Başlıca sorunumuz Müslümanların kendileri. Günümüz koşullarında, ortamında ve yaşanmakta olanlarda Müslümanların temsili nedir, nasıl bir yerde ve konumdadırlar? Bunu sormadan edemiyoruz. Bu sorunun başta muhatabı kendimiziz, bir diğer deyişle benim. Kendimi kendimle sınama ve kendimi bir yere konumlandırma asıl sorun. Bu zamanda yaşıyorsak, Müslümanlar ciddî anlamda açmazlar, gerilimler, çatışmalar içindeyse bunun ne kadarı kendisiyledir?
Bu çağ ve zamanda insanlığın içinde bulunduğu durumu, yaşanmakta olanları birçok yönüyle görüp görmeme, sahiplenip sahiplenmeme gibi bir durum söz konusu.
Kapitalizmin bu denli sevimli ve kabul görüyor olması ne anlama geliyor? Sistem koyucuların, yönetenlerin ve yönetilenlerin durumuna bakıldığında içler acısı bir durumla baş başayız. Saf bir düşüncenin zaman içinde Müslümanlar tarafında heba oluşu, bununla övünülüyor olunması ve buna sahip çıkılması asıl paradoks ve açmaz. Kapitalizm olanca vahşeti ve zulmüyle ayakta. Müslümanlar ise bu çarkın başında, bu işin güdücüsü. Asıl olanı kimi şeylerle örtmek nasıl bir sonuca ulaştırır? Bir şeye karşı olma, onu zamanla peyderpey günün koşullarında gidermek, hafifletmek ve etkisizleştirmek asıl görev olmalıyken tam tersi bir durum yaşanmakta.
Görünen o ki günümüz Müslümanlarının sistemle, kapitalizmin vahşetiyle, zulmüyle, hakkaniyetsizliğiyle bir dergi yok gibi. Hatta çok dertsiz ve sahiplenici. Elbette ki halk katmanları için bir şey denilemez. Onların durumu ortada. Zaten onlar ne yönetilenlerdir, ne fikir verenlerdir. Saf bir durumdadırlar. Kendilerine önerilen ve benimsetilen biraz da yanıltıcı bir yönlendirmeyle bir yola koyulurlar. Yolun sağlıklı olup olmadığını bilmezler, sadece bir teslimiyet içinde olurlar. Çünkü onların bu duruma gelmelerinin asıl sorumluları, bilen ama bilmez görünen, sessiz kalarak umursamayan, kapitalizmin ve çarkın sisteminden, kırıntılarından pay kapanlar olarak görünebilir. Bu sessizlik ve sahiplenmeyiş başka nasıl izah edilebilir?
Müslümanların başlıca sorunu entelektüel bilincin hayata yansımaması mıdır? Ya da o bilgi, birikim ve çabanın hayatın bir yüzünde olmaması mıdır? Müslüman aydınların sisteme bu denli adaptasyonunu sıradan kimi şeyler örtebilir mi? Müslümanlar ve Müslümanlık, karşı tarafın aşırılıklarına, yaptıkları zulümlerle aynıyla karşılık verme midir? Müslümanlığı onlardan farklılaştıran kendi dili, üslubu, bakışı ve eylemlerinin özüne uygunluğu mu, sistemin belli ve mevcut çarkının iyi bir işleticisi olma mıdır?
Hakikat arayıcılığında başka yol ve yöntemler aranmaz. Hakikat’in içinde hakikat ile yol alma ilkesi insanı asıl amaca ulaştırır. Hayatın zorluklarında, zorunlu bir teslimiyet ve kabulleniş de söz konusu edilemez. Bir Müslüman için Hakikat birdir. Alet olmama, aracı olmama asıl hedefi olmalıdır. Hayata tutunmak için kendini feda etmenin bir anlamı da yoktur. Bu dünyanın varlıkları, saltanat ve birikimleri kimi hayatın zorluklarını aşmaya yarayabilir. İnsanın bunlarla yaşama zulmü ise kendisi için daha ağır olur.
Yaşanmışlıklara geçmişimize yakınlarımıza bakıyoruz, onlar bugün nerededirler, kalıcı olan nedir?
İslâm medeniyetinin varlığı ve onun geleceğe insanın elinde. Medeniyetlerin krizi olmaz, insanlığın krizi olur. İnsanlık bunalımdaysa medeniyet için yeni bir yol, üslup, tarz ve çabayla çıkış yakalar. Yoksa yabancılıklara teslim olunur. Krizi oluşturan insanlık, çıkışı yapacak olan da insanlık. İnsanlığın öncüleri.
Müslümanlar bu zamanda kendisiyle sınanması sonucu iyi bir sınav verilemedi. Kim bilir belki de böyle bir dertleri olmadı. Görünürde öyle olundu. Eline kapitalizmin ve sisteminin çarkı, yöneticiliği geçince kendinden geçti ve teslim oldu. Çabası sadece rızkını temin çabası değil, daha lüks yaşama ve ondan yararlanmaya dönüşünce kendisini unuttu.