"TERÖR”ün de, bütün sorunlarımızın da çözümü; “beşeri" reçetelerde/görüşlerde değil, İlahi/Rahmani/İslami yasalarda, hükümlerde, ilkelerde ve ölçülerdedir. Aşkın, üstün, eşsiz, özgün, evrensel, adil, yanılmaz, objektif, doğru, özgün çözümler ancak, "vahiy" kaynaklı olanlardır. “Adalet ve barış ancak İslam'da/İslam'ladır. İslam; adaleti sağlamak, sorunları/ ihtilafları çözmek içindir" görüşünde/inancında olmak, müminliğimizin/Müslümanlığımızın gereği değil midir? (Nisa/59, Hadid/25, Hucurat/1) İslam’dan başka, çıkış/çare/çözüm, adalet, barış ve saadet olmadığını anlama zamanı gelmedi mi?
AKILLAR; "VAHYE" UYMADAN DOĞRU/ADİL ÇÖZÜMLER ÜRETEMEZ
VAHYE/NAKİLE uymayan akıl; şeytanın, nefsin kontrolünde hep yanlış tercihler (zulüm) yapar.
“KUR’AN-I KERİM’in amacı; insanların dünya hayatını düzenlemek ve İlahi iradeye uygun bir hayat yaşayanlara, dünya ve ahiret mutluluğu/saadeti sağlamaktır.”
Yüce Rabbimiz, son ilahi kitabı Kur'an-ı Kerim'de bütün insanlara, hayatın her alanını en güzel şekilde düzenleyen/dünya ve ahiret saadetini sağlayan İslam nimetini/mükemmel hayat tarzı projesini tercihe çağırıyor; teklif ve tavsiye buyuruyor. Kendiyle, ezelde/ruhlar âleminde yaptığımız “kulluk sözleşmesi"ne uymaya, vefaya/sınavı kazanmaya çağırıyor. (Araf/172, Maide/1, 7 Mülk/2, İnsan/2)
Söz, hüküm, yasa/egemenlik; insandan Rahman’a geçmedikçe/yükselmedikçe, sorunlarımız çözülmeyecek, çoğalacaktır. Rahmani/doğru ve/ya beşeri/şeytani/yanlış seçeneklerle sınavımız devam ediyor.
“Anlaşılan o ki” olmazsa olmaz demek, “İslam’la olmaz” demektir.
AKILLAR; “VAHYE” UYMADAN DOĞRU/ADİL ÇÖZÜMLER ÜRETEMEZ
SN. CUMHURBAŞKANLIĞI’NA VE TBMM BAŞKANLIĞI’ NA; ÇÖZÜM/ler için, Kur’an ve Sünnet’e “Hakem” olarak başvurmak (Nisa/59, 65; Hucurat/1) gereğini tavsiye eden/bildiren bir yetkili ve/ya etkili kimse olmadı mı?
VAHYE/NAKİLE uymayan akıl; şeytanın, nefsin kontrolünde hep yanlış tercihler (zulüm) yapar.
“OLMAZSA OLMAZ” NE DEMEK?!. Bunu kim, hangi amaçla ifade etmiş, Anayasa’ya da koymuşsa, bu anlam olarak da, çok sorunlu, çelişkili, mayınlı, tehlikeli, haddi aşan bir deyim/ifadedir. “İlahi olmayan ve halkın iradesinin dışındaki/üstündeki irade kimin? Bu söz, hem inanç bakımından hem de “demokrasi” bakımından aykırıdır, çelişkilidir. Bu hüküm, hangi makamın, hangi iradenindir? İlahi mi, beşeri mi? Hak/doğru bir hüküm mü, batıl/yanlış mı? Bir yasayı, hükmü koyma yetkisi kimde? Koyan, neden kaldıramasın? Bu yasak kimin?” soruları sorulmasın mı? Bu, bir tabu, bağnazlık değil mi? Bu önemli konuya, mümin/Müslüman olarak, Kur’an’dan cevaplar alıyoruz. Elbette ki, dileyen inanır, dileyen de inkâr eder; zorlama da yok, özgürüz. (Bakara/256, Kehf/29)
- Evrende mutlak egemenlik, ancak Kadir, yüce olan Allah’ındır. (Yasin/83, Mülk/1)
- O (cc), yarattığı, yönettiği evrende, her an tam tasarrufta/yaratmada/iştedir. (Rahman/29)
- O (cc), bir şeyin “ol”masını dilediğinde hemen oluverir. (Yasin/82, Nahl/40, Rahman/50)
- O (cc), yaratmadan, izin vermeden, bilgisi, iradesi dışında hiçbir şey olamaz, yaprak bile düşmez. Bütün kuvvetler O’nundur (En’am/59, Kehf/23-24, 39)
- O (cc) dilemeden/O’nun iradesine rağmen kimse bir şey dileyemez/isteyemez, bile. (Tekvir/29, İnsan/30) İnşaallah, maşaallah, La kuvvete illa billah, La faile illallah… diyenlerdeniz, elhamdülillah... Ancak O’nun (cc) dediği, dilediği olur; hüküm, yasa/emir-yasak yetkisi de ancak O’nundur (cc) (Yusuf/40, Nahl/ 54).
