Millet İttifakı’nın “ Ortak Politikalar Mutabakat Metni”nde en çok olumlu bulduğum hususlardan birisi, hiç kuşkusuz köy okullarının yeniden açılması vaadi. Zira yıllardır burada yazıyorum;

* Köy ilkokulları açılmalıdır!

* Köylerde üretime ağırlık verilmelidir!

* Doğduğun yer aynı zamanda doyduğun yer olmalıdır!

* Artık neredeyse boşalmış olan köylerden şehirlere göçü önlemek için son çare budur!

***

Heyecanlandıran vaat derken…

* Düşünebiliyor musunuz, binlerce köy yaz kış şenlenecek…

* Düşünebiliyor musunuz, binlerce köyde imam ve öğretmen aynı anda hizmet verecek, eskiden olduğu gibi…

* Düşünebiliyor musunuz, binlerce köyde artık yetişkinler rahat rahat işini yapabilecek, tarım yeniden canlanacak, çiftçiler bir ‘oh’ diyecek…

* Düşünebiliyor musunuz, binlerce köy aynı zamanda birer üretim merkezi olacak…

* Düşünebiliyor musunuz, binlerce köyde kuruyan çeşmeler yeniden akmaya başlayacak, kuruyan meyve ağaçları yeniden tomurcuklanacak, kuruyan göller dolacak, kuruyan çaylar dereler yeniden canlanacak. Hikâye anlatmıyorum; bir köyde insan olmazsa dereler de kurumaya başlıyor…

* Düşünebiliyor musunuz, binlerce köyde çiftçiler çalışırken yoldan geçenler, “Kolay gelsin ağam, bereketli olsun, uğurlar olsun...” selamını verecekler…

* Düşünebiliyor musunuz, binlerce köyde tarlalarda çalışırken bir gölgelik altında hazırlanan sabah kahvaltısında içilen çayın rayihası ve kokusu taa uzaklardan yine ve yeniden hissedilecek. (Zira, sabah erkenden gidilen tarlalarda bereket de bir başka oluyordu…) 

* Düşünebiliyor musunuz, binlerce köyde olmasa bile birçoğunda su değirmenleri yeniden aktif olacak. Binlerce çiftçi, buğdayları öğünürken çıkan o ahenkli sesin altında uyuklarken tatlı düş ve rüyalara dalacak…

* Düşünebiliyor musunuz, binlerce köyde yeniden havlama sesleri ile inek, kuzu, eşek, at ve horoz sesleri birbirini izleyecek… Ahırlardan taze ve gerçek gezen tavuk yumurtası alınabilecek… Tarlalar sürülecek…

* Düşünebiliyor musunuz, binlerce köyde köylüler Mart ayında karların erimesiyle birlikte nevruz ve çiğdem toplamaya çıkacaklar... Hemen akabinde Mayıs ayı gibi de mantar seansları…

* Düşünebiliyor musunuz, binlerce köyde tandırlar yeniden alevlenecek, taze ekmek pişecek.

***

Ben tüm bunları düşününce bir hoş oluyorum! Söyler misiniz, ben heyecanlanmamayım da kimler heyecanlansın! Siz olsanız heyecanlanmaz mısınız?

 

İŞTE O MADDE!

Millet İttifakı’nın “Ortak Politikalar Mutabakat Metni”nde köy ilkokulları ile ilgili madde şu şekilde:

* “Kapatılan köy okullarını yeniden açacak, taşımalı eğitim uygulamasına son vereceğiz.”

KÖY İLKOKULUNDAN GERÇEK BİR HİKÂYE!

Heyecanlandıran vaat dedik ya, hani! Köy okulları yeniden mi? İnşallah diyoruz ya, hani!

Bir gerçek öyküden bahsetmek istiyorum, bizzat başımdan geçen bir öyküden…

Hafızam yanıltmıyorsa, 1970’li yılların ikinci yarısıydı…

Henüz araba yolu bile olmayan, ilçeye 25 kilometre uzaklıktaki köy ilkokulunda öğrenciyim…

Bu nasıl bir eğitim sistemi yahu diyeceksiniz, biliyorum ama söylemek zorundayım; birinci sınıftan beşinci sınıfa kadar tüm öğrenciler aynı sınıfta öğrenim görüyoruz… “Aaaa!” diyenleriniz kara tahtaya lütfen! İşte, bildik köy ilkokulları...

