Bismillahirrahmanirrahim;
âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)›a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
KIBRIS’I ele alırken bu adanın Siyonistler ve Haçlılar, yani ABD, AB ve İSRAİL’in “Vaat Edilmiş Topraklar” üzerinde kurmayı hedefledikleri “Büyük İsrail” için stratejik öneme sahip bir kara parçası olduğunu bilmemiz gerekir. Bu bilinmeden Birleşmiş Milletler gözetiminde Cenevre’de yapılan Kıbrıs görüşmelerini doğru okumak mümkün olmaz. Bu konumundan dolayı Kıbrıs, Ortadoğu’ya hâkim oldukları dönemlerde Romalıların ve Bizans’ın hâkimiyeti altında bulunmuştur. 1191 yılında Aslan Yürekli Richard haçlı seferleri sırasında adayı, yürüttüğü savaş için üst yapmış ve işi bittikten sonra Templar, yani Tapınak Şövalyeleri’ne satmıştır. Tapınak Şövalyelerinin adadaki yerli halkla yaşadığı anlaşmazlıklar neticesinde Ricard tarafından geri alınan ada 1192 yılında, o sırada Selahaddin-i Eyyubi tarafından yıkılan Kudüs Krallığı’ndan sonrası ülkesiz kral durumuna düşen Guy de Lusignan’a satılmıştır ve ada 1489 yılına kadar Lusinyanlar’ın yönetimi altında kalmıştır.
MÜSLÜMAN KIBRIS
Ada, Müslümanlar tarafından ilk defa, Hz. Osman döneminde Hz. Muaviye tarafından Hicri 28, Miladi 648 yılında fethedildi. Bu ordunun içinde Ebu Zer, Ebu Derda, Ubade b. Samit ve onun yaşlı hanımı Ümmü Haram da vardı. Ümmü Haram, Peygamberimizin süt halasıydı, fetih esnasında şehit düşmüştür ve mezarı diğer şehit sahabeler ile birlikte Kıbrıs’tadır. 1489 yılında Venediklilere satılan ada, 1571 yılında Osmanlı’nın hâkimiyeti altına girmiş ve Osmanlı devletinin bir ili olmuştur. Osmanlı-Rusya savaş sırasında II. Abdülhamid’in, gelirinin Osmanlı Hazinesi’ne verilmesi şartıyla 4 Haziran 1878’de imzaladığı bir anlaşma ile Kıbrıs’ın yönetimi geçici olarak İngiltere’ye devredildi. Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yanında yer alması ile İngiltere 5 Kasım 1914 tarihinde Kıbrıs’ı tek taraflı olarak ilhak etmiştir. İngilizler 1917 yılında Filistin’i işgal ettikten sonra orada yaptıklarını Kıbrıs’ta da yapmıştır. Vakıf arazilerine ve Müslüman halkın emlakine el koymuş ve insanları yoksullaştırıp adadan göç etmeye zorlamıştır. Bu süreçte 8.000 kadar Müslüman Türk ailesi Anadolu’ya göç etmiştir. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Anlaşması ile itilaf devletleri tarafından resmen tanınan Türkiye Cumhuriyeti, gelen yoğun baskılarla Kıbrıs’ın İngiliz mülkü olduğunu kabul etmiştir. Bu arada Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için çeşitli adımlar atılmıştır. Bunu sağlamak için Rumlar 1953 yılında kurdukları “EOKA” terör örgütünü 1 Nisan 1955’te harekete geçirmişlerdir. Rumların yürüttüğü şiddet eylemleri karşısında kendini korumak isteyen Kıbrıs Türk Halkı 15 Kasım 1956 tarihinde “Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı’nı” kurmuştur. Yoğun bir mücadelenin sonunda Kıbrıs Türk ve Rum liderleri de 19 Şubat 1959 yılında “Londra Anlaşmasını” imzalayarak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasını kabul etmişler ve hazırlanan Kıbrıs Anayasası’nın kabulüyle 16 Ağustos 1960 tarihinde “Kıbrıs Cumhuriyeti” ilan edilmiştir. Makarios cumhurbaşkanı, Dr. Fazıl Küçük cumhurbaşkanı yardımcısı olmuştur. Anca iki toplumlu bu devlet, Rumların adaya tek başlarına hâkim olma niyeti sebebiyle uzun ömürlü olmamıştır. Türkiye bu dönemde adaya müdahale etmek istedi ise de ABD’nin karşı tavır koyması yüzünden bu girişimden vazgeçmiştir. 1974 yılına gelindiğinde Türkiye’de CHP-MSP koalisyon hükümeti bulunuyordu. Erbakan, Başbakan Yardımcısı idi. Erbakan Hocamızın yoğun çabalarıyla 1974 yılında Kıbrıs harekâtı başlatıldı ve tamamlandı. Bu harekât ile Müslüman Kıbrıs Türk halkı, Rumların zulmünden kurtarıldı ve adada yaşayan iki toplum da barış içinde yaşama imkânına kavuşmuş oldu.
