“Fatma Hanım, on yıl önce bir yaşındaki bebeğimizi kaybettik. Eşim bu olayı atlatamadı, çok zor günler geçirdi. İlk bir yıl geceleri hep kâbus gördü, gündüzleri ani titremelerle fenalaşmaya başladı. Psikiyatriye götürdük, on yıldır tedavi görüyor. Bir türlü toparlanamadı. Oysa kendisi inançlı bir hanımdır. Bir Müslüman bu kadar güçsüz olur mu Bu bir zayıflık değil midir (Salih Y)

İslam, bizler gibi yiyip içen, konuşan, hareket eden, evlenen ve insana has bütün duyguları yaşayabilen bir Peygamberin öncülüğünde bizlere ulaştı. Müşrikler Efendimiz için, O da bizim gibi bir insan nasıl oluyor da Peygamber olduğunu söyleyebiliyor diye çıkıştılar ve melek bir peygamber imasında bulundular. Fakat Hz. Peygamber kutsal kitabımız Kur’an’ın hem tedrisatını yapmış, hem de pratize ederek bizlere yaşanabilirliğini göstermiştir. Resulullah, Nübüvvetin doğuşundan, vefatına kadar geçen sürede büyük zorluklarla karşılaşmıştır. Müşriklerin baskıları ile zor günler geçirdiği olmuştur. Hüzünlendiği anlar olmuştur. Efendimiz bir insanın sahip olduğu bütün duygulara sahipti, hüzün, neşe umut gibi duygular onun hayatında da vardı.

Çevremizde” Müslüman depresyona girmemeli, dindar bir kişi nasıl olur da bu kadar zayıf düşebilir” diyen kimselerle karşılaşabilirsiniz. Bu yaklaşımdan beslenen kimseler ne yazık ki insanın doğasını zerre kadar dahi tanımıyor, tanımak da istemiyorlar. Oysa insan fıtri olarak, hüzün, neşe, umut, öfke, karamsarlık… gibi duygulara sahiptir. İslami hassasiyete sahip kimselerin duyguları yönetme konusunda daha başarılı olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat neticede her insan gibi bu kimseler de yaşamın bazı dönemlerinde, duygularına yenik düşebilir ve bu konudaki dirençlerini kaybedebilirler. İsyan etmedikleri ve sorunu çözüp normal hayatlarına devam ettikleri sürece sıkıntı yok.

Uzun sözün kısası şu; Müslüman da her insan gibi üzülebilir, neşelenebilir, kırılabilir, ağlayabilir, kendini yalnızlığa verebilir, depresyona girebilir ve bir insanın sergileyebileceği her davranışı sergileyebilir. Tamam, aslolan duyguların denge çerçevesine çekilmesi ve itidalin sağlanmasıdır. Fakat yaşamın bazı dönemlerinde kırılma noktalarımız olabilir bunu da kabul etmek gerekir.