Aylardır konuşulan, pek çok tartışmayı da beraberinde getiren Musul harekâtı geçtiğimiz gün başladı. Şimdi artık kimse Irak’ın, Musul’un bu noktaya nasıl getirildiğini merak etmiyor. Musul’u elinde tutan terör örgütü DAEŞ’e bu denli güç yüklemesini kimler yaptı? Elini kolunu sallayarak girdiği bölgelerde kalıcı olmasına destek verenler kimler? DAEŞ’le mücadele adı altında PYD/YPG’ye silah desteği verenler, silah kargolarından bazılarını DAEŞ mevzilerine yanlışlıkla! neden indiriverdi? Plan gayet net; medeniyetler çatışması değil, bu coğrafyayı kendi içinde birbiriyle çatıştırma. Arap, Türkmen, Kürt veya Şii, Sünni arasındaki çatışmayı bir adım daha ileri taşımanın derdindeler. Şimdi Şii Arap-Sünni Arap, Şii Türkmen-Sünni Türkmen gibi daha da ayrıştırılmış bir aşamaya geçmeyi hedefliyorlar. Bunların yanında Irak ve Suriye’de Kürt kartı üzerinden yarayı kalıcı hale getirmenin altyapı çalışmasını sonuçlandırmak istiyorlar. Hepsi ne için biliyor musunuz?
1- İsrail dışında bölgede düzenli orduya sahip hiçbir devlet kalmasın. Böylece bölge ülkeleri kendi dertleriyle boğuşsun. Kendi cenazelerine ağlasın. Yan komşusunda neler olup bittiğiyle ilgilenemesin. On yıllarca sürecek kan davalarının etkisiyle atı alan karşıya geçsin. Herkes kendi derdine yansın. Bu arada Büyük İsrail için gerekli ortam oluşturulmuş olsun.
2- Diğeri ise 1948 yılında devre dışı kalan, Ürdün üzerinden geçen, Kerkük/Musul - Hayfa arasındaki petrol boru hattının tekrar canlandırılması. Böylece Musul-Kerkük petrollerinin İsrail’in istifadesine sunulması.
Bu hedef Irak’la aramızdaki Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattının devre dışı kalmasına ve Irak petrollerinin tamamen İsrail üzerinden Avrupa’ya ve dünyaya satılması anlamına geliyor. PKK ile yürüttüğümüz mücadelenin bir boyutu da bu. Bu şekilde PKK’nın arkasında kimlerin olduğuna dair delilleri de net bir şekilde anlamış oluyoruz. Yarın Musul sözde terörden arındırıldığında yapılacak şey, Musul’un yeniden inşası adı altında, petrol gelirlerini nasıl değerlendiririz sorularına cevap bulmak olacak. Bu durumda Türkiye terörden dolayı uygun hat değildir denilecek ve Hayfa seçeneği masaya yatırılacak.
Bugün Rotterdam petrol borsasının önemli bir ayağını oluşturuyor. Petrol ürünlerinin alım-satım işlemlerinde kullanılan önemli bir merkez durumunda. Avrupa’nın borsası orada kurulu. Hayfa da bir anlamda bu yolla Rotterdam gibi bir pozisyona kavuşturulmak isteniyor. Bu aynı zamanda Rusya’ya olan bağımlılığı da azaltacağından, bir taşla onlarca kuş vurulması planlanıyor. Türkiye’nin bu durumda yapabildiği tek şey, Barzani üzerinden mevzi kazanabilmek. Peki, Barzani’ye nereye kadar güvenebiliriz? Yarın şartlar değiştiğinde Barzani Hayfa boru hattına hayır diyebilecek mi? Yoksa Barzani bizi oyalıyor mu? Kötüler belli de “İyi Polis” rolü Barzani’ye mi verildi? Musul operasyonu için kendi bölgesinin kullanılmasına izin vermiş olmasını nasıl okumalıyız? Türkiye ve ABD arasında bir seçim yapsa bizi neden tercih etsin?
İyi de bu dediklerinizin hepsi felaket senaryosu. Nasıl kıracağız bu döngüyü, dediğinizi duyar gibi oluyorum. Hem Musul Misak-ı Milli sınırlarımız içinde değil mi, diye düşünüyorsunuz. Evet haklısınız. Bütün bu sorunların üstesinden gelebilmek mümkün. Psikolojide “geriye ket vurma” diye bir sorun vardır. Yeni öğrenilen bir şey, eski bilgileri unutturur. Bizdeki sorun bu. Dış politikada kendi gerçeklerimizle hareket etmek zorundayız. Tarihi kodlarımıza dönmekten başka çıkışımız yok. “ABD Stratejik Müttefikimiz” gibi yeni öğretilen her şeyi unutalım. Şimdi dış politikayı tersten okuma zamanı.