Müslümanların, hep aynı oyunun aldanan tarafında yer almaktan, sürekli itilip, kakılıp sömürülmekten ve sürekli aşağılanmaktan kurtulmalarını istiyor muyuz? İçine düşülen girdabın içinden çıkıp, etrafı saran bu kuşatılmışlıktan kurtulup irade sahibi olarak ana etken olmak istiyor muyuz? Nimet-külfet dengesini gözetip adaletle hükmetmeyi, adil paylaşımı istiyor muyuz? Yetimleri gözetip, iltimastan, haksızlıktan, yandaşlıktan kurtulup; istişare ile iş yapmayı ve işi ehline vermeyi istiyor muyuz? Yoksa içinde yaşadığımız dünyaya hâkim olan ve uzun zamandır hükümranlığını sürdüren ve de sonu pek kestirilemeyen çatışmaların, yıkımların kaynağı bu ideolojik sahnenin hükümranlığını tasdik edip, teslim olmak mı istiyoruz? 

İçinde birçok soru barındıran insan, bu sahnenin neresinde yer alacak belki de bu çatışmaların içinde yüz yüze kaldığımız soruların, sorunların cevabı; insanın da yolunu, rotasını belirleyecek.  Ahlakı yeniden baştan aşağı kuşanıp, bütün eylemlerinin merkezi haline getirebilecek mi yoksa bu tahribata hatırı sayılır katkılar mı sunacak? Sınırların sınırladığı bir zihin dünyasında sürekli algı operasyonlarına maruz kalarak, mankurtlaşacak mı? İşte cesaretini toplayarak iki seçenek arasında bırakılan ve sürekli iki yanlıştan birine sevk edilen insan içindeki-fıtratındaki o asıl mayayı açığa çıkartıp bir yol bulacak adımı atacak mı? Aslında cevaplardan çok sorular yolu açıyor. İnsanın zihnini ışıldatıyor.

Bütün mazlumları bir araya toplayacak, sınırları kaldırıp bir uçtan diğerine adaleti taşıyacak çabaya, ufka bürünmek ve bunun için her türlü fedakârlığa sahip olacak erenlerin ahlakına, azmine ve cesaretine ihtiyaç duymuyor muyuz? Belki içimizde bir yerlerde açığa çıkmayı bekleyen bu hazineyi ucuza kırdırmak kaypaklığından kurtulabilirsek, o cevher bütün gücü ile yeniden fışkırarak medeniyetin işçisi nice erenleri, mücahitleri açığa çıkaracaktır. Hedefi kısa programlara tabi olmayan bu kişiler hem kısa mesafede nefes katacak hem de uzun mesafede yeni bir imkânı oluşturabileceklerdir. Bu da dünyayı bir uçtan diğerine farklılıkları ve diğer bütün zenginlikleri ile bir birine bağlayarak müreffeh bir hayatın kapılarını aralama iradesini gösterebileceklerdir. Bunun için ne rüyaya nede ilhama ihtiyaç var, çünkü bunu açığa çıkaracak öz İslam’da mevcuttur. Yeter ki kişisel ve toplumsal heveslerimize kurban vermeyelim.

İnsan nasıl nefes almaya, teneffüs etmeye mecbur ise aynı şekilde üretmeye mecburdur. Maddeye bağımlı, tüketime odaklı bir şekilde kurgulanan günümüz insanı için en önemli eylem elbette bu bağımlılıktan ve kurgudan kurtulmak olacaktır. Zira İslam’ı kabul etmiş herkes için, başka bir şeyin şekillendirmesine, boyunduruğu altına girmesi düşünülemez bile. Lakin bugün bu kabullerin ardından hemen sistemin emrine amade kılınan bir düşünce ve eylem kırılması yaşanıyor. Ki bu durum Müslümanların izzetini kaybetmelerine ve kulluğunu maddeye irca etmelerine sebep oluyor. 

Bugün Müslüman kimliğine sahip insanların İslam’dan yana olduklarını apaçık bir şekilde ortaya koymaları gerekiyor. Şayet bunu koyamadığı her yerde kaybetmeleri elzem oluyor. Oysa nereye ait olduklarını bilen Müslümanlar için en önemli aidiyet ne günlük çıkarlardır, ne de adaletsizliğe kaynaklık eden hesabi yandaşlıktır. Bu yandaşlık büyük bir irade kaybına, aldatılmaya neden olmaktadır. Oysa sürekli ifade edilen ancak bir türlü gerçekliği tescil edilmeyen asli görevi “inanmak ve mücadele etmek” mottosundan çok uzakta duruyor. Haliyle sürekli sormakta fayda var, hele ki açmazların çoğaldığı, çatışmanın arttığı bu yerde,  bu zamanda “Ne istiyoruz?” Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMİ

“Sessiz kalmak, kırıldığını göstermenin en iyi yoludur.” (Tomris Uyar)

Not: Bazı sözler vardır, sese düştüğünde yüreği alıp götürür. Hara düşürür insanı. İnsan coğrafyasının izlerini taşır. Orda ne pişerse söze düşer, saza düşer, yola düşer ve hayata yol olur. Bu hafta İbrahim Çapar, volümü biraz daha açıyor ve biz de “Lori lori lorikamin”i dinliyoruz. Ayrıca Eyüp Gedikoğlu da tadımlık bir parça gönderdi. Rubato’dan “Temmuz”u dinliyoruz.

BİZE KADAR:

1- Mevlana bugün büyük ideal taşıdığını söyleyen zamaneye sesleniyor: “Uğruna fedakârlık yapmadığın sevgiyi, yüreğinde taşıyıp da kendine yük etme.”

2- V. Hugo soruyor: “Ruhunu kaybeden dünyayı kazansa ne çıkar?”

3- Bukowski ile aynı yerde duruyorum galiba çünkü aynı cümledeyim. Bukowski, “Hiç şüphesiz yaptığım en doğru şey; kendini vazgeçilmez sanan insanlardan uzaklaşmam oldu” diyor.

4- Dostoyevski, “Zamana güven, her şey unutulur. Şu anda aklı başında davranmak, sonradan aklı başına gelmekten iyidir” der. Galiba ilk kısmında takılı kaldı modern insan, hep unutuyor.

5- W. Irving, “Büyük insanların idealleri, sıradan insanlarınsa hevesleri vardır” der.

6- Bu hafta Lütfi Bergen’in, “Milli Görüş ile Altı Ders” adlı kitabını okuyoruz. Okunacak, tartışılacak birçok soru ile yeniden yol alınacak. Kitap, “Yazıgen yayınları”ndan…

DAĞARCIK

“Öfke ve gazap ile işe yaklaşma; eğer yaklaşırsan, ömrü heder edersin. Öfke ile kalkan pişmanlıkla oturur; insan hiddetlenince, işinde yanılır.”(Kutadgu Bilig’den tadımlık)

TEKKE

“İşler sabırla husule gelir. Acele eden kimse baş aşağı yıkılır. Çölde; yel gibi koşan at yürüyemez oldu, deveci ise yavaş yavaş devesini sürdü ve hedefine ulaştı.” (Şeyh Sadi’den tadımlık)

BİR LAHZA:

“En büyük korkumun yalnız kalmak olduğunu sanırdım, değilmiş. Etrafındakilerin seni yalnız hissettirmesiymiş.” (Worlds Greatest Dad’dan tadımlık)