Birileri ile kader ortaklığı yapıyorsunuz ama bir gün geliyor o ortaklık sona eriyor.

Birlikte iş yapan taraflar, arasındaki yakınlaşmayı sağlayan sebep ortadan kalkınca ortaklık da bozulur.

İnsanlar birlikte yaşar, birlikte iş yapar ve ortaklıklar kurarlar.

Ortaklık karşılıklı güven, saygı ve sevgiye dayanır.

Bu değerler yıkılınca ortaklık da ortadan kalkar.

Kısa ve uzun süren ortaklıklar vardır. Mesela, “iki kardeşin kurduğu iş ortaklığı uzun sürmez.” denilir, hep. 

Birbirleriyle geçinemeyen kardeşler, aralarındaki ortaklığı çoğunlukla  -farklı sebep ve gerekçelerle- bozarlar.

“Kardeşler” adı altında faaliyet gösteren firmalar, şirketler, dükkanlar aldatmasın sizi! Onların çoğu kardeş değil… Gerçek bu. 

Bir de birbirini tanımayan; ama birbirine güvenen, inanan, dış tesirlerden etkilenmeyen ortaklıklar vardır ki, ölünceye kadar devam eder.

***

Elbette, hayatta her şey “çıkar” değil. Ama çıkarlar zedelendiğinde ortaklık da hitam bulur.

Bu durumu en iyi anlatan, “Öküz öldü, ortaklık bitti.” deyimidir.

Evvelce fakir bir köylünün çift sürmekte kullandığı bir çift öküzü varmış.

Bunlardan biri ölmüş.

Köylü, toprak ağasına giderek, yalvar yakar bir öküz parası istemiş.

Ağa, köylüye:

- Öküzün parasını ödeyinceye kadar hayvan ortak malımız sayılacak. Elli dönüm tarlamı süreceksin, ağılıma bakacaksın, harmanda yardım edeceksin… diyerek ağır şartlar ileri sürmüş.

Ağanın şartlarını kabul eden köylü ona kul köle olmuş.

Fakat aradan üç yıl geçtikten sonra parasının yarıdan fazlası ödenen öküz, gördüğü ağır işlere dayanamayıp ölmüş.

Ağa, eskisi gibi köylüye angarya işlerini yaptırmak istemiş.

Sabrı tükenen köylü:

- Ağam, gayrı öküz öldü, ortaklık bozuldu, deyip ağanın zulmünden kurtulmuş.

KUYRUK ACISI…

Daha önce de bir vesile ile yazdım.

Çok sevdiğim öykülerden biridir;

Zamanın birinde, bir oduncu ormanda odun keserken çalı arasında bir yılana rastlamış.

Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an göz göze gelmiş.

Yılana vurmaya kıyamamış.

Yılanda duygulanmış ve dile gelmiş; “Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, bende sana iyilik edeceğim’’

Bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş. Biraz sonra ağzında bir altın lira ile dönmüş ve “Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın lira vereceğim!’’ demiş.

Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş.

Ailesi de dahil hiç kimseye olanı biteni anlatmamış.

Herkes sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş.

Oduncu yıllar boyu her gün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile buluşmuş ve altınını almış.

Bir gün oduncu ağır hastalanmış.

Kuyunun başına gidemez olmuş, evinde darlık başlamış.

Oğlunu yanına çağırmış ve yılanın sırrını anlatmış; “Kör kuyunun başına git ve oğluyum de; yılan sana altın verecek!’’

Oğlu inanmamış ama gitmiş. Yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış.

Onun oduncunun oğlu olduğuna iyice kanaat getirince de kuyuya inip bir altın getirmiş.

Oğlan hırsa kapılmış, “Kim bilir daha ne kadar altın var kuyunun içinde!’’ diye düşünmüş.

Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış, ıskalamış ama yılanın kuyruğunu koparmış. Yılan da can havliyle dönüp oğlanı sokmuş ve öldürmüş.

Akşam yaklaşıp da oğlu gelmeyince oduncu iyice endişelenmiş.

Hasta yatağından sürünerek kuyunun başına gitmiş ki oğlu cansız yatıyor.

Yılan da o anda görünmüş; kuyruğu yok ve kanlar içinde.

Oduncu durumu anlamış ve çok üzülmüş. Canının parçası oğlu yerde cansız, yıllardır velinimeti olan yılan da yaralı...

“Hatalı olan oğlum olmalı!’’ demiş ve yılandan özür dilemiş.

“Tekrar dost olalım!’’ demiş.

Yılan ise acı acı gülümsemiş; “Çok isterdim ama sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız!’’

Farklı anlamlar çıkarmaya gerek yok.

Sadece bir hikâye işte…

 DOSTLUK ZORDUR…

Son bir haftadır kafamı nereye çevirsem, “dostluk”, “ihanet çemberi”, “arkadan hançerleme”, “kılıçların kınından çıkarılması” gibi laflar duyuyorum.

Bugün Pazar.

Bakın Mevlana Hazretleri “dostluk” hakkında neler söylemiş. İşte bir bukle:

* Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

* Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır.

* Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir.

* Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.

* Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç

* Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.

* Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar.

* Irmak suyunu tümden içmenin imkânı yok ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkânı yok.

* Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi! Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler.

* Ayın, geceye sabretmesi, onu apaydın eder. Gülün, dikene sabretmesi, güle güzel bir koku verir. Arslanın, sabredip pislik içinde beklemesi, onu deve yavrusu ile doyurur.

* Allah ile olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur..

* İnsan gözdür, görüştür, gerisi ettir. İnsanın gözü neyi görüyorsa, değeri o kadardır.

* Yoldaki bir tepecik seni bunaltmış, oysa önünde yüzlerce dağ var

* Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana, içinde inci vardır. (Hülya Öztürk’e teşekkürler)

NOT: Bugün 17 Kasım 2013 Pazar… İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Cemil Çiçek, liderlerle görüşerek yeni bir süreç başlattı. Son hazırlanan Demokratikleşme Paketi sanki yeni ve sivil Anayasa çalışmalarını sekteye uğrattı, yavaşlattı. Du bakali n’olacak Her şeye rağmen yine de takipteyiz…