Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Günümüzde gerek sıcak, gerek soğuk savaş şeklinde sürmekte olan hak-batıl mücadelesi, aslında ilk insandan başlayıp son insana, yani kıyamete kadar sürecek olan bir sınavdır.

Cenab-ı Allah için, yeryüzünü ıslah edecek halife olarak yaratılan insan, çok kısa bir zaman sonra batıl savaşçısı şeytan ve adamlarının hileli savaşıyla karşılaşmış ve halife olmanın, hak cephesinde mücadelede etmenin eğitim ve imtihanından geçmiş ve geçmektedir. Hak; İslam’dır. İnsanlık ve İslamlık tarihi; peygamberlerin veya varislerinin önderliğindeki “hak” ile azgın inkârcı, müşrik ve münafık zalimlerin önderliğindeki “bâtıl” mücadelesi; araçları farklı, asılları aynı olan olaylardan başka bir şey değildir. Bir Müslüman için, bu mücadelede tarafsız kalmak imkânı yoktur. Mümin; hak-batıl mücadelesinde, hakkın tarafında yerini alan kimsedir. Hakkın tarafında yer almayan, bu tercihiyle batılın tarafında olmuş sayılır. Günümüzde hak-batıl mücadelesi, İslam ile Siyonizm arasında geçmektedir. Gazze’de Siyonist İsrail’in yürüttüğü kirli savaş, bunun en net örneğidir. Savaşın bir tarafında yurtlarını ve hakkı savunan İslam gücü HAMAS ve müttefikleri, diğer tarafta, hakkı olmayanı zorla almaya çalışan ve İslam’la savaşmayı kendisine din edinmiş Siyonist İsrail, ABD, AB ülkeleri ve işbirlikçi sözde Müslüman lider ve toplulukları var. Bunun bilinmesi gerekir. İşbirlikçiliğin daha net ifadesi ise modern münafıklıktır. Siyonizm ve müttefikleri, İslam’a karşı yürüttükleri savaşta, en büyük desteği bu modern münafıklardan alıyor ve bunların desteği ile soykırım ve cinayetlerini hiçbir engele takılmadan kolaylıkla işleyebiliyor. Ayrıca din ve düzen olarak İslam, bu modern münafıklar eliyle, bağlamından uzaklaştırılıp yozlaştırılıyor. Böylelikle Müslüman toplumların zulme ve zalimlere karşı direnme ve mazlumların yanında bulunma ruhu öldürülmüş oluyor. Diyeceksiniz ki kim bu modern münafıklar? Aklını Kur’an ve sünnetle çalıştıran her Müslüman, bunların kim olduğunu ferasetiyle çözer, anlar ve tedbirini alır. Çünkü Kur’an; bize bu münafık unsurları, bütün yönleriyle tanıtıyor.

DÜŞÜNMEK GEREKİR

Modern münafıklık, Siyonizm’in ve müttefiklerinin İslam’a ve Müslümanlara karşı kullandığı önemli bir taarruz silahıdır. Bunlar vasıtasıyla, İslam’ı kendi açılarından tehdit olmaktan çıkartıp, ılımlı ABD İslam’ı ile bütün bir İslam coğrafyasını etkisiz kalabalıklar haline dönüştürüyorlar. ABD İslam’ına göre, kötülüklerle mücadele etmek, zalime ve zulmüne direnmek, gereksiz bir eylem olarak görülür. Hatta terörize edilerek, cezalandırılıyor. İslam âlemi bu duruma nasıl gelmiştir? İslam’a karşı oynanan bu oyunu, Müslümanların tekraren düşünmesi gerekir. Biz nasıl oldu da “İslam Birliği”nden Avrupa Birliği’ne çark ettik. Ne oldu da ABD ve İsrail’i stratejik müttefik edindik. Adil Düzen davasından, faizci kapitalist düzeni insafsızca yürütme taşeronluğuna evirildik. Ne oldu da nesillerimizi Kur’an’la eğitmek yerine, inkârcılığın, şirkin ve nifakın üretildiği bataklık olan materyalist muhtevalı müfredatla eğitir hale geldik. Biz niçin Allah’ın şerefli bir kulu olmak yerine, Siyonizm’in işlettiği Yeni Dünya Düzeni’nde, onların gayesine hizmet eden veya zulümlerine sessiz kalan Yahudi köleliğini tercih eden zavallılar durumuna düştük? Düşünmek gerekmez mi? Elbette gerekir. Ancak bu düşünme; Kur’an gözetiminde, sünnet rehberliğinde olursa netice verir. Böyle bir düşünmeyle insan, Millî Görüş yolunu bulabilir.

