Buna karşılık Macaristan’dan Almanya’ya geçmeye çalışan ve engelleme ile karşılaşan Suriyeli Kenen, “Siz savaşı durdurun, biz GELMEYİZ” diyerek sıkıntının kaynağının kendileri değil, İslam dünyasını bir çatışma ve savaş alanı haline getiren Batılılar olduğu gerçeğini haykırıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan B20 Türkiye Konferansı’nın açılışında ve Başbakan Davutoğlu’nun ise aynı gün yaptığı yazılı açıklamada tüm söyledikleri Batı’nın iğrenç yüzünü teşhir etmek bakımından doğruydu ve katılmamak mümkün değildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı konuşmadan bazı satır başlarını aktarmak istiyorum:
“-Zalimi kollayan sistem değişmeli.”
Elbette doğru ama bu zalim sistemin yerine hangi sistemin konulacağı çok daha önemli.
“-Batı ülkeleri bugün temel insan hakları ve özgürlükler gibi değerlere maalesef sırtlarını dönmüş durumda.”
Batılılar bu temel değerleri sadece kendileri için istediler, ama bunun farkına geç varıldı.
“-Akdeniz’de boğulan insanlığımızdır.”
“-Küresel barış sağlanmadan gelişemeyiz. Akdeniz’de, Ege’de boğularak ölen ve cesetleri kıyılarımıza vuran çocuk, yaşlı, genç, her insan içir yüreğimizde derin yara açılıyor. Ama bu insanları ölüme terk edenlerde en küçük pişmanlık, vicdan azabı emaresi görmedik, duymadık.”
Bundan sonra da görmemiz mümkün değil. Çünkü onlar Hıristiyan ittifakı içinde hareket ediyorlar ve Müslümanların ölümünden en ufak bir rahatsızlık duymuyorlar.
“-Merhametini yitirmiş bir dünya sistemi insanlığın hiçbir derdine derman olamaz.”
Artık yeryüzünde merhametin, sevgi ve saygının hâkim olmasının tek yolunun İslam düzeni olduğunu anlamak ve dünyaya anlatmak durumundayız.
“-Kapısına dayanan mültecilere bile tahammül edemeyen Batı’nın, ‘Irak’a, Suriye’ye, Libya’ya özgürlük, barış ve refah götürmek için çalıştığı iddiası’ inandırıcılığını kaybediyor.”
Başbakan Davutoğlu ise şu değerlendirmeleri yapıyor:
“-Yüreğinizde kaç insana yer var ”
Onların yüreğinde Müslümanlara hiç yer olmadığını artık anlamak durumundayız.
“-Avrupalı liderlerin görmesi gereken bir kaçakçı teknesinin kaç mülteci aldığı değil, yüreğinizin kaç insana yer açabileceğidir.”
“-Konu artık hukuk, siyaset meselesi değil insanlığın geleceğidir. Başkentlerde, Brüksel’de soğuk duvarlı salonlarda yapılan müzakerelerde gelinen nokta Aylan’ın cansız bedeni olmuştur.”
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi bu değerlendirmelerin hepsine katılıyoruz. Ama değerlendirmeler bunlardan ibaret değil. Söz gelimi Macaristan Başbakanı, “Sınırlarımıza dayanan mülteciler Hıristiyan değiller, ALAMAYIZ” derken aslında tüm Batı’nın Müslümanlara bakışını özetliyor. Buna karşılık Macaristan’dan Almanya’ya geçmeye çalışan ve engelleme ile karşılaşan Suriyeli Kenen, “Siz savaşı durdurun, biz GELMEYİZ” diyerek sıkıntının kaynağının kendileri değil, İslam dünyasını bir çatışma ve savaş alanı haline getiren Batılılar olduğu gerçeğini haykırıyor.
Aslında herkes konumunu ve niyetini net olarak biliyor ve bunu gizlemeye gerek duymuyor. Buna karşılık Suriye, Irak, Libya, Yemen gibi ülkelerde tüm bu yaşananların sorumlusunun Batı olduğunu bizim yöneticilerimiz de net bir şekilde biliyor ve konuşmalarında açıkça ifade ediyorlar. Ama sonunda bir yandan Avrupa Birliği’ne girmek için çırpınıyor, öbür yandan da bölge ülkelerini ateşin içine atanlarla güya teröre karşı ortak hareket ediyorlar. Böyle olunca da söylenenlerin doğru olmasının fazla bir anlamı kalmıyor. Söylenenlerin doğru olması önemlidir ama yapılanların doğru olması çok daha önemlidir. Aksi halde doğruların söylenmiş olması anlamını yitirir.