İslam birliği kurmanın yegâne yolu ise cihad çalışması idi. Cihad, bu büyük hedefin yegane uygulama metodu olmuştur. Şimdi kısaca bu iki liderin cihad çalışmalarına bakalım. İslam birliğinin parçalandığı, siyasi liderlerin mücadeleyi kendi koltuk sevdalarından ibaret gördükleri bir dönemde Nureddin bir yıldız gibi ortaya çıkmış ve yere düşmekte olan cihad bayrağını tekrar ayağa kaldırmıştı. Böylece aslında yere düşmekte olan İslam ümmeti de tekrar dimdik ayağa kalkmış oldu. Bu nedenledir ki Nureddin Mahmud’un İslam birliği ve cihad davasında çok çok özel bir yeri vardır.

Nureddin, cihat için şöyle demişti: “Yeryüzünde Allah’ı inkar eden hiç kimse kalmayıncaya ya da ben burada ölünceye kadar cihada devam edeceğim.”

Gerçekten de son nefesi dahil bu yolda yürümüştü. Çok istemesine rağmen şehit olamamış ancak bu şehadet arzusunu bilen halk ona şehit Nureddin unvanını vermişti.

Yine bir defasında, “Allah’a yemin olsun ki, şahsımın ve İslâm’ın intikamını almadıkça, çardak altında gölgelenmeyeceğim” demişti.

Nureddin Zengi, Anadolu Selçuklu sultanı Kılıçarslan’a: “Cihat etmelisin ve bu cihadda benimle olmalısın” demişti.

Belki de en önemli çalışması bu büyük davayı sahiplenecek, bu yolda hiçbir dünyalık sevgiye aldanmayacak ve hedefi başarıyla gerçekleştirecek Selahaddin’i yetiştirmesi olmuştur.

Selahaddin de tabii ki cihad hareketini aynı şekilde kendine 1 numaralı uygulama metodu seçmişti. O lideri ve ustası Nureddin tarafından en güzel şekilde eğitilmişti. Ve onun koyduğu hedefleri birer birer gerçekleştirmişti.

Onun cihada bağlılığını en iyi şekilde Kadı Şeddat anlatır: “Selahaddin’in gönlünde cihattan başka hiçbir şey yoktu. Hep cihad ve haçlılara karşı mücadeleden bahsederdi. Savaş aletlerinden başka hiçbir dünyalık eşyadan bahsetmezdi ve ilgi de duymazdı. Bu cihat ve Kudüs aşkı onu dünyaya sırt çeviren zahit bir insan haline getirmişti. O çoluk çocuğunu ve içinde büyüdüğü ülkesini terk edip küçük bir çadırdan başka ne eve ne köşke ne de bir saraya sahip olmamıştı.”

Allah, büyük fetihleri saraylarda yaşayan sultanlara değil çadırda yaşayan liderlere nasip ediyor işte. Allah İslam birliğini kurmayı da saraylarda yaşayan sultanlara nasip etmiyor işte. Zaten saraylarda dünyalık ihtişam içinde yaşayan sultanlarda cihat derdi olur mu hiç! Bu bir tercih meselesidir. Dünyalık saltanatı isteyen saraylarda, davasının derdini yaşayan ise mütevazı konutlarında yaşar.

Bir defasında düşmanı sahile kadar kovalamış ve “Andolsun ki Allah bana diğer sahilleri fethetmeyi nasip ettiğinde onları hemen idarecilere teslim edeceğim ve sonra denizlere açılacak, adaları fethetmeye gideceğim. Yeryüzünde Allah’ı inkar eden hiçbir kimse kalmayıncaya ya da ben bu uğurda ölünceye kadar buna devam edeceğim” demişti.

Haçlı komutanı Conrad, kendisine mücadeleyi bırakması için elçi gönderdiğinde Selahaddin önce her zamanki gibi gülümsemiş sonra da adama şöyle demişti: “Kralına de ki hayatın zevklerini umursamayan yaşlı bir adamım ben. Allah zaferi ikimizden birine nasip edinceye kadar buradayım.”

İslam birliğini kuran, cihad çalışmalarını tüm ömrünün merkezine alan ahlak ve adaletleri ile dost düşman herkesin takdirini kazanan ve hedeflerini birer birer gerçekleştirmek nasip olan bu iki büyük adama Allah’tan rahmet dileyelim. Ve bugün İslam dünyasının liderliği iddiasında olan liderlerin de onların yolundan gitmelerini Allah’tan niyaz edelim…