Hak ve batıl arasındaki mücadele kendisini daha çok egemenlik konusunda gösterir. Söz/egemenlik/ iktidar/nizam kimin olsun? Kime göre olsun? Kimin sözü kanun olsun? Yasaları kim koysun? Kimin iradesi ve rızasına göre düzen kurulsun, hayat sürsün? Egemenlik Hakkın/Yaratanın mı, yoksa yaratılan halkın mı olsun? Hangisi üstün? İşte Mücadele suresinde bu konuya açıklık getiriliyor. Hüküm konuyor. “Allah’a ve Resulüne karşı/aykırı had (kanun) koyarak O’na muhalefet/düşmanlık edenler zillete düşerler.” (Mücadele, 20) (“Hem dünyada hem de ahirette azap çekerler.”)

Firavun da, Nemrud da, iblis de uluhiyet/rububiyet iddiasındaydılar. Tağuttular. İnsanları Haktan uzaklaştıran, saptıran azgınlardı. Allah’a değil kendilerine itaate çağırıyorlardı. (İcabet edenler Hizbüşşeytan) Peygamberler de insanları sadece ve ancak AllahuTeala’ya itaate/ibadete çağırıyorlardı. (İcabet edenler Hizbullah)

Tağut: Allah’tan başka tapınılan ve hak yoldan saptıran her varlık (put, insan, şeytan, kahin, sihirbaz). Azgın, sınırı aşan anlamında. Peygamberler, insanların tağuttan uzak durup, sadece Allah’a kulluk etmelerini tavsiye etmişlerdir.

Hak dinin ve hak mabudun dışında kalan batıl inançlar, putlar şer odakları, İslam karşıtı kabul edilen kişi, kuram, sistem ve anlayışlar tağuttur. Tağutuinkar etmemiz, veli edinmememiz (Bakara, 256-257), tağuta itaat etmememiz, tağutlarla Allah yolunda cihad etmemiz (Nisa,76) buyrulmaktadır.

“Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği Peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle birliktedirler. Bunlarsa ne güzel arkadaş...” (Nisa, 69)

“Ey iman edenler! Allah’a ,Resulüne ve sizden olan ululemre itaat edin... Sonra bir şeyde anlaşmazlığa düştüğünüzde onu Allah’a ve Resulüne arz ediniz, eğer Allah’a ve ahirete gerçekten inanan müminlerseniz...” (Nisa, 59)

Efendimiz(s.a.v) risaletten önce hemen herkes tarafından sevilen, sayılan, güvenilen bir Zattı. “Muhammedülemin”di. Risalet gelince, sözün AllahuTeala’nın olması gerektiğini tebliğ edip, O’na davet edince müşriklerin düşmanlığına hedef oldu. Müşrikler kelime-i tevhidin anlamını çok iyi biliyorlardı. Hüküm, hakimiyet sadece Allahu Teala’nın olacak, kullara kulluk edilmeyecekti...

Hz. İbrahim (a.s) de, Hz. Musa(a.s) da zamanın iktidarına (saraya) yakındılar. İnsanları tevhide (sözün/ hükmün ancak Allah’a ait olduğuna) çağırınca düşmanlık hedefi oldular. Egemenlik/Rabblık/ riyaset iddia ve ve tutkunluğu yüzünden... Namazın, haccın, orucun, infakın... benzeri ibadetlerin, şirk düzenine zararı yoktu... Yeter ki, iktidarda kendileri olsundu...

Firavun, “Musa’nın sizin dininizi değiştireceğinizden korkuyorum”, diyordu. O’na “Müfsid” diyordu. “Ben sizin en yüce Rabbinizim...” diyordu. Sözü, egemenliği, emretmeyi Hz. Musa’nın ve âlemlerin Rabbine/sahibine vermek istemiyordu.