13 Şubat 1975 tarihinde “Kıbrıs Türk Federe Devleti” ilan edildi. 15 Kasım 1983 tarihinde ise “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” ilan edildi. Kıbrıs Rum Yönetimi 4 Temmuz 1990’da Avrupa Birliği üyeliğine başvurdu ve 1 Mayıs 2004’te “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında Avrupa Birliği’ne kabul edildi.
GERÇEKLER VE KIBRIS
1902 yılında Teodor Herzl’in Lord Rotşıld’a yazdığı mektupta, Kıbrıs ile ilgili olarak şöyle demiştir: “Kıbrıs’ı düzene sokmalıyız ve bir gün Erez İsrail’in üzerine gitmeliyiz ve kuvvetle almalıyız. Kıbrıs’tan Müslümanlar gider, Rumlar iyi bir fiyatla topraklarını satarlar, Atina veya Girit’e göç ederler. Filistin, Yahudiler için çok küçük, bu nedenle Filistin’e yakın bir yer sağlamamız gerekiyor. Filistin’e Kıbrıs da dâhil edilmelidir.” Bu mektuptan sonra İngiltere 33 Yahudi ailesini Kıbrıs’a yerleştirdi ve Avrupa’daki Yahudileri Kıbrıs’ta toplamaya başladı. 1946-1948 yılları arasında adaya 51.500 kişi yerleştirildi. İsrail’in kuruluşundan sonra bunların hepsi Filistin’e gittiler ve Müslümanlarla savaştılar. Bu bakımdan İsrail, Kıbrıs’ı her bakımdan önemsemektedir ve Rumlarla birlikte hareket etmektedir. Bu gerçekler ışığında Kıbrıs meselesi ele alındığında 1974 yılında CHP-MSP hükümeti döneminde gerçekleştirilen Kıbrıs Barış harekâtının önemi daha da iyi anlaşılmaktadır. Kıbrıs Barış Harekâtı, Milli Görüşün hükümet ortağı olduğu bir dönemde olmuştur. Ve bu harekât, Kıbrıs meselesine kökten bir çözüm getirmiştir. Kıbrıs harekâtının mimarı Erbakan hocamız yaptığı bir konuşmada şu uyarılarda bulunmuştur: “Kim olunsanız olun eğer Kıbrıs’ta şehit kanıyla alınmış topraklardan bir zerresini geri vermeye kalkarsanız, hepinizden bütün şehitler adına hesap sormak bizim için bir vecibedir, boynumuzun borcudur. Haberiniz olsun, mutlaka burnunuzdan getiririz...” Bu uyarı, Kıbrıs meselesine tavizkar yaklaşanlar için şefkatle yapılmış önemli bir ikazdır. Yapılması gereken şey, Türkiye ve KKTC yöneticilerinin Cenevre’de yürütülen bu kirli barış görüşmelerine derhal son vermeleridir. Rumların ve topyekûn batı âleminin niyeti Kıbrıs’ı bir bütün olarak ele geçirip “Büyük İsrail’in” kuruluşunu hızlandırmaktır. Kıbrıs bize şehit sahabelerin bir emanetidir. Zaman, emanetlere sahip olmak zamanıdır. Selam hidayete tabi olanlara…