Yeni yüzyılın ilk çeyreğinin son bölümüne girerken küresel kriz giderek ağırlığını hissettiriyor. Son düzlükte atılan adımların, krizlerin, adı konmamış savaşların hepsinin alt zemininde bu krizin rolü var. Özellikle belirsizliklerin yoğunlaştığı ve problemlerin katmanlı bir hale geldiği günümüzde analizlerin birçoğu daha ilk adımında sakatlanıyor, haliyle çözümlemeler de eksik kalıyor ve pansuman yerine geçecek adımlar da işe yaramadığı gibi belirsizliği derinleştiriyor. Geçtiğimiz yıl boyunca Avrupa seçimlerini tamamlarken hepsinin en önemli sonucu ekonomik belirsizlikler ve bunun ortaya çıkardığı siyasal, sosyal yaklaşımların farklılığı oldu. Farklılıklar yeni bir yol haritası ortaya çıkartırken Avrupa’nın önemli merkezlerinde yeni aktörler sahneye çıkmaya başladı. Bununla birlikte ABD’de başkanlık seçimi sonrası, seçimlerin sonuçlarının tartışılması etrafında dönen ilk yılda sürekli iç meseleleri önceleyen bir süreç yürütüldü. Sağlıktan sosyal yaşama varana kadar bir dizi radikal kararlar uygulamaya konulurken, bütün politikaların temelini ekonominin belirleyeceği; immigrant (göçmen) yasasının iptali, bazı ülkelere getirilen yasaklarla şahin bir politik sürecin başlangıcı ilan ediliyordu.
Ekonomik olarak Çin’e karşı verilen cari açık önemli bir gediğe işaret ediyordu. Öncelikle yeni yönetim, koalisyonlara katılan ülkelerin ellerini daha çok ceplerine götürmesi yönünde başlattığı baskıyı, başta NATO olmak üzere kurulan diğer ittifaklarda da sürdürerek kendi adına önemli bir adım atmış oldu. Bu hem iç politikaya hem de dış politikaya yönelik bir mesaj anlamına geliyordu. Yeni ABD başkanının(Trump) ilk ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirmesi hem bölgede atacağı adımların işaretini verirken hem de ekonomik olarak bir önceki başkana fark atacak bir anlaşma ile evine dönmesi de iki yönlü bir diğer mesajdı. Kuzey Kore ile gerilimli diplomatik süreç ve başkanın sert beyanları arasında sürüp giden ve bir ucu Çin’e değen bir başka süreçte atılan adımlar yeni politikanın şahin yönünü bir kez daha ortaya çıkarıyordu. İlk yılını geride bıraktığında Trump, yola çıktığı ekibin yarısından fazlasını değiştirmişti. En son halkaya Dışişleri Bakanı’nı da ekleyip daha şahin bir ekip oluşturmuştu. Artık hem ekonomik kartları hem de askeri kartları masaya koyabilirdi. Elindeki gücü doğru kullanarak kendince tahakkümünü artırmak istiyordu. İlk olarak çelik ve alüminyuma getirilen ek vergilerle hem Avrupa’yı hem de Rusya ve Çin ile diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere karşı önemli bir adım atmış oldu. Her ne kadar bu manevraya karşı manevralar yapılsa da yaptırımların önünü alabilecek gibi görünmüyordu. Nitekim ticaret savaşları da diyebileceğimiz bu süreç bir bakıma resmen başlamış oldu. Rusya Devlet Başkanı Putin, Duma’da yaptığı konuşmada “yeni bir para biriminin gerekliliğinden” bahsederken dolara bağımlılığın vermiş olduğu baskıyı da bir şekilde deklare etmiş oldu. Diğer yandan Çin başta olmak üzere birçok ülke uluslararası ticarette yeni bir para arayışını dillendirmeye başladı. Özellikle Çin’in küreselleşme sürecinde kapitalist öğeleri kendince kullanması, sistemin kurucuları tarafından rahatsız edici bir durum olarak algılandı.
