Irkçılıkta aşırı gitmede ve bu ırkçılık hareketini en uzun sürdürmede rekor, Yahudilere aittir.

Tam iki bin yıl, aşağılanmışlar, horlanmışlar, sürgüne gönderilmişler, itilmişler, kakılmışlar, katliama uğramışlar, yine de ırkçılığın kötü ve çıkmaz yol olduğu konusunda ders almamışlar.

Geçmişe bakma, bu güne bak denebilir.

Son yüz yılın en fazla itilip kakılan ve öldürülen insan sayısında da Yahudiler birinci sıradadır.

İnandıkları, yaptıkları, söyledikleri sekiz milyar insanın fıtratına aykırıdır da ondan.

Ama günümüzde bize silah satacak kadar gelişmişler, bütün dünyadaki tohumları yeniden geliştirmişler denebilir.

Dünya bu günlerde onların genetiğini bozduğu tohumları çoğaltmak için milyar dolarlar harcıyorlar.

Onlar bu bozma, dağıtma, zehirleme, öldürücü silahlar üretme sonunda elde ettikleri dolarları füze işlemez evlerde, lokantalarda, kafelerde yerken her an bir füzenin küçücük camlardan yatak odasına, tuvalete, salona düşeceği korkusuyla yaşamaya devam ediyorlar.

Çalıp çırparak, kasanı milyar dolarlarla doldurduğunu, malını çaldıklarının her birinin senin peşine düştüğünü, sen de Amerikalı kovboy CIA’cılardan bir alay güvenlikçi tuttuğunu düşün ve evinde ağız tadıyla nasıl yemek yiyeceğini hayal et.

Batı’nın çizdiği yolda, Batılıların silahlarıyla, batılıların uygun gördüğü yerde ülke vaat edilen bazı Kürt kardeşlerimiz de Yahudiler gibi ırka dayalı bir devlet hayaliyle Molla Mustafa Barzani hareketinden beri yüz yıldır dağların inlerinde yaşamaya kendilerini mahkûm ettiler.

Altı yüz yıl Viyana’dan Yemen’e kadar her ırk ve renkten insanları İslam adaleti içinde yaşatan Osmanlı’nın içinden türeyen üç buçuk ırkçı paşa, üç milyon kilometre kareden sekiz yüz bin kilometrekareye ülkeye düşürüverdikleri gibi, ektikleri ırkçılık tohumları ayrık otundan beter bir şekilde bizi birbirimize düşürmeye devam ediyor.

Ama şu anda Ortadoğu’da Arap’ı, Kürt’ü, Türk’ü bir arada tutan ve tutmaya devam eden bağ, İslam bağıdır.

Bu kaynaşmanın içinde olan Türk Müslümanlar, ırkçılık hastalığına tutulan ve kavgayı kaşıyan Türklerden fazla olduğu gibi, Kürt Müslümanların sayısı, ırkçılık yapan Kürtlerden fazladır. Arap ırkçılığı yaparak bölünmeyi parçalanmayı sağlamaya çalışan ırkçı Arap sayısından Müslüman Arap sayısı da fazladır ama o azınlıklar kadar aktif, etkin ve çalışkan değildirler.

Türkiye’de altmışlı-yetmişli yıllarda bizi ideolojik olarak milliyetçiler, komünistler, İslamcılar olarak ana üç  kampa ayırdılar ve beş bine yakın çam yarması delikanlılarımızın ölmesine sebep oldular.

Hepsinin birleştiği nokta İslam’dı.

Derken hemen hepsi, kendilerine destek verenlerin aynı yer olduğunu anlayınca şimdiler de hepsi sarmaş dolaş olmaya başladılar.

Birlikte dernek, vakıf, şirket, parti kurmaya devam ediyorlar.

Bu yazımın doğruluğunu test için bu üç parçadan isimlerini bildiğiniz yüz isim belirleyin ve bu yüz isim, bu günlerde kimlerle beraber ona bakıverin.

Bu üç gurubun hamuru İslam’a göre karılmış olduğu için herkes aslına dönüverdi o kadar.

Kavga neden?

Bir guruba göre servet kavgası, bir guruba göre saltanat kavgasıdır.

Dernekte başkan olma, vakıfta başkan olma, şirkette başkan olma, partide başkan olma ve imkânlarından yararlanma kavgasında bölgecilik ve ilcilik etkili oluyor.

Devlet, dernek, vakıf, şirket başkanlığı gibi yarışlarda yapılan kavgaları biz, önemli saysak da İslam’a ve Müslümanlara düşman olanlar, İslam âleminde ve Türkiye’de her parti, her ırk, her bölge insanının yaşamasa bile dinine saldırıda elbirliğiyle hareket edeceklerini bizden çok iyi bilirler.

1970’li yıllar sağ-sol çatışmalarının zirve yaptığı yıllardı.

Onun için 12 Mart 1971 muhtırasıyla darbe yapıldı.

1974 yılında Kıbrıs çıkartmasında bütün Türkiye’de sağcı, solcu, ırkçı, milliyetçi ne kadar gurup varsa, bulundukları il ve ilçenin askerlik şubesi başkanlığı önünde sıraya girip Kıbrıs’a savaşa gitmek için kayıt yaptırmışlardı.

Öyle ise bu iç çekişmelerin sonlandırılması için ne yapmalı?

Sağ, sol bütün halkımızın okumuş kısmının adını sevdiği, “Yoluna ölürüm” dediği İslam’ı öğrenmesi gerekir.

Benim, iyi bildiğim insanlar var ki, İslam için can ve malından geçecek kadar çalışmalarına devam ediyor ama İslam’ı öğrenme yolunda kurumlar da kurduğu halde kendisi, elli, kırk, otuz, yirmi, on yıldır tek kelime öğrenmemeye çalışmış.

Fatiha süresinin okunuşundaki hataları namazın caiz olmasına engel olacak kadar cahil.

Dokuz saatte Kur’an-ı Kerim’i baştan sona ezberden okuyabilen ve yıllardır hatimle teravih namazı kıldıran değerli hafızımız, Fatiha süresi bana ne diyor diye tefsirini bir defa okumamış.

Bu yazıyı okuduktan sonra ünlü öncülerimizi açıktan besmele çekerken dikkatle dinleyiniz.

Ben televizyondan dinlerken çok dikkat ettim, yüzde doksan dokuzu, “Bisimlarahmanirahim” diyor.

Halkımızın yüzde doksan dokuzunun, iman ettiği Kur’an-ı Kerim’i harflerinin çıkışına dikkat ederek, manasını anlayarak, anladığı manayı Sevgili Peygamberimizi örnek alarak, uygulayarak okuduğu gün, şikâyetçi olduğumuz zimmet, rüşvet, kayırma, soyma, soygun gibi şeyler yalnız “Haram” duvarına çarparak durduğu gibi  kendi aramızdaki kavga da bitince, “Tek dişi kalmış canavar”ların hiç biri, hiçbir beyan, demeç veya basın bildirisinde hırlayamaz bile.