İMAN ETTİK DERLER AMA…

Kur’an’ın ifadesiyle onlar; Allah'a ve ahiret gününe iman ettik derler ama gerçekte iman etmemişlerdir. Onlar; Allah’ı ve iman edenleri aldattıklarını sanırlar ama yalnızca kendilerini aldatırlar. Onlar; kalplerinde Siyonizm işbirlikçiliği hastalığı bulunanlardır. Onlar; yeryüzünde bozgunculuk yapmayın denildiğinde, biz ıslah için çalışıyoruz demelerine rağmen gerçekte onlar fesatçıdırlar. Onlar; siz de tanıdığınız insanların iman ettiği gibi iman edin, imanlarınızda samimi olun denildiğinde, o akılsızların iman ettikleri gibi mi iman edeceğiz? diyenlerdir. Onlar; müminlere, “Biz de iman ettik” demelerine rağmen, şeytanlıkta iş birliği halinde oldukları Siyonistlerle baş başa kaldıklarında, “Biz sizinle birlikteyiz; ötekilerle ise sadece alay ediyoruz” derler. İşte bunlar; hidayete karşılık sapıklığı satın alan, yaptıkları alışverişle de bir kazanç sağlayamamış ve doğru yolu bulamamış kimselerdir. İşte bu münafıkların, dünya hayatıyla ilgili söyledikleri sözler herkesin hoşuna gider ve onlar kalbinde olana Allah’ı şahit tutarlar. Gerçekte ise onlar düşmanların en yamanıdır. Bu münafıklar, bir yerde iktidar olduklarında, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini yani ekonomiyi ve nesli yani sosyal düzeni bozmaya çalışırlar. Ancak Allah bozgunculuğu sevmez. İslam dünyası bu modern münafıklık krizini çözmeden hiçbir saadete ve refaha ulaşamaz.

KIRK ÇÜRÜK YUMURTA

Erbakan Hoca’mızın; “Kırk çürük yumurta bir tane sağlam yumurta etmez” sözü hâlâ hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır. Bilinmelidir ki, imanla küfür ve de münafıklık bir kalpte birleşmez ve barışmaz. Her gece en son kıldığımız vitir namazındaki kunut duasını okurken, Allah’a şu sözü vermeden başımızı yastığa koymuyoruz: “Ya Rabbi, facir ve fasık kimselerle bütün bağlarımızı kestik ve senin dinini yıkmak isteyenleri terk ettik” diyoruz. Facir: itikadı bozuk, görüşü batıl olan kişilerdir. Fasık: ameli bozuk, ahlâkı berbat kimseler demektir. Acaba biz Müslümanlar, Allah’a verdiğimiz bu sözü tutuyor muyuz?  Mikrobu tanımadan hastalık tedavi edilmez, olayları anlamamız mümkün değildir, şifa bulmamız mümkün değildir. Onun için İslam’ın dışındaki ülkeleri yöneten merkezi tanımamız lazım, bu merkez Siyonizm merkezidir, ırkçı emperyalizm merkezidir. Bu yazıyı Erbakan Hoca’mızın şu veciz sözüyle tamamlayalım: “Bakın huzurlarınızda inanarak söylüyorum: dünyanın bu gidişatı karşısında hiç kimse İslam birliğinin kurulmasına mani olamayacaktır. Bu kaçınılmaz bir zarurettir. İslam birliği mutlaka ama mutlaka kurulacaktır.” Selam hidayete tabi olanlara…