Zihinlerin karmakarışık olduğu bir zamanda bulunuyoruz. Yirmi birinci yüzyıl yeni bir karmaşa ile hayata başladı. Müslümanlar bu dönemde başkalarının oyuncağı konumunda. Belirlenen oyunlar insanları yeni ve farklı tuzaklara itiyor. Yeryüzünde işlenen cinayetlerin temelinde ve özünde Batı var. Çünkü silâh sektörü gerilimden besleniyor. Gerilim tırmandıkça toplumun en küçük biriminden en büyüğüne kadar çatışıyor. Müslümanlar bir bilinçten de geçiyorlar. Tepkilerini kültür ve düşünce düzleminde oluşturmalı. Beslenmelerini hızlandırmalı.

Liseli çocukların bile meydanlara döküldüğü şu zamanda bilinç diye bir şeyden söz etmek olası değil. Bir güdülme var. Bu aşılmalı.

Efendimiz’in hayatı, en küçük ayrıntısına değin örnek alınmalı. Yaşama tarzı, düşünüşü, hayata bakışı, önerileri ölçü alınmalı.

Güç silâhta değil. Silâhların gücünü yenen düşünce ve bilinçte. Bu düzlemde hayat algısı insanların tutumunu değiştirir. Müslümanlar savunmalarını silâhla değil, başkalarının oyuncakları olarak değil, kendisinin fikri doğrultusunda yol almalı. Tehlikeleri önleyici atılımlar yapmalı.

Müslümanların uyanışı başkalarının örgütlemelerinden geçmemeli. Bu dönemde sosyal medya diye tanımlanan güdücü alan bir nefret alanı. İnsanların birbirlerine kin kustuğu, nefreti arttırdığı, düşmanlığı daha azdırdığı bir gerçek. Bugün artık en yakınlarımız ile bile birbirimizden uzaklaşıyoruz. Birine bir şey söylemeye gelmiyor. Kalıp ifadeler hazırdır onlarla karşılık veriliyor.

Geçmiş zamanlarda yaşanan gerilim tırmandırıcı unsurlar daha farklı, daha keskin, daha tehlikeli gelişiyor. Sözün sahibiysek eğer sevgiyle yaklaşmamız en doğru olanı. Tuzaklar her zaman var. Önemli olan korunmak.

Güç Müslümanların elinde iken kendisini tartmalı. Adil olmalı. Sevgiyle insanları kucaklamalı. Nefreti arttıracak her türlü davranıştan sakınmalı. Karanlığı yoğunlaştırmak bizim görevimiz değil. Aydınlığın kapılarını aralamalı.

Batı düşüncesi karanlıktan hoşlanıyor. Aykırılıkları hızlandırmak istiyor. İlâhi olan özden uzaklaştırıyor. Şeytanın görevi bir değil bin. İnsanın duygularını kullanıyor. Tarihte yerle bir olan uygarlıklar, toplumlar, kentler hep şeytanın tuzağına düştü. Bugün de şeytan olanca enerjisini insanları sapıtmalara götürüyor ve sürüklüyor.

Nefreti büyütenler kendi nefretlerinde boğulurlar. Nefreti arttırmak düşmanlıkları körükler. Sonu olmayan uçurumlara sürükler.

Müslümanların sorumluluğu büyük.

Müslüman entelektüeller toplumun öncüleridirler. Onlar sele kapılan değil, kitleleri sellerden korumak için yol gösterici olmak sorumluluğunda. İnsanları rüzgârlara, sellere, vurgunlara kaptırmamak. Onları kurtarmanın yollarını bulmakla yükümlü. Mevlâna gibi olmak, Yunus gibi. İnsanların yüreklerine hükmeden güzellikleri üflemeli. İnsanlığın içine düşen karanlığı dağıtmalı.

Sözler ölçülü tartılıp biçilmeli. Ağızdan çıkan nefret ve düşmanlık arttırıcı bir sözü geri almak bir daha olası değil. Çıkan çıkıyor. Ok yaydan kurtulunca çıkmış olur geri dönüşü olmaz. İnsanın kalbine ok atarak kanatmak yerine gül sunarak gönlünü almalı.

Başkası gibi olunamaz elbette. İnsanın kalbine hükmedecek elbette bir güzellik var.

Şeytanın vaveylası, gürültüsü, şamatası büyüktür. Kendinden büyük.

Her insan şeytanı mahkûm edebilir. Onun tuzağına düşmeyebilir. Onu kendinden uzak tutabilir. Bu, bireyin kendi iradesine bağlı.

İçimizdeki şeytanı boğalım. Ona alan bırakmayalım. Söz Müslüman’ın ise orada şeytanın bir işi olamaz.

Sevgi bizim özümüz ve ruhumuz. İnsanlığın kurtuluşu da buna bağlı. Böyle yaşanmadıkça şeytanın kötülüklerinden kurtulunmaz.

Müslüman’ız ve biz sorumluluk sahibiyiz. En küçük olumsuz davranışımızdan da en küçük olumlu davranışımızdan da sorumluyuz. Bunların hesabını elbette bir gün vereceğiz.