelmiyor.
Bir kısmı da Arapça bilmeye gerek yok. Mealden müctehidliğe yükselirken düşüyor.
Bir kısmı da "Kitaplar Allah a giden yolda perdedir, onları at da öyle gel" demiyor ama kitapları attırıyor ve yalnız kendi talimatını yutturuyor.
Bu türden bir okumayı kastetmiyorum. Sahabe, tabiin ve onu takip eden asır âlimlerinin dine bakışları gibi bakarsak dünyayı ve içindekileri Rabbimin razı olacağı yorumlamak ve sıratı müstakime/doğru yola yönlendirmek kolay olacaktır.