Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.” (Hadîd- 20)
Pazar
Gecen gün kütüphaneyi biraz daha düzelteyim derken elime rahmetli Ali Nar Hoca’nın “Muhtar Kafası” isimli piyesi geçti. Sahaftan almışım. Buram buram sahaf kokuyor çünkü 1976 baskısı elimde tuttuğum kitap. Yeni baskısı var mı diye baktım, galiba yok ya da ben denk gelmedim. 2014 yılı kütüphanem için sahaf yılı olmuş. Ne kadar çok sahaf gezmişim, ne kadar çok sahaflardan baskısı o günlerde olmayan kıymetli kitaplar almışım. Bunda elbette Kemal, Mustafa ve Halil İbrahim’in de payı var. Bu anekdottan sonra kitaba dönecek olursak, kıymetli bir hazine. Kitap üç perdeden oluşan bir piyes ve MTTB’nin açtığı yarışmada 2. olmuş. Girişinde bir uyarı da bulunuyor. “Günün gidişinden geleceğin tasarlanmasıdır. Parti ve şahıslar hedef alınmamıştır. Şive, bölgeye göre ayarlanmalıdır” diye not düşülmüş. Oyunda Muhtar, Müftü, Orta Okul Müdürü, Baş Aza, Jandarma vb. karakterler var.
Kitap’tan, “Müdür: Ya şu yönetimde sulanmaya ne dersiniz. Sulandıkça bulanıyor, bulandıkça sulandırılıyor. Sulandıranlar ve bulandıranlar… Millet çoğunluğu seyirci ve sonu bekliyor.” Belki kitap yeniden basılır. Belki bu oyunları sahneye koyacak tiyatrocular çıkar. Sivil yapıların kültüre katkılarına şahit oldukça nerede eksildiğimizin de bir dökümü adeta karşımıza çıkıyor. Bir yandan insan hayırla yâd ederken diğer yandan da hüzünleniyor. Hüzünlendiğimiz konular nesillerin kayıplarına karşı umarsızlığımızdan ileri geliyor. Bu kitap vesilesi ile Ali Nar Hoca’ya Allah’tan rahmet diliyorum.
Pazartesi
“Bir insan ömrünü neye vermeli
Harcanıp gidiyor ömür dediğin
Yolda kalan da bir yürüyen de bir
Harcanıp gidiyor ömür dediğin
Yüreğin ürperir kapı çalınsa
Esmeyen yelinden hile sezerler
Künyeler kazınır demir sandıkta
Savrulup gidiyor ömür dediğin”
(Zülfü Livaneli-Ömür Dediğin)
“Bütün fikirlere saygı duyulmaz. Fikirler saygı konusu değildir. İnsanlar saygı konusudur. Fikirler değerlendirilir.”
Yol uzun... Yolculuk, meşakkatli bir uğraş. İnsan, ömür yolculuğunun bir yerinde oturup yukarıdaki türkünün sözlerinde buluyor kendini. İnandığın her şey allak bullak oluyor. Sahici hiçbir dal elinde kalmıyor. Vefa bir semt isminden öte bir şey değilmiş, bunu bir kez daha anlıyorsun. Anlamaktan yorulduğun kadar anlaşılmamaktan yoruluyorsun. Dümdüz bir yol, dümdüz bir uğraş yok. İnsan var ve kir var. Ahirete ertelenen büyük muhasibe ertelenen çok hak var. Bu dünyanın düdüğünü öttürenler ile bu dünyaya öyle bir bağlananların kirli oyunlarından yılmak var. Yola, yolculuğa övgü sadece kendi hesabınca olanların ağızlarında sakız olarak birtakım değerler var.
Yürümek, zor… Her şeyden çok fazla yürüyüşün ahengine ihtiyaç var. Her güne yeni bir tevil, her güne yeni bir keyfiyet ve her güne yeni bir hüzün ekleniyor. Hangi kavrama tutunmaya çalışsan elinde kalıveriyor. Çözümün parçası olması gerekenler problemin derinliğine kendilerini vakfediyorlar. Yaprak kıpırdasa öç almak için ellerini ovuşturanlara her kırılımda gün doğuyor. Her yaptıkları yanlarına kâr kaldıkları için yola ve yolculuğa yükten başka bir şey katmayanların bayram günleri oluyor bu günler. Hakikat yolcuları derin bir hüzne boğulurken sevinç naraları atanların düğün günü oluyor bugünler. Yazıktan öte bir şey kalmıyor insanın elinde. Savrulup gidiyor ömür dediğin. Hoşça bakın zatınıza…