ABD Ulusal İstihbarat Konseyi önümüzdeki dönemde İstanbul’un Avrupa’nın “en kalabalık şehri” olacağı iddiasında bulunuyor!

Bu iddiayı “hayra yoranlar” olabileceği gibi mutlaka “şerre yoranlar” da çıkacaktır!

Sahiden de Avrupa’nın “en kalabalık şehri” olmak hayra mı alamettir yoksa şerre mi?

Bu konuda atasözlerimizden yardım alırsak, o sözlerde “nerede çokluk orada bolluk” gibi bir şey denildiğine tanık olamıyoruz.

Daha çirkin bir ifade ile karşı karşıya kalıyoruz.

Kuşkusuz daha çirkin bir ifade ile karşı karşıya kalışımız gerçekleri değiştirmeye yetmiyor.

25-30 milyonluk bir şehri idare etmek mi kolaydır, yoksa 2-3 milyonluk on-on beş şehri idare etmek mi kolaydır? İstanbul’un nüfusunu katlayacak “çılgın projelerin” peşinde koşanlar aslında bu soruya cevap arasalar çok daha yararlı bir iş yapmış olmazlar mı?

Görüldüğü gibi İstanbul ne kadar yatırım yapılırsa yapılsın, doymayan bir yapıya dönüşmüş durumda!

Yapılan her yeni yatırım ardından başka yatırımların da yapılmasını gerektiriyor.

Koca şehre ne su yetiyor ne yol yetiyor! Yapıldıkça yenisi gerekiyor.

Hiç şüphesiz bunlar İstanbul’un Avrupa’nın “en kalabalık şehri” olacağı iddiasına olumsuz bakanların görüşleri!

İddiaya olumlu bakanlar ise “en kalabalık şehir” olunması ile dünya markası haline gelineceğini ve bu sayede pek çok artı değere kavuşulacağı varsayımından yola çıkıyorlar.

En büyük havaalanlarını, en büyük hastaneleri, en büyük camileri ve “ Kanal İstanbul” gibi çılgın projeleri bir an evvel hayata geçirerek bu yolda öncelik kazanmak istiyorlar.

Artık dünyanın soğuk baktığı en büyük hastane projelerine bizimkilerin dört elle sarılmaları da anlaşılır gibi değil! Bu tür hastaneler yatış garantisi ile yaptırıldığı için gereken sayıda hastaya ulaşılabilmesi için mevcut hastaneleri kapatma zorunluluğu doğuyor!

Yani çalışan ve hizmet üreten yerlerin kapılarına kilit vurularak işlevsiz hale sokuluyor.

Biz bu tür yaklaşımlara sıcak bakamıyoruz.

Bunun durduk yerde güç güç kaybına neden olduğunu düşünüyor ve Avrupa’nın “En kalabalık şehri olunmasını” da makbul bir şey olarak kabul edemiyoruz.