Şimdi gerçi bu da yok, maalesef! Köylerimiz bomboş. Tamtakır, sarı bakır! Buyurun o öyküye;

* Şimdilerde İstanbul’da ticaretle meşgul olan efsane öğretmenimiz Behzat Erdağı, daha iyi ders çalışalım diye aynı sınıftan olanları iki grupta topladı; “Bülbül Grubu” ve “Arı Grubu.”

* ‘Bülbül Grubu’nun ana sloganı, “Bülbül gibi şakırız, özgürüz ve kimse bizi susturamaz!”

* Arı Grubu’nun ana sloganıysa, “Arı gibi çalışırız, tembelleri sokarız!”

* Arı Grubu’nun lideri, bu satırların yazarıydı. (O yüzden mi bal çok sevdiğim bir yiyecek, acaba!)

* Bülbül Grubu’nun lideri ise konuşmayı çok seven, espritüel, hareketli bir arkadaşımızdı. Hiç unutmuyorum; “İs is, tan tan, bul bul, bunu bana bul!” bulmacasını ilk ondan işitmiştim. Siz bulabildiniz mi!

* Sabah ders başlamadan belli başlı haberleri okumak ve anlatmak bu nüktedan öğrencinin göreviydi… (Bu arkadaşın izini ilkokuldan sonra kaybettik! İlkokuldan bu yana hiç görmedim, Almanya’da büyük bir fabrika sahibi olmuş diyorlar…)

* Neyse… Eskiler ‘gücük’ mü derlerdi; sert geçen kış günlerinden biri… Camdan çok net olarak gözüküyordu, lapa lapa kar yağarken ve kar taneleri salına salına diğer kardeşlerinin yanında yerini alırken -zaten sabah da okula zor geldik, tahta küreklerle kardan kapanan yolları açmak zorunda kaldık- Bülbül Grubu’nun lideri arkadaş, o gün sabah radyodan derlediği haberleri ve notları okudu;

* “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 11’e karşı 1 oyla, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün, oy verme hakkı olmaksızın Güvenlik Konseyi tartışmalarına katılmasına karar verdi…” Bu güzel bir haber miydi? Şöyle göz ucuyla öğretmenimize baktık… “Devam!” dedi…

* O arada sınıfın tam ortasında gürültüyle yanan sobanın üzerinde Amerika’dan geldiğini öğrendiğimiz ve ‘bedava’ olduğu ifade edilen ‘süt tozu’ hafiften cızırdamaya başlamıştı…

* Sınıfta çıt yok. Yurttan ve dünyadan haberleri dinlemeye devam ediyoruz. Bülbül Grubu’nun lideri haberleri aktarmayı sürdürüyordu…

* Öğretmenimiz o arada bardaklara süt tozunu doldurmaya başlamıştı, bile… Fakat o da ne! Çok kötü bir koku kapladı sınıfı… Acaba!.. Yoksa, sınıftan birileri mi!.. Değildi… Kötü kokunun, kaynamakta olan süt tozundan geldiğini fark ettik.

* Hemen süt tozu dolu o kocaman kabı sınıftan dışarıya çıkardık, karların üzerine döktük! O güzelim, pamuk gibi saf ve temiz kar taneleri, Amerika’nın ‘kirli’ süt tozunun dökülmesiyle bir anda gri renge büründü! Şaka değil, gerçek! Gözlerimle gördüm…

SİZ NE DİYORSUNUZ?

Köy okulları yeniden açılırsa, sınıflarımızda “ ABD’nin yolladığı süt tozu” yerine gerçek süt verilecek çocuklarımıza elbette…

Hülasa, köy ilkokulları “gerçek hayat öyküleri”nin bestelendiği mekânlar…

Köy ilkokullarının yeniden açılmaları konusunda siz ne diyorsunuz, sahi… Bana yazarsanız mutlu olurum…

***

Son bir soru; efsane ilkokul öğretmenimiz Behzat Erdağı, bugünden baktığında o yılları nasıl değerlendiriyor, acaba?