O da bir Ömer’di…
Ama başka bir Ömer.
Babası cennetle müjdelenmiş olan 10 kişiden biri ve Kadisiye Kahramanı Sad Bin Ebi Vakkas idi.
Ömer Bin Sad ile Efendimizin torunu Hazreti Hüseyin’in çocuklukları beraber geçmiştir. Oyun arkadaşıydılar. Peygamber Efendimiz torunlarına bir hurma ikram edecek olsa, yarısını bölüp Ömer’e de verirlerdi.
Bir gün Hazreti Ali, Ömer Bin Sad’ı karşısına aldı ve ona şöyle dedi:
-Sen cennet ile cehennem arasında muhayyer bulunduğun bir mevkide durup, cehennemi tercih ettiğin zaman halin nice olacaktır
O zaman bu sözün anlamını pek kavrayan olmamıştı.
Hicretin 61. yılında Halife Muaviye Bin Ebi Süfyan vefat etmiştir. Müslümanların bir çoğu gerek kılıç korkusuyla, gerek gelecek kaygısıyla Yezid’e biat etmişler, ama başta Hazreti Hüseyin olmak üzere, Medine ve Mekke halkından bir çok kişi biat etmemişler ve onun hilafetini tanımamışlardır.
Kufe halkı da onun hilafetini tanımadıkları gibi, o sırada Mekke’de bulunan Hazreti Hüseyin’e ayrı ayrı olmak üzere 150 adet mektup yazarak, kendisine halife olarak biat ettiklerini bildirmişlerdir. Kufeliler ayrıca gönderdikleri mektuplarına bir de defter eklemişlerdi. Bu defterde 100 bin Kufeli’nin ismi bulunuyordu. Bunların da Hazreti Hüseyin’i gerektiğinde koruyacak ve onun emrinde olacak kimseler olduğu ifade ediliyordu.
Bu olaylar sırasında Hazreti Hüseyin Mekke’de, Ömer Bin Sad de Kufe’de bulunuyorlardı. Yalnız iki can dostun yolları bu sefer farklı idi. Çünkü Ömer Bin Sad, Yezid’in Kufe’deki casusluk yapan has adamlarından biri idi.
Hazreti Hüseyin, ailesi ve beraberindekilerle bu mektuplar ve isimlerin kendisine biat etmiş olması sebebiyle Mekke’den Kufe’ye doğru yola çıktı.
Kufe’deki casusları bu olayları Yezid’e mektupla bildirdiler. Yezid bu ihbarları alınca çevresi ile istişare etti. Ubeydullah Bin Ziyad isimli zalim yaratılışlı ve kendisine akraba olan birisini Kufe Valisi olarak görevlendirdi. Bu karışık işi halletmesini emretti.
Zalim Vali Ubeydullah Bin Ziyad, Kufe halkının ileri gelenlerini, kimisine mal mülk, kimisine makam mevki vaat ederek, halkı da askerleri ile tehdit ederek, Hazreti Hüseyin’e olan biatlerinden vazgeçirdi.
Hazreti Hüseyin’in daha önce Kufe’ye gönderdiği özel elçisi Müslim Bin Akil’i de hunharca şehit etti.
Hazreti Hüseyin Mekke’den çıkmış, Kufe’ye doğru gelmektedir. Kufelilerin kendisine biatten vazgeçtiklerinden haberi yoktur. Kufe’de ise Ubeydullah Bin Ziyad, mal, mülk, şan, şöhret, makam, mevki dağıtmaya devam etmektedir. Bu arada önemli bir şehir olan Rey valiliğini de Ömer Bin Sad Bin Ebi Vakkas’a vermiştir. Vermiştir ama, karşılığında Kufe’ye doğru gelmekte olan Hazreti Hüseyin’e karşı ordusuyla gidip onu engellemesini, gerekirse kellesini almasını emretmiştir.
Ömer Bin Sad irkilmiştir. Bu, ateşe girmek anlamına gelmektedir. Ama Rey valiliği de redddilecek bir makam ve mevki değildir. Ayrıca bu görevi yapmasa Ubeydullah tarafından çeşitli zararlara uğratılma ihtimali de mevcuttur.
Sonunda görevi kabul ettiğini bildirmiş ve dört bin kişilik ordusu ile yollara düşmüştür.
Hazreti Hüseyin’le karşılaştığında iki eski arkadaş önce kucaklaştılarsa da, Ömer Bin Sad aldığı emir gereği, onu Ubeydullah Bin Ziyad’a teslim etmek zorunda olduğunu söylemiştir.
Hazreti Hüseyin Kufelilerin biatten vazgeçtiğini öğrenince geri dönüp gitmek istemişse de mani oldu. Onu Kerbela yakınlarında Fırat suyunun kenarına getirip konaklamasını sağladı. Yalnız aldığı emir gereği ırmakla aralarına kendi ordugahını kurdu. Böylece onlara su verilmeyecekti.
Kerbela faciası işte bundan sonra başladı.
Yarın bu olayın devamını ve makam mevki hırsının insana neler yaptırabildiğini yazmaya çalışacağız.