Bismillâhirrahmânirrahîm;
ÖLÜM değişmez akıbet! Ömrün sonunda “hoş bir sadâ” bırakabilmek, imtihanı verebilmek ne güzel! İmrenilecek örneğini Oğuzhan Asiltürk ağabeyde gördüm. Siyaset ve devlet adamlığı gibi zor ve azgın dalgalarla boğuşmayı gerektiren bir alanda hakkı üstün tutabilmek, ancak Millî Görüş’ün kurucu lideri Erbakan Hoca, Oğuzhan ağabey gibi manevi dirence sahip mücahitlerin göğüsleyebileceği bir yiğitlik!
Oğuzhan ağabeyin vefatıyla Saadet Partisi kadroları daha da kenetlendi. Öncülerinin birer birer gitmesiyle, üzerlerindeki yüklerinin arttığının farkındalar. Yurt içi ve yurt dışından binlerce insan genel merkeze akın etti. Siyasi rakipleri bile hayırla andılar. Her siyasi parti ve farklı görüşten nice insan taziyelerini sundu. Dava arkadaşları onun cihadını anlattılar. Başından beri beraber oldukları Yasin Hatiboğlu, “Sen Ey Mücahit” diyerek şu dörtlüğü yazdı:“Din ve iman uğrunda canı yandıkça yanan…Bir damla yaş uğruna, kopardığı feveran…
Cehd ü cihat eyledin, ey mübarek MÜCAHİT!..
Sana kıyan ağlarken, sen kabrinde şâdüman!..”
Oğuzhan ağabeyin oğlu Doç. Dr. Murat Asiltürk, “Babasının bütün hayatını cihat edip İslâm’ı hayata hâkim kılma çalışmalarına harcadığını” belirtti: “Davaya hizmet için çağrıldığında koşarak giderdi. Dünya malına asla meyletmedi. 51 yıl önce aldığı evden cenazesi çıktı. Kınayıcının kınamasından çekinmez; hak bildiğini söylerdi.”
FERASETİ YÜKSEKTİ
İÇİŞLERİ ile Sanayi ve Teknoloji bakanlıklarında Türkiye’nin değerleri ile uyumlu icraatlar yaptı. Çok kritik görevler üstlendi. Dış etkilere kapılmadı. Ülkemizin hayrına adımlar attı. Basiret ve feraset sahibi adil bir devlet adamıydı.
Türkiye Ergenekon ve Balyoz davaları ile çalkalanıyordu. Halk telaş ve tedirginlik içindeydi. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Böyle bir atmosferde, “Amerika, TSK içindeki ABD karşıtlarını tasfiye ediyor” deme cesaretini gösterdi. Dediği gibi, ABD 15 Temmuz’a hazırlanıyordu. Bu uyarıları dikkate almayan yöneticiler Türkiye’yi 15 Temmuz felâketine sürüklediler.
Erbakan Hoca’nın sık anlattığı, Siyonizm güdümündeki vahşi kapitalizmin insanlığı sömürmek için kurduğu düzeni kılcal damarlarına kadar biliyordu. Öngörüsü sağlam, fikirleri isabetliydi.
Muhittin Yıldırım hoca, “Ankara’ya ilk geldiğimde, Erbakan Hocam beni, ‘Yanından ayrılma!’ diyerek Oğuzhan ağabeye emanet etti. Medine’de öğrenimime vesile olan Oğuzhan ağabeyim dâr-ı bekaya hicret etti. Vefatıyla babamızın vasiyetini hatırladım: Gel ey insan, tefekkür kıl! / Gönül verme bu dünyaya, / Rıza-yı Bâri’yi gözle, / Eriş rahmet-i Mevlâ’ya!”
İHA ve SİHA’ların fikir babası Selçuk Bayraktar, Oğuzhan ağabeyi tanıttı: “Aile dostumuz ve Millî Görüş hareketinin öncülerindendi.”
Bursalı şair Ahmet Akmaz şu dörtlükleri yazdı: “İbrahim duruşlu bir mücahitti, / Hiçbir zaman esnemedi arkadaş! / Kim ne derse desin, bizler şahidiz, / Yanlış bir yol izlemedi arkadaş! // Davada var idi mal ile canla, / Artık yeter derdi, davanı anla! / Dedikodu yaptırmazdı divanda, / Hakiki bir mümin idi arkadaş!”
İNANDIĞI GİBİ YAŞADI
ESKİ başbakanlardan Ahmet Davudoğlu, Oğuzhan ağabeyin “inandığı gibi yaşadığını” belirtti: “Bir neslin öncü ve simge ismiydi. İfadesi açık ve netti. Siyasi tarihimizin her aşamasında izi vardı.”
Oğuzhan ağabey, 12 Eylül günü “zatürre” teşhisiyle hastaneye kaldırıldı. Vefatına kadar geçen 19 gün, Sağlık Bakanlığı’nda Daire Başkanlığı yapan Sait Çelebi kardeşim, süreci fiilen veya doktoru Halil Bey aracılığıyla yakından takip etti. Bir yemekte anlattı: “Oğuzhan ağabey hastaneye geldiğinde akciğerinde tutukluk vardı. Kısa sürede zatürreyi atlattı. Son 3 güne kadar konuşuyor, hatta talimatlar veriyordu. Bilinci açıktı. Son 3 günde dalgınlık-uyanıklık arası bir süreç yaşadı. Bir an olsun Allah’ı zikretmeyi bırakmadı. Doktoru da buna şahittir. 1 Ekim, saat 09.00’da kalp yetmezliğinden vefat etti.”
51 yıl dakik, disiplinli, hızlı çalışmanın etkisiyle olmalı ki, 7 kez kalp ameliyatı oldu. Kısıtlı yiyip içiyordu. Bünye ancak bu kadar dayanabildi, diye düşünüyorum. Anlattıklarımız işin vesilesi. Gerçekte emir Hak’tan! Ne imrenilecek bir ölüm!
O öncülere övgüler düzmek yetmez. Buna ihtiyaçları da yok. Onların yolunu “yol” edinebilmek önemli. Onlar gibi dava kararlılığı gösterebilmek! Acı çeken, itilip kakılan, masum ve mazlumların dertlerine derman olmak buna bağlı! Selâm o öncülere!