Müslümanlar ruh bakımından birlikte olmayı zorunlu kılan
hâl ve durumları var. Bunlar insanların doğal akışında kendiliğinden yer
alırlar. Dayanışmaları, birbirilerine sarılmaları ve yardımlaşmaları bir
zorunluluk. Bu, ilk bakışta bir çekirdek yapı olan aileden itibaren başlar,
komşulara, mahalleye, köy, kasaba, kent ve bütün İslâm dünyasına doğru
açımlanır. Müslümanlar salt kendi benlerinden de sorumlu değildirler.
Sorumluluk, bir baba veya anne olarak çocuklarının evlilik mürüvvetlerini
görünceye kadar devam eder. Ondan sonra onlar sorumluluk sahibidirler.
Dayanışma ve yardımlaşma, yapılan ibadetlerde
belirginleşir. Namaz birlikte kılınır. Cemaat olunur. Omuz omuza verilir. Günde
beş vakit bir araya gelen müminler bu buluşma anlarında birbirlerinden
haberdardırlar. Cemaat arkadaşlarının dostlukları, yakınlıkları akraba
yakınlıklarından daha ileri bir aşamadadır.
Oruç ibadetine birlikte başlanır, birlikte nefs
denetiminde bulunulur, birlikte iftarda bulunulur. Köyümüzde ramazan boyunca
bütün komşular birbirlerini iftara davet eder birlikte bir ay boyunca iftar
edilir. Bu, bir aylık ibadet küçük yerleşimlerde bir sevinç havası yaşatırdı.
Aralarında geçen kırgınlıklar küskünlükler unutulurdu. Kin diye bir duygu
yaşanmazdı. Teravih namazlarında çoluk çocuk hemen herkes birbiriyle
kaynaşırdı. Köy dağıldı bu hayat tarzı da ortadan kalktı.
Ramazanda fitre, zekât ve sadakalar verilir. Fakirler,
ihtiyaç sahiplerine yardım eli ulaşır. Onlar da soluklanırlar. Bu, bazen
öylesine bir yoğunluk kazanır ki, o aileler uzun bir süre rahatlarlar.
Kurban bayramında kurbanlar kesilir, bunda fakirlerin,
ihtiyaç sahiplerinin üçte bir hakkı var. Konu komşu ve akraba da diğer üçte bir
hakka sahip. Bunlar artık bir zorunluluk hâlini alır.
Müslümanların ibadetleri ve sosyal hayatı bir bütün. Bu
bütünlük birbirini tamamlar, geliştirir.
Hac ibadetinden bütün dünya Müslümanları, renk, ırk,
kavim duyguları olmaksızın bir araya gelirler. Dilleriyle değil hâlleriyle
kaynaşırlar, birbirilerini sever ve bağlanırlar.
Devlet düzleminde savaşlar cihat ruhuyla yapılır. Bu,
hiçbir zaman emperyal bir ruhta değil. Müslümanlar savaşlarını da Allah rızası
için yaparlar.
Yeryüzünde bütün Müslümanlar birbirinden sorumludurlar.
Zalimlere karşı birlikte hareket ederler. Bu dayanışma geneli içerir. Hiçbir
zaman zalimlerden yana olunmaz. Tarihteki zalimler ile günümüz zalimleri
arasında hiçbir fark yoktur, onlar birbirlerinin özdeşidirler. Müslümanlar
hiçbir zaman onların yanında yer almazlar.
Müslümanları küçük ayrıntılarda birbirlerine hasım
kesilemezler. Onların bu gibi eğilimlerinin önü kesilir. Kavmi üstünlükler, soy
üstünlükler, makam, mansıp, konum üstünlükleri asla karşılık bulmaz. Namazlarda
en üstü makamdakiler en alt katmandakilerle aynı safta buluşur. Onların Allah
huzurunda öncelikleri yoktur. Öncelik ancak takvada aranır. Âlimler ve veliler
karışışında devleti yönetenler de diz çökerler, alacak dersler var.
Müslümanların sevgisi de Allah rıza için.
Bu sevgi dayanışması ve kaynaşması Müslümanları daha bir
güçlü kılar. Müslümanlar birbirlerinden uzaklaştıkça ve ayrıştıkça soğudular.
Parçalandılar, güçsüzleştiler.
Müslümanları birbirine bağlayacak nedenler sonsuz. Ve
kalıcı. Ayrıştırıcı nedenler ise çok sıradan. Belli çevrelerin, güç odaklarının
çıkarcıların amacına hizmet eder. Müslümanların ruhunu bozan da toplumun önünde
yer alanların kendi çıkarlarına çalışmalarıdır. Müslümanların haklarını kendi
lehlerine kullanmalarıdır. Yeryüzünde var olan her şey insanlık hakkı. Bunu
âdil bir yönetimle adil olarak dağıtmak da bir sorumluluk. Nasıl ki zekât fitre
ve sadakaları ihtiyaç sahiplerine dağıtılıyorsa, kazanımlar da adil olarak
dağıtılıyor.
Bu Müslümanların birlikteliklerini daha güçlendiriyor.
Müslümanlar bilirler ki bu dünyada da ötede de
birbirlerine karşı sorumludurlar. Kardeşlik ve sevgi bağları sadece bu dünya
ile sınırlı olmadığı gibi, hem bu dünyayı hem de öteyi kuşatır.
Müslümanların evrenselliği de bu dünya ile kaim değil.
İnsanlığın kurtuluşu da ancak bu ruh birlikteliği ile olur. Dağınıklık hem
insanlık hem de Müslümanların aleyhine.