Ne  olduysa Fransız İhtilali’nden sonra oldu: izzetli hasletlerimiz özenti ile törpülendi. Ne olduysa Tanzimat’tan sonra oldu: ruhumuzu yansıtan eylemlerimiz yavaş yavaş zedelendi. Ne olduysa Lozan’dan sonra oldu: gönül coğrafyasını bırakan ve “sınır”lı düşünenlerin sayısı arttı. Ne olduysa liberalleşmeden sonra oldu: radyolarla, televizyonlarla, şehirden köye doğru kuşatıldık. Ve ne olduysa küreselleşmeden sonra oldu: kendimizi internette, sokaktaki bilboardlarda arar olduk!

Kontrolden çıktık ama bunu özgürlük olarak algıladık. Meşru olmayan işlere bulaştık ama bunu çağdaşlık zannettik. Yaptıklarımızla insanlıktan çıktık ama bunu medeniyet olarak algıladık. Açıldıkça açıldık ve o kadar “ileri” gittik ki: kaybolduk! Ve öyle bir şeyi kaybettik ki: fiili bir kuşatmanın içinde olduğumuz halde, bu kuşatmayı kaldırma duygu ve düşüncesinden yoksun kaldık. Bu yoksunluktan dolayı zamanla, “bükemediğim bileği öperim” anlayışını, zilleti, yenilgiyi ve kaybetmeyi benimsedik, içselleştirdik.

Kimliğimize, inancımıza kadar her şeyi değiştiren ve dönüştüren bu çürüme, ilmi siyaset gibi bir derdimiz olmadan durdurulamazdı çünkü düşmanın çalışması bilinmeden savunma hazırlığı yapılamazdı! Yeni bir iklim için hazırlık yapmanın tek çözüm olacağını müşahede edenler, iddiası ve hedefleriyle çelişmeyen yöntemler üreterek değerlerini yaygınlaştırmak adına bir çalışma disiplini geliştirdi ve hayati bir mücadele içine girdi. Bugün bu mücadeleyi anlamak ve “müeyyide” oluşturan bir disiplini yakalamak, “iz sürmek” ve ciddiyetle takip etmekle mümkün olacaktır. 

Bu ülke, son elli yılda, son bin yılın hiçbir elli yılında görülmemiş biçimde ciddi bir bilgi, birikim ve bilinç sahibi olmuşsa bu şekilde yapılan çalışmalar vesilesiyledir. Böylelikle son iki yüz yıldan beri kaynaklarına dönüş, aslına dönüş çağrısı karşılık bulmuş ve “milletin görüş”ü anlaşılmaya başlanmış, bütün insanlığın saadeti için model çalışmalar ortaya konmuştur. Şuurlandık: Müslümanlara, son iki asırda neyi kaybettiğini hatırlattık! Şartlara teslim olmak yerine şartları teslim almak için, hayatın her alanında akılla imanı buluşturduk. 

Şimdi çelikleşiyoruz ve önümüzdeki asırda “ne istiyoruz”u kırk yılı aşan tecrübemizle göstereceğiz. Bu noktada projelendirerek hareket etme prensibi ile mücadele algısını sadece “kurallar” olmaktan çıkarıp, bir ruha ve bir temele kavuşturmayı başaracağız. Günün imkanlarını, şartlarını, problem ve ihtiyaçlarını doğru tespit ederek, inancımızın evrensel mesajının hayata geçirilmesinde yeniden rol alacağız. İşte bunun için: uydum hazır olan imama!