Müslümanlar zaman içinde kendilerine ait olmayan kimi
uydurmalarla bir kaçış içindedirler. Bunlardan biri: Zaman sana uymazsa sen
zamana uy . Bu, geçmiş zamanda sekülerlerin sık kullandığı bir deyimdi. İslâmî
bir hayattan uzak durmak isteyenlerin savunma alanıydı. Şimdi Müslümanlar da bu
yolu tercih etmiş durumdadırlar.
Zaman akan bir yoldur, bir gerçeklik. Zaman değişken bir
şey değil. Zaman akan bir nehirdir ve süreklidir. Zaman azizdir ve onun üzerine
yemin edilir. Bu, kutsal kitabımızda önemli bir vurgu. Böyle olunca değişen ve
değişmesi olası olan zaman değil zaman nehri içinde akan insandır. Zamanı
bulandıran ve hatta kirleten insan.
Bir Müslüman ın yaşama tarzı, üslubu, ölçüsü Sevgili
Efendimizin öngördüğü tarzda olmalı. Müslümanlar, Sevgili Efendimizin
söylediklerini, önerilerini, yaşadıklarını konuştuklarında akan sular durur.
Ama durum hiç de öyle değil. Yaşama tarzı önerilince, anında bir ama
dillerden dökülüverir. Ama bu zamanda öyle yaşanamaz ki. Ama Peygamberimiz
bugün yaşasaydı en lüks araca binerdi. Bu binek bir zamanlar mersedes marka
bir araçtı. Şimdi artık o da kesmiyor. Bir uçak en donanımlı, en altın
kaplamalı, en lüks olanı bile önerilir. Çünkü Sevgili Efendimizin bindiği
devesi Rahva çok seriydi, gençti vs. Dönemin koşullarındaki bir deve ile bir
mercedes marka araç eş değer tutuluyor. Hatta şu bile söyleniyor. Bizim
liderimize öyle sıradan bir araba yakışmaz. Toplumun önüne öyle çıkamaz ki
Ölçü günün en uç noktasındaki kimselerdir. En zenginleri, en karunları, en
doymazları.
O zaman şu soruyu sormamız gerekmez mi Peygamberimiz
dönemin firavunlarına, kisralarına, krallarına mı özendi Arkadaşları olan Hz.
Ebu Bekir ile Hz. Ömer dönemin zenginlerindendi. Öldüklerinde bir çul dahi
geriye bırakmadılar, hatta borçlu gittiler. Sevgili Efendimize o dönemde gelen
ganimetler, Müslümanların eline geçen mülkler ne oldu Onları onlar mı yediler,
sahiplendiler mi Sevgili Efendimiz son anında evinde bulunan birkaç dirhem
parayı bile bir an evvel götürüp dağıtmalarını istedi ısrarla.
Zamanı bu kirlerden arındırma insana, daha doğrusu
Müslüman a düşer. Öncelikle kendisinin kirlerden arınması gerekiyor. Dönemin
silâhlarını kuşanmak savunmak elbette gereklidir. Fakat bu insanı dünyaya
bağlayacak olan nesneler olmamalı.
Müslüman ın samimiyeti, ihlâsı ve çabası bir gösterge. Bu
dünyayı sırtından öteye götürecek değil. Bu dünyayı yiyip bitirse bile ona bir
şey kalmıyor. Yediklerimiz, içtiklerimiz de bize kalan bizi besleyen birazıdır.
Ötesi fazlalık. Giysilerimiz eskiyor yerine yenilerini alıyoruz. İstiflediğimiz
dünyalıklar de eskiyor. Zaman içinde onları beğenmiyoruz çöpe atıyoruz yerine
yenileri geliyor. Bu bir döngüye dönüyor. Bu ağır çark insanı da yutuyor zaman
içinde.
Dün, çok saygı duyduğum biriyle konuştuk. Yıllar süren
bir dostluğumuz vardı, gene var. Fakat ayrışmalarda ayrı yerlerde duruyoruz.
Başlangıçta çok öfkeliydi, kabına sığmıyordu. Dün ise torunlarından yeni kuşak
insanlardan yakındı. İdealizm öldü, Müslümanlık öldü diye dert yakındı. Öyle,
bu yeni bir durum değil ki. En güvendiğiniz en emin olduğunuz insanlar bile bir
anda değişebiliyorlar. Alnı secde gören insan ile diğerleri arasında hemen
neredeyse bir fark kalmadı. İnsanı derinden yaralayan şeyler oluyor.
Dolayısıyla insana olan inanınız ve güveniniz azalıyor. Azalıyor diye
yolumuzdan, bulunduğumuz tarzdan ve hayata bakıştan vaz mı geçeceğiz Bunu
söylemiyoruz. Bu insanlık nehrinde insan kirlenen sulardan ve havadan
fazlasıyla etkileniyor. Yıllarca birlikte olduğunuz bir yol arkadaşınız, yolunu
değiştirince ummadığınız bir anda bir kardeşinin etini yiyecek kadar gıybette,
iftirada bulunabiliyor.
Değişen zaman mıdır, insan mıdır Bunu yeniden gözden
geçirmek gerekiyor.
Zor bir dönemden geçiyoruz. Bu nehir, nehir olmaktan
çıktı, bulanık, milli ve çirkeflik taşıyan bir şeye dönüştü. Bundan ne kadar
sakınabiliriz, ne kadar kendimizi koruyabilir ve çevremizdekileri de
koruyabiliriz, bunun üzerinde durmak ve düşünmek gerekiyor.