Müslüman ın ekonomik gücü, hayır hasenat kapılarını
aralamalıdır. Aksi takdirde elde edilen kazancın hiçbir anlamı olmayacaktır.
Fakat ne acıdır ki, bugün kendilerini dava adamı olarak gören kimseler dahi
seküler rüzgârının önünde sürüklenmekten kurtulamadılar. Daha evvel hak ve
adalet, erdem ve fazilet kavramlarını dillerinden düşürmeyen ablalarımız
ağabeylerimiz inandıkları değerlerden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladılar. Para
kazanmak ve ticari faaliyetler yürütmek insanlarımızın birincil hedefi haline
geldi. Bir ekmeği üç kişiye üleştiren ve kendinden çok mümin kardeşini düşünen,
paylaşımcı, adil Müslüman prototipi yok artık. Bunun yerine mal biriktiren ve
malının çokluğu ile övünen seküler bireyler var.
Maddi birikim yapmak hayatın birincil gayesi haline
geldi, insanlar bütün enerjilerini fabrikalar kurmak, büyük iş merkezleri açmak
ve mülk edinmek için harcıyorlar.
İslam Müslümanların hayatında belirleyici olması
gerekirken ikinci plana itildi, siyaset, liberalizm, sekülerizm ise merkezi
noktada yer almaya başladı. Günümüzde popüler olan belirleyici oluyor. İslami
kavramlar zayıflatıldıkça, din adına mitos ve hurafeler dinleşmeye ve
hayatımıza girmeye başladı. İslam ın özünden uzaklaşan fertler, kültürel
yozlaşmanın içine doğru sürüklendiler fakat bir çıkış yolu arama cesareti
gösteremediler. Liberal düşünce Müslümanları kolay kolay çıkamayacakları bir
uçuruma sürükledi. Bu yapı içinde her şey aslından uzaklaştı, başkalaştı.
Dünyevileşmenin ruhlarımızı ve bedenlerimizi esir aldığı
bir çağda hala bir İslam toplumu projesi peşinde olmanın çok da rağbet edilen
bir şey olmadığını sezinleyebiliyoruz. Teknolojinin gölgesinde yaşayan, az
çalışıp çok şey kazanma hevesi taşıyan, üşengeç ve kararsız bir neslin
insanlığa verebilecekleri neleri olabilir ki Hedefleri olmayan ve hayatı
günübirlik yaşayan genç bir kuşağa sahibiz.
Bu çocuklar kendi içsel seyahatlerini gerçekleştirmekten
acizler, dışarıdan verileni analiz etmeden alıyor ve benimsiyorlar.
Seküler sistem İslam toplumlarının omurgası olan aileyi
zayıflatmak için bütün kurum ve kuruluşlarını aktive etmiştir. Bu yapı
içerisinde toplumsal olan değil bireysel olan öncelenmiş ve fertlerin dayanışma
duyguları zayıflatılmıştır. Kadınların anne ve eş kimliği dışlanmış, çalışan
kimliği ön planda tutulmuştur. Toplumumuzun ahlak ve maneviyat eksenli bir
yapıya geçebilmesi için ailenin yeniden ıslah edilmesi şarttır.
Resulullah ın öngördüğü aile ve toplumu yeniden inşa
edebilmemiz için, öncelikle dejenere edilen kavramları doğru anlamak ve
içselleştirmek zorundayız. Nitekim kavramların çarpıtılması sonucunda çarpık
bir bakış açısı ortaya çıkıyor. Bugün çevremize baktığımızda, kimilerinin
İslam ın özünü kimilerinin ise sözünü bayraklaştırmaya çalıştıklarını
görüyoruz. Oysa ruh ve beden gibi İslam da özüyle ve toplumsal kurallarıyla bir
bütündür, ayrıştırılamaz.