Mezheb kelimesi “gitmek” anlamındaki “z-h-b” fiilinden türemiş bir kelime olup sözlükte: “gidilen yol, benimsenen görüş” gibi anlamlara gelir.
Dini ıstılahta ise Mezheb: Dinde mutlak müctehid (otorite) derecesine ulaşmış âlimlerin bir bütün halinde dinin itikadi veya ameli meselelerinin ayrıntılarına ilişkin, kendine özgü kural ve yöntemlerle oluşturduğu inanç ya da hukuk sistemine denir.
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz hayatta iken sahabiler arasında herhangi bir dini ihtilaf söz konusu değildi. Olma ihtimali de zaten yoktu. Zira her hangi bir konuda sahabelerin anlamadığı bir mesele çıktığında onu gidip Resulullah (s.a.v.)’e sorarlar, o da o konuyu açıklardı ve herkes ona uyardı. Zira Allah Resulü’nün sözüne karşı başka bir söz söylenemezdi. Çünkü ona itaat farzdı. Resulullah (sav)’in ahirete göç etmesinden sonra ise Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in hilafetlerinin tamamı ile Hz. Osman’ın hilafetinin ilk yıllarında da herhangi bir ihtilaf çıkmamıştır. Ancak üçüncü halife Hz. Osman (r.a.)’ın şehadeti sonrası çözümü kolay olmayan tehlikeli siyasi ihtilaflar ortaya çıktı.
Sıffin Savaşı’ndan sonra yaşanan hakem hadisesi ile birlikte İslâm’da ilk siyasi ayrılık olayı yaşandı ve bid’at mezhebler ortaya çıktı. Hz. Ali (r.a.)’ın ordusundan bir grup Hakem olayına itiraz ederek ayrıldı. Bunlara Havâric (hariciler) denildi. Hz. Ali (r.a.) tarafını tutanlara da Şiayı Ali (Ali taraftarı) denildi. (Ancak bugünkü Şiilikle o günkü Şiiliğin bir alakası yoktur.)
Hz. Ali’nin şehit edilmesinden sonra (40/660) sonra Abdullah İbni Ömer ve Abdullah İbn Abbas gibi büyük sahabeler daha hayatta iken akide alanında ortaya çıkan ilk bid’at mezhebi ise Kaderiyye oldu. Hz. Ali’nin şehid edilmesinden sonra, ashabın yolunda giden Ehl-i Sünnetin karşısında olan ve ileride ortaya çıkacak diğer bid’at mezheplere de kaynaklık edecek olan beş ayrı ana bid’at mezheb ortaya çıkmıştır Bu beş ana bid’at mezheb; Hariciler, Kaderiyye, Cebriyye (Cehmiyye), Şia (Keysaniyye, Zeydiyye, İmamiyye) ve Mürcie’dir.
İmam Müslim, Cabir b. Abdullah’dan şu hadisişerifi naklediyor:
“Bir gün Resulullah (sav)’in yanında idik. Önce yere düz bir çizgi çizdi. Sonra bu çizginin sağına ve soluna ikişer paralel çizgi daha çizdi ve elini ilk ortadaki çizgiye koyarak ‘İşte bu Allah’ın yoludur’ buyurdular ve arkasından şu ayeti okudular: “İşte bu, benim dosdoğru yolumdur (sırât-ı müstakîmdir). Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah, sakınasınız diye emretti.” (En’âm, 153)
Diğer bir Hadis-i Şerifte de Allah Resulü (sav) Efendimiz şöyle buyuruyor:
“Yahudiler yetmiş bir (71) fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girecektir. Hristiyanlar yetmiş iki (72) fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girecektir. Bu ümmet de yetmiş üç (73) fırkaya ayrılacak, biri hariç hepsi cehennem girecektir.” (Ebu Davud, Sünnet, 1; Tirmizî, İman,18; İbn Mace, Fiten, 17)
Bu hadis-i şerifler mü’minlerden bir takım kimselerin başka yollara sapacaklarını haber vermektedir. Tabii burada Allah’ın yolu hangisidir sorusu akla gelmektedir. Onu da âlimlerimiz Allah Resulü ve sahabesinin üzerinde yürüdüğü yol olarak açıklamışlardır. O halde yanlış yollara sapmamak ve sapık fırkalara kapılmamak için doğrunun ne olduğunun bilmesi lazımdır. O doğru da Ehli Sünnet yoludur.
Bununla birlikte her bir farklı anlayış ya da her mezhebi ayrılık doğru yoldan sapma anlamına gelmez. Zira ayet-i kerime ve hadis-i şerifleri -mezheplerin ortaya çıkmasına etki eden sebepler bölümünde anlatıldığı üzere- batıl te’villere sapmadan da bazen farklı anlamak mümkündür. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in bizzat kendisi düşünmeye, ibret almaya ve araştırmaya çağırmaktadır. Bu nedenle ictihad ehli olan kişiler farklı bir kanaate sahip olduklarında başkasını taklit etmeleri caiz olmaz. Zaten Ehli Sünnet’in yaşayan dört fıkhi mezhebi vardır. O halde İslam açısından tehlikeli olan mezheplerin ortaya çıkışı değil, nasları heva ve heveslerine göre yorumlayarak Sırat-ı Müstakim’den (ana yoldan) ayrılmaktır.