İlginçtir, Ahzab suresi 73 ayettir. Ümmeti Muhamed de 73 fırka. Şeytan doğru yol (İslam) dışındaki beşeri veya tahrif edilmiş dinlere/yollara/düzenlere yönlendirmeye çaba göstererek sapmamıza vesile olur. Bu anlamda “Haktan öte batıldan başka bir şey yoktur.” İslam hak, öteki tüm din/düzen/yol/hayat tarzı/sistemler de tümüyle batıldır.

Kulların/insanların AllahuTeala’nın yetkisindeki bir konuda söz söyleme hakkı, kulluk sınırını aşarak uluhiyet/Rububiyet alanını ihlal hakkı ve haddi yoktur. Emretmek, hükmetmek rububiyet hak ve yetkisi her şeyi Yaratan-Yöneten Rabbülalemin’e aittir. Zatında, tüm sıfat ve isimlerinde olduğu gibi hüküm, emir... hususlarında da ortağı yoktur. Ve şirk bu anlamda “en büyük günahtır, zulümdür.” (Lokman, 13)

Emretmek hak ve yetkisi Yaratan, Rızıklandıran, Yaşatan, Yöneten AllahuTeala’ya aittir, münhasıran...

“Melikün muktedir”, “MelikünKuddüs” O (c.c) Rabbülalemin O (c.c), Mabud O (c.c) yol da O’nun, sığınak da, yardımcı da O (Fatiha). Ve “insanların Rabbi, Meliki, ilahı” O (c.c) Şeytanın vesvese/ aldatmalarına karşı hem insan hem de cin şeytanların şerlerinden koruyucu, sığınak da O. (Nas)

Kur’an “Rabbülaleminden” “insanların Rabbinden” insanlara indirildi. (İlk sure Fatiha, son sure Nas) “Benim yoluma uyun. Başka yollara uymayın...” (En’am, 153) Fatihayla başlayıp, Nas suresiyle son bulan mesaj (vahiy). Kur’an...

“Siyonizm, şeytanın icadıdır.” Bunun gibi tüm izmler, uyduruk düzenler de şeytanın emir ve telkinleriyle insanlar tarafından üretilmiş, uydurulmuştur. Çünkü ya Rahman’a ya da şeytana/tağuta itaat edilir. Düşmana itaat edilir mi?!

İblis lanetlenmiş, cennetten kovulmuş, kibirlenmiş, kendisine mühlet verilmiş. Şeytan “fakirlikle korkutur”, “hayasızlığı emreder”, “insanlara düşmandır”, “kuruntu (vesvese)verir”, “isyanı emreder”, “münafıkların dostudur”, “aldatmak için yaldızlı laflar eder”, “kötülüğü emreder”. “Şeytan olan insan ve cinler aldatmak için yaldızlı laflar ederler.” “Şeytan aldatmasını takva sahipleri anlar”. “Müminler üzerinde hiçbir hakimiyeti yoktur.” “Şeytan cehenneme çağırır.” İlgili ayetlerden birkaçı...

“İblis tanrılığını ilan etmiştir.” (Enbiya, 29) İbni Abbas(r.a) “Enbiya,29’daki tehdit, iblisedir. Çünkü o, kendisinin tanrılığını/ilahlığını iddia etmiş, kendisine itaat ve ibadete davet etmiştir.” Demiştir. İblise verilen ruhsat hikmetsiz değildir. (Sebe, 21) İblise mühlet verilmiştir. (Araf, 14-15)

“Şeytan; insan ve cinden olabilir.” (En’am 112-113, Nas, 6) “Biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözleri telkin ederler...” (En’am, 112)

“Yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece zanna uyarlar ve yalan uydururlar...” (En’am,116)

Nisa, 76: “İman edenler Allah yolunda, inkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde siz de tağutun/şeytanın dostlarıyla savaşın...”

Hak ile Batıl arasındaki mücadelede seyirci kalmaktan, batıl safında bulunmaktan korunmamız ve hizbüşşeytana karşı hizbullah safında konumlanmamız dileklerimizle...