Uzman isme göre 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, anayasal eşitlik ilkesiyle tamamen ters düşüyor. Karakaş, mevcut tablonun belirli meslek gruplarına net bir imtiyaz yarattığını savunuyor.
Beyaz Yakaya Özel Haklar
Yasalarımız hekimler ve avukatlar için oldukça esnek bir yapı sunuyor. Avukatlık stajını yapan bir kişi, barodan alacağı onayla Sosyal Güvenlik Kurumu'na gidip geçmiş primlerini yatırabiliyor. Sigortalılık başlangıcını geriye çeken bu işlem, prim gün sayısını doğrudan artırıyor. Aynı senaryo sağlık sektörü için de devrede. Doktorların fahri asistanlık dönemleri, tıpta uzmanlık veya doktora süreleri gerekli şartlar sağlandığında hizmetten sayılıyor. Masa başında geçen bu zaman dilimleri, kanunların koruma kalkanı altında tutuluyor.

Sanayideki Çıraklara Büyük Şok
Madalyonun diğer yüzünde ise fabrikalarda, atölyelerde ter döken mavi yakalı gençler var. Mesleki Eğitim Kanunu kapsamında çalışan çıraklar veya işletmelerdeki stajyerler, emeklilik hesabında tamamen yok sayılıyor. 5510 Sayılı Kanun’un 5. Maddesi uyarınca bu kesim için sadece iş kazası ve meslek hastalığı (KVSK) primleri yatırılıyor. Uzun vadeli sigorta kollarına ait ödemeler yapılmadığı için, sanayide harcanan o yıllar emekliliğe etki etmiyor. Karakaş bu durumu, alın terinin adaletsizce tartılması olarak eleştiriyor. Avukatlara sunulan borçlanma hakkının çıraklara yasaklanması, sistemdeki en büyük çifte standart olarak görülüyor.
Tek Çare Anayasa Mahkemesi
Bürokrasinin öne sürdüğü "işçi statüsünde değiller" savunmasının hiçbir geçerliliği kalmadı. Karakaş, aynı statü eksikliğinin avukatlar ve doktorlar için de geçerli olduğunu ancak onlara borçlanma yolu açıldığını belirtiyor. 1987 yılında hiçbir ayrım yapılmaksızın verilen borçlanma hakları bugün unutulmuş durumda. Başuzman Karakaş, Ankara kulislerinde bu adaletsizliği giderecek yeni bir yasa hazırlığı bulunmadığını kaydetti. Staj ve çıraklık mağdurlarının önündeki tek gerçekçi alternatif yargı yolu. 5510 Sayılı Kanun’un 41. maddesindeki düzenlemelerin iptali için bireysel başvuru veya norm denetimiyle Anayasa Mahkemesi'ne gidilmesi öneriliyor. Ortak hukuki mücadele başlatılmazsa bu eşitsizliğin süreceği vurgulanıyor.