“LAİKLİK, olmazsa olmazdır” büyülü cümlesinin; sadece “inanç özgürlüğü” olmadığının, aynı zamanda “ilahi irade”yi (hukuku, ölçüyü, ilkeleri, değerleri) reddetmek/beğenmemek anlamında hem de affedilmez en büyük günah/şirk/ZULÜM olduğunun farkında bile değiliz. (Bakara/256, Nisa/48, Tevbe/31, Hud/1-2, Yusuf/40, Nahl/54, Lokman/13) Büyü bozulmadıkça, adalet de barış da olmaz...
- LAİKLİK VE DEMOKRASİ yabancı kökenli kavram ve yönetim ilkeleri olarak, “ilahi” iradeyi/hukuku (yasaları, hükümleri, ilkeleri, ölçüleri)/egemenliği tanımaz/reddeder, yasaklar. Müminlik/Müslümanlık da; tevhidi/ “ilahi” egemenliğin, bölünmeksizin/ortaksız kabulünü; İslami nizamın bütünüyle benimsenmesi ile birlikte, muharref dinlerin, beşeri düzenlerin/ideolojilerin ve tağutların da reddini/inkârını gerektirir. Dileyen inanır, dileyen inkâr eder. Özgürüz... (Bakara/256, Kehf/29, Nahl/36) İnsanları; tevhidin/İslam’ın dışındaki dinlere/yollara/düzenlere çağıran, yönlendiren de, ezeli insanlık düşmanı şeytandır. İslam Rahman’ın, diğerleri de şeytanındır. Biz de iki zıt seçenek (tevhid/ adalet-şirk/zulüm) arasında sınavdayız. (Al-i İmran/19, 85; Araf/16-17, 172; Nisa/48, 116-119; Yasin/60-61, Nas/ son)
Bir hak ve yetkinin, gerçek sahibine verilmesi “adalet”, verilmemesi/başkasına verilmesi de “zulüm” dür. İnsanlar üzerinde tam tasarruf/egemenlik hak ve yetkisi, münhasıran Yaratan Rahman’a aittir. Bu nedenle bu yetkinin insanlara verilmesi, affedilmez en büyük günah/şirk olduğu gibi, tevhid de adaletin tacı/zirvesidir “Tevhid, en büyük adalettir”. (Nisa/48, Yusuf/40, Araf/54, Lokman/13)
ADALETİN TACI, TEVHİDDİR.
DÜZEN sorunu; daha çok, söz/egemenlik/benlik sorunudur; evde, işyerinde, beldede, şehirde, siyasi partilerde, STK’da şirketlerde, ülkelerde, dünyada düzen kavgası var. Egemenliğin gerçek maliki Allah Teala’yı tanımak, en doğrusu değil mi? Evreni yöneten, bizi neden yönetmesin?
Bizi; yoktan yaratıp, hayat veren Rabbimiz’in, hayatımızı düzenleme hakkı, yetkisi yok mudur?
Bize; hayat, rızık vb. sayamayacağımız nimetler veren Kerim Rabbimiz’in, hayatımızı en güzel şekilde düzenlemesine itiraz, akıl işi mi?
"En değerli, önemli, faydalı ilim; “tevhid/marifet ilmidir" (sav) Âlemlerin Rabbi Allah Teala'nın isim ve sıfatlarını doğru olarak bilmeden, O'nun (cc) yasalarının, hükümlerinin, ölçülerinin eşsizliği, üstünlüğü, doğruluğu, hikmetleri nasıl anlaşılabilir ki? Kâinata/evrene, tabiata koyduğu muhteşem düzen gibi, toplum düzeninin de eşsiz, üstün, evrensel ve adil olduğu nereden, nasıl bilinebilir?!.
"İslam'sız çözüm/ler olmaz, vesselam...