‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…

çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…

Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…

***

Ömürlerini dolduran ve yaşlanan devletler başka devletlerin yemi olurlar.

Böylece insanlıkta da besin zincirine benzer bir sosyal denge oluşmaktadır.

Bu sebepledir ki “tedavi tababeti” yerine “korunma tababeti” geliştirilmelidir. Hastayı sadece iyileştirme yerine insanı hasta etmeme yollarını seçmeliyiz. Şifa bulacak olan hastalar tedavi edilmeli. İyileşmesinden ümit kesilen hastaların tedavisi üzerinde durulmamalıdır. Onların kendi hallerine bırakılması gerekmektedir.

İnsanlığın tekâmülü mücadele ve savaşlarla olmaktadır. Hangi ordu yeni silah elde eder ve savaşa o silahla girerse o galip gelir. Klasik silahlarla savaş kazanılamaz. Yeni silahın düşmanın eline geçmemesi gerekir. Bu sebepledir ki biz Türkiye’de on iki ordunun kurulmasını ve her ordunun kendi silahlarını kendisinin üretmesi gerektiğini söylüyoruz.

İkinci Cihan/Dünya Savaşı’nda icat edilen silahların başta geleni füzeler olmuştu. Almanlar galip gelme durumunda olmuşlardı. Sonra İngilizlerin radarı Almanları durdurdu. Sonunda atom bombası savaşa son verdi.

Uygarlaşma ve gelişme mücadele ve savaşla mümkün olmaktadır. Nitekim bugünkü bilgisayar teknolojisi de askeri haberleşme ihtiyacından doğmuştur.

Savaşları ortadan kaldırma yerine savaşlara meşru yol açılmalıdır.

a) Hicret demokrasisi ile toplulukların savaşsız elenmeleri sağlanmalıdır. Bir ocak, bir bucak, bir il veya bir ülke eğer halkını saadet ve refah içinde yaşatamıyorsa, oranın halkı o ülkeden rahatlıkla ayrılıp gidebilmelidir. Nüfusunu kaybeden ulus topraklarını da vermektedir. Savaşa gerek kalmadan uygarlıkta ileri giden topluluklar yaşarlar.

b) Savaş kitle imha silahları ile yapılmamalıdır, bizzat halk kendi bedenleri ve zekâları ile savaşmalıdır. Böylece biyolojik seleksiyon kuralları çalışmış olur. Silahların üretimi insanlığın denetiminde olmalıdır. Ordular istedikleri silahları eşit şekilde bulabilmelidir. Yani savaş tanklarla değil de atlarla yapılmalıdır, motosikletlerle yapılmalıdır. Kur’an’da savaşlarla ilgili ayetler okunmalı ve ona göre savaş düzenleri oluşturulmalıdır.

c) Savaşlar hakemlerin kararlarından sonra yapılabilmelidir. Hakkı üstün tutan güçler hakem kararları olmadan hiçbir surette saldırmamalıdır. Silahlar sadece hakemlerin kararlarına uymayanlara karşı kullanılmalıdır.

d) En önemli husus; zorla askerlik yapma söz konusu olmamalıdır. Savaşı gönüllüler yapmalı, buna karşılık yönetme yani bugünkü anlamda siyaset yapma hakkı onların olmalıdır. Savaşmak istemeyenlerden sadece bedel alınmalıdır.

“Onu katletti.” (Maide 30)

Kardeşini katletti.

Acaba nasıl katletti? Taşı alır kafasına vurursanız insan düşer, sonra onu hareketsiz halde iken öldürürsünüz. Örnek olarak büyükçe bir kayayı arkadan vurunca kişi düşer, ondan sonra kafasını da kırabilir ve öldürürsünüz. Bir de boğazını sıkar, nefes almasına engel olursanız insan boğulur ve ölür.

İlk insan bunları nerden ve nasıl bilmiştir?

İnsanlar başlangıçta sadece meyve yiyorlardı ama saldırıya uğrayınca savunmayı da yapıyorlardı. Canavarları öldürmeyi de yaratılıştan biliyorlardı. İnsanlarda iki mekanizma vardır. Biri doğuştan genetik olarak kendisine verilen yeteneklerdir. Diğerini de öğrenmek suretiyle elde eder. Hazreti Âdem’in yaratıldığı günden bugüne kadar insanın bilinen özellikleri vardır, değişmemiştir. Eşler arasında ilişki, anne-baba ve çocuklar arasında ilişki ilk insan yaratıldığı zaman ne ise bugün de odur. Dil öğrenme melekesi de böyledir. Bu konularda insanda herhangi bir gelişme olmamıştır. (Devamı var)