Yazın şiddetli sıcakları ülkemizin dört bir yanında hissedildi. Bu şiddetli sıcakları Peygamber Efendimiz (A.S.M.) bir hadis-i şeriflerinde; “Min feyhi Cehennem” (Cehennem’in harareti) diye tavsif etmiştir. (Buharî, Mevâkît, 9, 10; Müslim, Mesâcid: 180, 181; Ebû Dâvud, Salât: 4) Adına Güneş dediğimiz Memur-u İlâhî; ışığını Cennet’ten, hararetini ise Cehennem’den almaktadır. Görüldüğü üzere, Güneş de, Cennet de, Cehennem de aslında bizlere hizmetçilik etmektedir. Bunların asıl yaratılış gayesi budur. Cehennem bir ceza mahallidir. Ancak bu gaye, tebeidir. Yani aslî gaye değildir. Asıl gaye, hizmetkârlıktır. Cehennem’in Güneş’e aksettirdiği hararet ile dünyamızdaki insanların ve hayvanların yiyecekleri “pişmekte”dir. O lezzetli, incirlere, kayısılara, üzümlere, karpuzlara, kavunlara ve saymakla bitiremeyeceğimiz sebzelere, meyvelere bakınız; Güneş bir aşçı gibi üstten pişirmekte, dünyanın merkezindeki “küçük Cehennem” denilen ve harareti 200 bin dereceye ulaşan o ateş kazanı da alttan pişirmekte ve Rabbimizin koymuş olduğu Tekvinî kanunlarla, insanların ve bütün mahlukatın yiyecekleri temel gıdalar yetişmektedir.

Bu “Min feyhi Cehennem”i en çok hissedenlerdeniz. Memleketimiz Gaziantep’te 50 dereceye yakın harareti gördük. Otomobilin metal kısmına el vurmak mümkün değil. Bizim Safa Bey’in klima gazı da yok. Dolayısıyla klima da devre dışı. Direksiyona ya soğuk su dökerek, ya bezi ıslatıp tutarak dokunabiliyoruz. Geçen hafta ofisi boyatıyordum. Bütün eşyalar, kütüphaneler ortada yığılı. Kaç günden beri uykusuzum, ancak şöyle şekerleme yapacak bir yer yok. Gidip arabada biraz kestireyim dedim. Bir yastık alıp aşağı indim. Araba güneşte kalmış, gölge bir yere çekene kadar ne çektim. Bütün pencereleri açtım. Gölgede 40 derecenin üzerinde bir hararet var. De gel de yat, yatabilirsen…

Başımıza gelen her hâdise gibi, bu şiddetli hararetten de bir ders almalıyız. Sevgili Peygamberimizin buyurduğu gibi, bu müthiş hararet, Cehennem’in harareti ve onu hatırlatmakta. Biz de bunu hatırlamalıyız. Bu sıcaklardan ne kadar bunaldık, değil mi? Ya bir de Cehennem’in kendisi nasıl? Buyurun hadis-i şerifleri birlikte okuyalım:

“Şüphesiz kıyamet gününde cehennemliklerin azap itibariyle en hafif olanı, ayaklarının altına iki kor parçası konulan ve sıcaklığından beyni kaynayan kimsedir. O zanneder ki kendisinden daha şiddetli azap gören hiç kimse yoktur. Hâlbuki o azabı en hafif olandır.” (Buhari, Rikak, 51; Müslim, İman, 363-364; Tirmizi, Cehennem, 12)

“Cehennem ateşi dünya ateşinden yetmiş derece daha sıcaktır.” (Müslim, Cennet, 30; Tirmizi, Cehennem, 8)

"Cehennem kıpkırmızı kesilinceye değin bin yıl yakıldı, sonra bembeyaz olana kadar bin yıl daha yakıldı, daha sonra da simsiyah olana kadar bin yıl daha yakıldı. O, şimdi simsiyah ve kapkaranlıktır.” (Tirmizi, Cehennem, 8; İbn. Mâce, zühd 38) 

Cehennemle ilgili daha pek çok hadis-i şerif var. Yüzlerce ayet-i kerime var. Asr-ı Saadet’te, sahabe-i kiram Cehennem korkusundan devamlı gözyaşı döker, Allah’a sığınırlarmış. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin sohbetlerinde, Cehennem korkusundan düşüp can verenler görülürmüş. Günümüzün Müslümanları ise ne kadar cesur! Bütün haramlar alenen işleniyor. Müslümanlar sesini çıkarmıyor. Bırakınız sesini çıkarmayı, niceleri o günahları kendisi işliyor. Ey Müslüman, Cehennem’in bir üflemesine, “Min feyhi Cehenneme” tahammül edemiyorsun, “Ah, of, bunaldık!” diyorsun, ya Cehennem’in kendisiyle karşılaşınca ne yapacaksın!.. Maalesef insanlarımız, “asıl gerçekle” yüzleşmek istemiyor. Yıllar önceydi, bir evdeki sohbetimizde, gençleri takvalı olmaya davet etmiş, günahlardan şiddetle kaçınmamız gerektiğini hatırlatmış ve bunu yapmazsak, Cehennem’le karşılaşacağımızı ihtar etmiştim. Ev sahibi, sözümü kesti; “Hocam gençler var, korkutmasak, ürkütmesek!” dedi. Ben de sohbeti kestim, “Buyurun siz devam edin ve ürkütmeyin!” dedim. Oradakiler ısrar edince, kerhen sohbeti devam ettirip neticelendirdim.

Bu min feyhi Cehennem. Bir de zemheri soğuğu var. Cehennem’in bir bölümünde şiddetli soğuk var ve o soğukluk ta insanları yakacak. Dağcıların ve şiddetli soğuğa muhatap olanların ellerinin ve yüzlerinin yandığı bir vakıadır. Şimdi yazın şiddetli sıcağından bunalıyoruz. Önümüzde kış var. Bakalım, kışın neler göreceğiz?

İman gözümüz bütün bütün kapanmamışsa, akledelim: Bu dünyada da Cennet hayatının küçücük bir numunesini yaşamak istiyorsak, Cennet’in ve Cehennem’in sahibini razı edecek bir hayat yaşamalıyız.