Siyasetçiler, yapıp yapamayacaklarına bakmaksızın vaatte bulunmayı, kitlelere mavi boncuk dağıtmayı severler, abartmaktan da ayrı bir tat alırlar. Netice itibariyle vaat, bir niyet göstergesidir ve realiteyle karşılaşınca birçok şeyin kağıt üstünde durmadığı da anlaşılır denebilir. Ancak icra makamında bulunanlar, konum ve sorumlulukları itibariyle vaat faslını geçmiş, doğrudan realiteyle haşır neşirdirler ve kitlelere hayal satmak, pembe tablo çizmek yerine gerçekleri söylemek durumundadırlar. Dolayısıyla abartmak gibi bir lükse de sahip değildirler.
Belki de Cumhuriyet tarihinin en ciddi ekonomik buhranı yaşanırken, son 3-4 senedir kriz hali giderek derinleşip fakirleşme günlük yaşamda bile görünür hale gelmişken, elbette ki sokaktaki insanın tek ve gerçek gündemi geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığıdır. Bu insanlara “dünyanın en büyük 10 ekonomisinden birisi olmaya hiç olmadığı kadar yakınız” dediğiniz zaman, bu abartıdan da öte bir acayip hal arz edecektir.
“Dünya bizi kıskanıyor” türünden absürd ve manasız, mantıksız ifadeleri ısrarla ve sürekli söylemeyi sürdürmek, hayatını idame ettirmekte sıkıntı yaşayan insanların gündemini hafife almak, yok saymak, ciddiye almamaktır en basitinden. Alım gücü her geçen gün düşen, fakirleşmeyi günbegün yaşayan, işsizlikten kırılan, borç yüzünden ruhsal bunalıma hatta canına kıyma noktasına kadar düşen insanların dertleriyle dertlenmemektir açıkçası…
Hala 50 sene önceki manzaraları anlatmaktan imtina etmeyip de bugünün Türkiyesinde milyonlarca insanın yoksulluk ve yoksunluk manzarasını bire bir yaşamasına kayıtsız kalma hali, bugünün icra makamındakilerin sergiledikleri tutumun ta kendisidir. İnsanların bedava soğan-patatese, ucuz ekmeğe muhtaç hale düşmesinden bile bir ibret ve ders çıkarmayıp da akla mantığa sığmayan önermeler, abartıdan da öte tuhaf savlarla kitleleri oyalamak da ayrı bir vebaldir elbette.
Sokağın enflasyonuyla resmi enflasyon arasındaki fark ciddi bir durum arz etse de, TÜİK’in açıkladığı resmi veriler bile ekonomik manzaranın ne kadar da kötüleştiğini (büyük oranda göstermese bile) ortaya koyuyor. İcra makamındakiler ne kadar da görmemeye, gündemlerine almamaya gayret etseler de toplumun geldiği nokta ve içinde bulunduğu manzara bir şekilde rakamlara yansıyor.
TÜİK’in, 2020 yılına ilişkin Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçları bu anlamda çok çarpıcı neticeler veriyor. Kriz dönemlerinde daha da bozulan gelir dağılımı eşitsizliği, beklendiği üzere “en zengin”in daha da zenginleşmesi, “en fakir”in de daha da fakirleşmesinin sonucunda artmış durumda. En yüksek gelire sahip yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay 1,2 puan artışla yüzde 47,5’e yükselirken, en düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubun aldığı pay 0,3 puan azalarak yüzde 5,9’a gerilemiş. En zengin yüzde 20’nin gelirinin en yoksul yüzde 20’nin gelirine oranı 7,4’den 8’e yükselmiş! TÜİK verileri, gelir dağılımı eşitsizliğinin 11 yılın en kötü seviyesinde olduğunu gösteriyor.
“Dünyanın bizi kıskandığı” absürdlükleri kamuoyuna söylenirken, toplumun gerçeği ise farklı şeyler anlatıyor. “Sürekli yoksulluk” oranı, bir önceki yıla göre 1 puan artarak yüzde 13,7 olmuş mesela. Toplumun yüzde 58,3’ünün, konut alımı ve konut masrafları dışında borç veya taksit ödemeleri bulunuyor, yani borçlu… Hanelerin yüzde 59,3’ü evden uzakta bir haftalık tatil masraflarını, yüzde 37,3’ü iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını, yüzde 32,2’si beklenmedik harcamaları, yüzde 20,3’ü evin ısınma ihtiyacını, yüzde 58’i eskimiş mobilyaların yenilenmesini ekonomik olarak karşılayamadığını beyan ediyor.
Konut masraflarının çok yük getirdiğini belirtenlerin oranı yüzde 13,3 olurken, “biraz yük getiriyor” diyenler yüzde 57,7, “yük getirmiyor” cevabı verenler ise yüzde 29 olarak belirlendi. Toplumun yüzde 70’i konut masraflarının yük getirdiği görüşünde yani…
İnsanlar, günlük yaşamlarını idame ettirebilmek için büyük bir mücadele içindeler ve bunu da mütemadiyen borçlanarak, kredi çekerek, kredi kartlarına borçlanarak gerçekleştirebiliyorlar. Turizm sezonu geldi,, yakında göreceğiz. Yabancı ülkelerin emeklileri, işçileri, hatta asgari ücretlileri bile ülkemize gelip bizim vatandaşımızın çoğunun rüyalarında bile göremediği 5 yıldızlı otellerde, tatil köylerinde tatil yapıp gidecekler. Buna maddi güçleri yetecek çünkü. Bizim halkımız ise en basit bir ihtiyacı için bile borçlanmak zorunda kalacak, ay sonunu getirebilmek için şekilde şekle girecek.
Ve idarecilerimiz de kürsülerden “dünya bizi kıskanıyor”, “en büyük 10’a girmeye çok yakınız” nutukları atacak Halk Ekmek büfesinde kuyruğa giren insanlara…