Bugün geldiğimiz nokta; mevcut sistemi sürdüren değil, dönüştüren çalışmalara olan ihtiyacın ne kadar da önemli olduğu gerçeğidir. Eğer bu tespitler yapılmaz, çözümler üzerinde emek verilmezse sistemin sizi dönüştüreceğini şimdilerde sistemin dönüştürdüğü insanlar bile ifade ediyorlar. Üstelik bu tespitleri anlatacak, siyasetteki problemleri aktaracak bir muhatap bulamadıklarının da farkında olarak… Aynaya baktığımızda kendimize şunu soruyoruz: yeni fikir üretmeden çıkış yapamayız!

Ülkemizin bir fikir partisine olan ihtiyacı net olarak ortadadır. Bu açığı “akil adamlar” üzerinden kapatmaya çalışmak anlamsızdır. On iki yıl boyunca işi ehline vermeyen, “ehil adamlar” aramayanlar işler çıkmaza girince “akil adam” arayışına girmesi sadece göz boyamaktır. Yaşadığımız sorun, sadece bölgesel bir sorun değildir. Eğer öyle olsaydı sadece o bölgede karmaşa yaşanırdı. İstanbul’un göbeğinde bile karmaşa yaşandı ise, sorunun fikir sorunu olduğu, yeni bir fikir olmadan yeni kadrolarla çözüm sağlanamayacağı anlaşılmalıdır.

Bugün iktidarda olanlar,  “2000 sonrası herkes iktidar olduğu için geride sistemi değiştirecek kimsenin kalmadığını” itiraf ediyorlar. Aslında geride kimse kaldı ama görmek istemediler. Çünkü geride kalanlar, barajın altında kaldığı için fikirleri de geri zannedildi. Ancak, ileride olanlar, geride olanların fikirlerinin aslında bu coğrafyada sorunun kaynağına inen ve çözüm önerileriyle huzurun teminatı olduğunu şimdi fark etmeye başladı. Fikir partisine olan ihtiyaç tavan yapmıştır ve bu durum “yeni anayasa” çalışmalarıyla örtülmemelidir. Aksi takdirde daha derin sorunlara yol açılacaktır.

Sorun tanımlaması sorunu yaşayanlarla yapılmalıdır. Çünkü yukarıdan aşağıya doğru tanımlanan sorunların çözümü gerçekleşmez. Ülkemizde yaşanan ustalık döneminin çıraklık döneminden bile başarısız olmasının sebebi budur. Sorun tanımlaması yapacak fikir partisi engellendiği için; ekonomik sorunlar palyatif çözümlerle kördüğüm olmuştur. Eğitim, kültür, aile ve gençlik politikaları üretilememiştir. Kültürsüz bir turizm, ailesiz bir gençlikle nereye koştuğunun bile farkında olmayanlar, dindarlık anlayışlarındaki derinliği kaybettiği için aynaya bakmaktan da korkar olmuşlardır.

Yaptığınız iş ne olursa olsun, “niçin” cevabını veremediğiniz takdirde “nasıl” yapılırsa yapılsın etkili olmayacaktır. İki binli yılların başında ülkemizde yaşanan “yenilikçi” hareket, niçin yenilikçi olduğunun cevabını verememiş olduğundan, bu hareketin içinde olmak isteyenler kendilerini “millet bizi orada görmek istiyor” şeklinde ifade etmişti. Herkes oraya koştuğu için, başlangıçta kadro hareketi gibi gözüken ancak sonunda lider sultasına dönüşen süreç, şimdi nasıl sorusuna bile cevap veremeyecek bir sığlığa düşmüştür.

Kierkegaard’ın söylediği gibi: “Yaşam yalnızca geriye bakarak anlaşılabilir ama ileriye doğru yaşanmalıdır.” Geriye baktığında; zikirleri reel politik olanların fikirlerinin de sadece geçici çözümler ürettiğini görenler, bulundukları yerden bunun değiştiremeyeceklerinin farkındadır. Hatta ileriye baktıklarında, barajın altında kalmış olsa da, bir fikir partisi olarak “Türkiye’nin teminatı” olan kadrolara kendilerini yakın hissediyorlar. Çünkü “niçin”in cevabını öğrendiler ama “nasıl” olacağını kestiremiyorlar. İki binli yılları tersinden yaşasalar da yapacakları şey fikir partisinde buluşmaktır. Çünkü millet onları saadette görmek istiyor.