Devlet gemisi almış bütün halkını içine, Batı ya doğru
yol alıyor.
Önümüzde denizin sisleri arasında alaca bulaca karanlıkta
bir kızıl elma gibi görünen demokrasi tepesi var.
Doksan yıldır o tepeye tırmanmak için yürüyoruz.
Geminin kaptanlığına bazen sağcı bazen solcu gelir bazen
İslamcı gelir ama rota da değişiklik olmaz.
Değiştirmeye teşebbüs edenleri de hazır kuvvetler hemen
gelirler ve kaptan köşkünden alırlar.
Hazır kuvvetlerin içinden uyanmaya çalışanlar da daha
gözünü açamadan geminin kömürlüğüne tıkılır.
Elli binin üzerinde gencecik insanlarımız bu yolda
öldüler.
Trilyon dolar paramızı harcadık demokrasi kızıl elmasına
varmak için.
Halkı geminin güvertesinde guruplara ayırdık ve
birbirleriyle çatışmalar yaptırdık.
Bin yıldır beraber yaşadığımız Ermenilerin ileri
gelenlerini ebediyen susturduk.
Beş yüz yıldır himayemizde güvenli bir hayat yaşayan
Yahudileri Varlık Vergisi adı altında sürgünlere gönderdik.
Hepimiz bir havaya girdik.
Kuzey Batı dan esen keşiş rüzgârlarına kapıldık.
Hak bildiklerimizi söyleyemez olduk.
Müslüman güçlü olmalıdır sözünü yanlış anladık.
İmanı güçlü değil, serveti güçlü Müslümanlar ürettik.
Birinci çocuğunu İmam-Hatip e gönderen sonradan görmeler,
son çocuğunu İngilizce yi sular seller gibi öğreten okullara gönderdi.
Batı ya açılan geminin motorinini europa koyunca hızı
biraz daha arttı.
Bazı Müslümanlar bu hızdan rahatsız olmasın diye
güverteye hoparlör koyuldu ve beş vakit ezan en gür sesiyle okununca
Müslümanlar, camiye gelmeseler de yelkenlerini suya indirdiler.
İmam-Hatiplerdeki gelişmeleri öne sürenler liseye giden
ve yüzde doksanı bulan Müslüman çocuklarını gözden çıkarmış sayılırlar.
Biz, yedi milyarın içinden bile gözden çıkardığımız bir
tek kişi yoktur. Her can taşıyan insanı Müslüman olması için en azından dua
eden insanlarız bizler.
Son altı ay içinde birçok imam arkadaşa sordum, Kaç
yıldır faiz üzerine hutbe okumuyorsunuz dedim.
Herkes göreve başladığı tarihle cevap verdiler.
Toplam on yıldır faizle ilgili hiçbir hutbe okunmadığını
söylediler.
Haydi imamlarımız hutbelerin yazılı geldiğini,
kendilerinin okuduğunu ileri sürerek mazeret ileri sürebilirler ama vaizlerimiz
de vaazlarında bu konuyu işlemiyorlar.
Yazılı emir olmayacağını bilerek bazı il müftülerine
sordum, Diyanet ten yazılı bir emir yokmuş.
Bizi etkileyen hava ve hevadır.
Sağcı basının diliyle boyalı basın denilen ve çok satan
bir gazetede görev yapan bir dostuma, Sağcı basının dediği gibi size patrondan
şöyle yapın diye emir gelir mi dediğimde; Hayır gelmez. Bir kere bu
gazetede görev almak için müracaat eden biri bir kaç yıl önce bu gazeteye göre
kendini ayarlamış demektir. Emir vermeden anlayacaksın ne istendiğini demişti.
Dünkü yazımda küresel havalardan, ulusal havalardan
bahsetmiştim.
Ulus içinde bölgesel havalar estiği gibi kurumsal havalar
da etkiler insanı.
Diyanet imiz hep havaların etkisi altında kalmış havayı
değiştirmeye hiç çalışmamıştır.
İmamlarımızdan bir kaçı, Hocam, faiz hakkında hutbe
okuyacak durumda değiliz. Bu şehirdeki imamlarımızın yarıdan fazlası haramlara
karşı kahramanca fetva veren hocalarımızın fetvasına dayanarak faizle ev veya
araba aldı.
Cuma günü namazdan önce taksitini bankaya yatıran hocanın
hutbede faizin haramlığını anlatması kendi hoşuna bile gitmez.
Havanın engeli olduğu gibi hevamıza da uygun değil
bazı ayetler deyiverdi.
Biz, istikbalimizi yüz yılla sınırlı tutmayalım.
Biz, havamızı da hevamızı da dünyada izzet, ahirette
cennet vadeden Yaratıcımızın kurallarına göre ayarlayalım.