Siyasetin yaşam tarzı üzerinden konumlandırıldığı bir ülke olarak Türkiye’de, başlıkta yer alan soruya verilecek yanıtların mahiyetinin ne olacağı hususunu tahmin etmek çok da zor olmasa gerek.

Bu başlığı atmamın sebebi, böylesi bir tartışma başlatmak değil.

Ne var ki, eğitimde var olan problemlere yönelik çözüm önerilerini ele alacağımız bir çalışmanın dikkat çekici birtakım adımlarla desteklenmesine ihtiyaç duyulduğu da ortadadır.

Bu kapsamda, geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir rapordan söz etmek istiyorum. Maksadım raporu analiz etmek olmadığından kısa bilgilerle yetineceğim. Zira önemli olan nokta; farklı uygulamalara, yeni arayışlara açık olabilme durumudur.

Saha araştırmasını içeren “Dört Beşe Eşit Olabilir mi?” üst başlıklı bu rapor, ABD’deki eğitim kurumlarında son dönemde uygulamaya konan bir politikayı analiz etmeyi amaçlıyor. Uygulamanın avantaj ve dezavantajlarını ele alıyor.

ABD’nin özellikle batı bölgelerinde yer alan 500’den fazla yerleşim yerinde uygulamaya konan politika; okullarda eğitimin 5 günden 4 güne indirilmesini içeriyor.

Yetkililer uygulamanın gerekçesi olarak; öğrenci katılımının artırılması, mali tasarrufların sağlanması, eğitimin daha nitelikli hale getirilmesi gibi muhtemel beklentileri sıralıyor.

Çeşitli veriler kullanılarak yapılan nitel ve nicel analizler ise bu beklentilerin gerçekle ne kadar örtüştüğü konusunda birtakım bilgiler sunuyor.

Raporu hazırlayan uzmanlar, eğitim başarısına etki bakımından 4 gün uygulamasının uzun vadede beklenen etkiyi göstermeyeceğini işaret eden kısa vadeli verileri öne çıkarıyor.

Oysaki raporda yer alan bazı bilgiler kanaatimce büyük önem arz ediyor. Eğitimin paydaşları olan velilerin, idarecilerin ve öğrencilerin verdiği bilgilere bakıldığında uygulamaya dönük beklentilerin büyük ölçüde karşılandığını söylemek abartı olmayacaktır.

Bu kapsamda raporu incelerken dikkatimi en fazla çeken hususlar; analiz verilerinin öğrencilerin ve ailelerin 4 gün uygulamasından büyük ölçüde memnuniyet duyduğunu göstermesi ile uygulamanın çocukların ebeveynleriyle daha fazla vakit geçirmesine imkân tanıyan fazladan zaman olarak algılanmasıdır.

Yalnızca akademik başarıya yoğunlaşan eğitim sisteminin ne Türkiye’de ne de herhangi bir ülkede gerçek anlamda başarıya ulaştırma ihtimali bulunmamaktadır.

Açık bir biçimde görülmektedir ki, kişisel becerileri çoğu zaman yok sayan toptancı eğitim anlayışı yeteneklerin körelmesine neden olurken yerine herhangi bir şey de ikame edememektedir.

Esasında, hafta içi bir günün okullarda tatil edilmesi ya da başka etkinliklere yöneltilmesi bu anlamda bir çıkış yolu olarak düşünülebilir durumdadır.

Öğrencilerin ilgi alanlarına göre teşvik edilmesi bakımından bu bir günlük tasarruf, önemli bir avantaj olarak görülebilir.

Gönüllü olarak stajlara, atölyelere, kurslara, etkinliklere katılımın sağlanması eğitimin okul duvarlarından taşarak yaşam boyu öğrenmeye dönüşmesine zemin oluşturabilir.

Aksi takdirde nereye gideceğini bilmeyen rotasız gemiler gibi, rüzgârın yönüne göre istikametini bulmaya çalışan bir toplum haline gelinmektedir.

Bir ülkenin idarecilerinin hedefi yoksa o ülke insanlarının da, büyük ölçüde hedefleri yoktur.

Nitekim üniversite öğrencilerine sorulduğunda büyük çoğunluğunun gönlündeki bölümü okumadığı, mahalle baskısına maruz kalmamak için öylesine öğrenciliğe devam ettiği sonuçlarına bu yüzden sıklıkla rastlanılmaktadır.

Bu yüzden üniversiteli işsizler ordusu ortaya çıkmaktadır.

Bu bağlamda en temel öneri olarak; eğitime ilişkin bakışın yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini belirtmek gerekmektedir.

Öğrencilere “her şeyi öğretelim” derken pratikte neredeyse “çok fazla bir şey öğretilemediği” gerçeğinden hareketle, eğitimi gerçek hayat ile buluşturacak adımları artırmak gerekmektedir.

Elbette bunun için sürdürülebilir kamu politikalarına ihtiyaç bulunmaktadır. Eğitim-sanayi, eğitim-ticaret, eğitim-sanat, eğitim-spor vb. bağlantıların gerçekten kurulması gerekmektedir.

Bütün bunların yanında öğrenci-ebeveyn arasındaki ilişkiyi aktif hale getirecek yönlendirmeler de göz ardı edilmemelidir.

Zira iyi bir mühendis yetiştirmek için ortaokul/liseden itibaren sanayi ortamını yaşatmanın önemi kadar, o mühendisin sağlıklı bir ruh dünyasına sahip olmasına da özen göstermek gerekmektedir. Bunun temelinde ise sağlam aile ilişkileri yatmaktadır.

İnsanlar; para kazanmanın asıl amaç olamayacağını, esas zenginliğin niçin yaratıldığının şuuruna vararak insanlığa hizmet etmekten geçtiğini bilinçli ailelerden öğrenmektedir. Eğitim planlayıcıları, bu gerçeği akıldan çıkarmamalıdır.