Mezar eşilmişti. Durdum bir müddet. Etrafa bakındım. Harap olmuş mezarlar gördüm. Çökmüş, topraklaşmış mezarlar.

Boş mezara uzandım. İrkilmedim nedense... Öldüğümü farz ettim. Kapadım gözlerimi. Biran için üzerimin toprakla dolduğunu varsaydım.

Hesap açıldı. Defterlerin yaprak hışırtıları korkuttu beni.

Yaptıklarım, yapamadıklarım... Kendime karşı ödevlerim, komşulara karşı... Millete, ümmete olan sorumluluklarım sayıldı bir bir...

Ağzım açık kaldı.

Güya kendimi az olsun ölüme hazır hissettiğimi düşünmüş idim.

Alakası yokmuş. Aslında kendime karşı, yapmakla mükellef olduğum birçok şeyi yapamamıştım.

İnsanlığa karşı, ümmete karşı hiçbir görevi layıkıyla ifa edememiştim.

Korktum.

Ayağa dikildim mezarda. Etrafa bakındım, iyi ki kimseler yoktu.

Çıktım apar topar... Köye vardım. Taziye yerinde insanlar dünyayı, günlük işleri tartışıyorlardı.

Kimi pamuğun kilosundan, ücretinden, veriminden bahsediyordu, kimi Barzani’ye verip veriştiriyorlardı.

Ordu hazır, bir dakkada oraya gireriz, diyorlardı. Olmaz Amerika istemez... Biz de giremeyiz diyorlardı.

Almanya’ya kızıyorlardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden çekişiyorlardı.

Söz dönüp dolaşıp pamuğa, pancara, mısıra geliyordu.

Çoğu çiftçiydi.

Bir gün önce işçilerinden biri ani bir ölümle ahirete varmıştı.

Kulaklarıma ölümle ilgili hiçbir laf kırıntısı ulaşmadı.

Köyden, kasabadan... Amerika’dan, Almanya’dan daha çok Suriyelilerden söz açılıyordu.

Dedim ki, herkes insan oluşunun gereğini sergiliyor... İçimden konuştum.

Ölüm dahi bize mesaj veremiyordu.

Yakınımız yanınızdan ayrılıp giderken biz hala dünya işlerinin orta yerinde hiç ölmeyecekmiş gibi dörtnala koşuyorduk.

Gülümsedim.

Ölmeden önce ölebilmek mümkün müydü? Bunu başaran var mıydı?

Barzani referandum yapar mıydı, yapmaz mıydı?

Amerika yalandan referanduma karşı çıkıyordu. Aslında İsrail’le beraber hareket ediyorduk.

Konuşuyordu insanlar.

Şiddetle, hararetle olup biteni yorumluyorlardı.

Ben hala mezarda gibiydim. Hesap veriyordum.

Utanmıştım... İddia sahibi idim... İnsanlığın şerefli yaşatılması gibi, islami bir davam vardı.

Ben bile boğazıma kadar dünyanın lezzetlerine batmış iken sağdan soldan gelen sesleri yargılamam doğru olur muydu?

Aslında topyekûn çukurdayız.

Hiç ölmeyecek gibi çalışırken yarın ölecekmişiz gibi vazifeleri deruhte edemiyoruz.

Dışarı adımladım... Çıktım köyden.

Hayıflandım...

Kendi adıma, millet adına, ümmet adına hayıflandım...

Bir şeylerin değişmesi gerekiyordu... Bir şeylerin Kur’an’a göre şekillenmesi gerekiyordu yeniden...

Dünya yeniden kurulmalıydı.

Yoksa hep beraber kaybedenlerden olacaktık.