Bu krize karşı atılan adımlarda her ülke kendi gücü nispetinde karşılık verirken ekonomisi zayıf ülkeler için sıkıntılı günler ufukta görünüyordu. Bu bütün ekonomik adımların arkasında gerçekleşen Suriye saldırısı (İngiltere-Fransa-ABD), Kudüs’e ABD elçiliğinin taşınması, İsrail’in Suriye operasyonları ve Hizbullah’ın Lübnan’daki gücünü seçimle daha da pekiştirmesi gerilim hattını daha da üst bir noktaya taşıdı. Özellikle ABD’nin, P+1 ülkeleri ile İran arasında imzalanan nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve ardından İran’a yönelik söylemlerini sertleştirmesi ve akabinde yaptırımları çoğaltıp İran’da bir rejim değişikliğine gitme isteklerini en yetkili isimlerin ağızlarından ifade etmeye başladılar. İran’ın bölgesel etkinliğinden rahatsız olan Körfez ülkeleri, bu savaş halini ifade eden açıklamaları büyük bir sevinçle karşıladıklarını ifade etmekte gecikmediler. Aynı zamanda Rusya’ya karşı da yaptırımlar artırılırken, tarihin en büyük krizlerinden birine vesile olan, İngiltere’de Rusya ile yaşanan ajan krizi, Rusya’ya bir dizi yeni yaptırımları da beraberinde getirdi. Diplomatik bu kriz iletişim kanallarının tıkanmasına neden oldu. Bütün bunlar olup biterken ülkelerin gerçek dirençleri, ekonomik dinamikleri test edildi. Buna göre kırılgan ekonomilerin yeni süreçte birtakım zorlamalarla karşı karşıya kalacağı gözler önüne serildi. Gelişen olayların seyri birçok ülkenin konumunu değiştirecek yıkıcı savaşlara neden olacak gibi görünüyor. Küresel ekonomik kriz, haritaları yeniden tanzim edecek büyük bir siyasi ve askeri krizi de beraberinde taşıyor. Ve bu nedenle de bağımsızlığın, özgürlüğün en önemli göstergesi olan ekonominin ana belirleyici olduğu gerçeği bir kez daha açığa çıkarken, yöneticileri de insanlarına, ülkelerine karşı daha sorumlu hareket etmeye sevk ediyor.
Şayet yaşanan bu sürecin hamaset ile, pansuman tedbirlerle atlatılabileceğini düşünenler varsa büyük bir yanılgının içerisindeler. Özellikle seçim sürecine girmiş olan Türkiye’nin mevcut ekonomik anlayışı ve bunun yansıması olan söylemi bu sürecin doğru olarak okunmadığını gösteriyor. ‘Türkiye’ye operasyon yapılıyor, güçlü ekonomimiz’ vb. söylemler sadece seçim sürecini kotarmaya yönelik temelsiz söylemlerdir. Rakamlar, veriler bunun tam tersini işaret ediyor. Bugüne kadar üretime değil de tüketime dayalı bir ekonomi izlendiği için geçici pembe tablo artık dağılmış durumda. Nitekim kriz lokal olmaktan çok küresel ve bugün bu kriz bütün ekonomileri etkiliyor.
Sonuç olarak bugün hem yeni dönemin stratejisini doğru belirleyip, gerçekçi adımlara seçim sonuçlarını beklemeden girişmek gerekiyor. Keza bölgesel daha derin bir krizin eşikte beklediğini ve bu süreçten Türkiye’nin Suriye sürecinden daha çok etkileneceğini unutmamak gerekir. Maalesef bugün halen daha ekonomik bağımlılık (tüketim ekonomisi), dış politikada merkezini kaybetmiş sallantıda bir anlayış ve bol hamaset dili hâkim ve ne yazık ki bu da süreçleri seyirci olarak takip etmekten başka bir şey ifade etmiyor. Gelinen nokta Milli Görüş’ün yıllardan beri ifade ettiği yeni bir dünyaya duyulan ihtiyacı ve bunun için ise güçlü bir ekonomiyi ve adil bir düzenin gerekliliğini açık bir şekilde göstermektedir. Erbakan Hoca’nın kemikleri ile uğraşanların, onun iki binlerin başında Suriye-İran ve ekonomik kriz uyarısını görmezden gelmeleri de ayrı bir trajik durumdur. Ayrıca Çin ve benzeri ülkelerin dolar karşısındaki arayışı da yıllar sonra da olsa dünyanın bu güç merkezli anlayışla daha fazla gidilemeyeceğini anlamış olmalarının açık bir göstergesidir. Onun için unutma! Bakışını değiştir ki, dünya değişsin. Hoşça bakın zatınıza…
TAŞ GEMİ
Not: Ankara’da bayraklama çalışması yapan Saadet Partimizin kıymetli gençleri ve emektarlarına yapılan menfur saldırıyı kınıyor ve suçluların bir an evvel tespit edilip, haklarında gerekli işlemlerin yapılmasını adalet, hak hukuk adına bekliyorum. Ambulansı 20 dakika bekleten üniformalı zavallıları da Allah’a havale ediyorum. Başta yoğun bakımda olan milletvekili adayı Mehmet Fethi Bey olmak üzere bütün darp edilen kardeşlerime geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.