Kudüs Müslümanlar tarafından fethedildiğinde, Patrik

Sofronius, şehri ancak Halife Ömer’e teslim edebileceğini bildirmişti. Bunun

üzerine Hazreti Ömer Kudüs’ü teslim almak üzere Medine’den yola çıkmıştı.

Halifeyi karşılamaya çıkanlar heyecanla beklemekteydiler. Zihinlerinde, göz

kamaştırıcı giysileri ile halkın karşısına çakacak ve arzı endam edecek bir

kişi canlanıyordu. Çok geçmeden, giyim ve kuşamlarındaki sadelikleri ve

duruşlarındaki tevazu ile dikkat çeken iki kişi belirmişti. Bekleyenler,

gelenlerden birinin Hazreti Ömer olduğunu görünce büyük bir şaşkınlık

yaşadılar. O sırada, Ebu Ubeyde yaklaştı ve “Ya Ömer, elbiseleriniz biraz eski,

Kudüs’e girmek için seçtiğiniz binek hayvanınız da cins değil, bunları

değiştirseniz nasıl olur dedi. Bunun üzerine Halife Ömer, başını kaldırdı ve

“bizde ad, ün, onur ve mevkiden yana ne varsa tümü İslam’a aittir. Biz izzeti

inandığımız dinden alırız, elbiselerin kişiye ün kazandırdığını nereden gördün

dedi. Müslümanlar, fethettikleri bölgelere, vahyin insanlığa bahşettiği izzet

ve şerefi de taşıyarak etkilerini arttırıyorlardı… Bu gün bizler, Allah Resülü

ve onun güzide sahabesinin örnekliğinde hareket ettiğimizi her fırsatta

dillendirsek de, ne yazık ki sözümüzle özümüz arasındaki o çelişkiyi bir türlü

ortadan kaldıramıyoruz. Bu aşınmalar bizlere çok şey kaybettirdi. Artık kimse

sizin yüklendiğiniz erdemlere, insanlığınızın kalitesine bakmıyor, giyim

kuşamınız, makam ve mevkiniz her şeyin önünde tutuluyor. Kapitalist zihniyetle

hareket eden kimselerin bu tavrını anlayabiliriz fakat İslami hassasiyeti ile

ön planda olan kimselerin, izzet ve şerefi para ve mevki kulvarlarında

aramaları anlaşılır gibi değil. Ve ne yazık ki, bu kayma bizleri İslami hayat

tarzından ve hassasiyetlerimizden yavaş yavaş uzaklaştırıyor.

İnsanlarımız artık, sözlerine karıştırdıkları yalandan,

iffetlerine bulaşan lekeden utanmak yerine, para ve mevki sahibi olamamaktan

utanıyor ve bunu bir eksiklik olarak görüyorlar. Bu günün dünyasında insan

onurunun hiçbir değeri yok… Gittiğiniz her yerde önce giyim kuşamınıza

prezantabl olup olmadığınıza bakılıyor ve size sadece sahip olduklarınızla

değer biçiyorlar. Böyle bir dünyada, sevgi adalet, merhamet, şefkat ve

hürriyetten ne kadar bahsederseniz edin anlayanınız olmayacaktır. Ama yine de

bizler inandığımızı söylemekten vazgeçmeyeceğiz: “ Bizler izzet ve şerefi

inandığımız dinden ve onun takipçilerinden öğreniriz”