Son günlerde kamuoyuna servis edilen bir açıklama dikkat çekti. Merhum liderimiz Necmettin Erbakan’ın uzun yıllar yakın korumalığını yapan, kamuoyunda “Erbakan Hoca’nın kara kutusu” olarak anılan ve bugün AK Parti MKYK Üyesi olan Abdurrahman Akyüz anlattı. Anlattığı şey şuydu: “Erbakan Hoca AK Parti’yi destekliyordu.” Bu söz sıradan bir kanaat değildir. Bu söz, tarihe düşülmüş bir iddiadır ve böyle bir iddia, şahitliği olanlar açısından cevapsız bırakılamaz. Çünkü ben o konuyu bizzat merhum liderimiz Necmettin Erbakan’a sordum.
Merhum Hocamızın vefatından takriben altı ay önce, Bayern bölgesi Münih’te yaklaşık otuz şube temsilcisi olarak ciddi bir sürecin içindeydik. O gün Münih Bölge Başkanı olan ve bugün Saadet Avrupa Başkanı olarak görev yapan Samet Sami Temel kardeşimiz, Avrupa’daki Milli Görüş teşkilatları içinde değiştirilemeyen tek Saadetli bölge başkanı olarak kalmıştı. Avrupa Milli Görüş Başkanı Yavuz Çelik Karahan’ın, Hocamıza danışılmadan kendisini görevden almak istediği konuşuluyordu. Biz Münih bölgesi şubeleri olarak buna açıkça karşı çıktık: “Hocamız müsaade etmeden bu tasarruf yapılamaz.” Bize verilen cevap ise “Hocamızın haberi var” oldu.
Bunun üzerine kalabalık bir heyetle Ankara’ya gittik. Hocamızın kürsüde söylediği cümle nettir: “Bana sorulmadan bölge başkanları değiştiriliyor. Münih Bölge Başkanımız görevine devam edecek.” O an anladık ki bize “Hocamızın da haberi var” denilerek doğru olmayan bir bilgi aktarılmıştı. Ayrıca aynı görüşmede şu çarpıcı ifadeyi kullandı: “Biz Rusya’nın liderine on beş dakikada ulaşıyoruz; lâkin Yavuz Bey’e on beş gündür bir türlü telefonla ulaşamıyoruz.” Bu cümle bile başlı başına bir tabloyu anlatıyordu.
Program sonrasında altı kişilik özel bir heyet olarak ayrıca görüştük. Bugün kamuoyuna servis edilen iddiaların benzerleri o dönemlerde de konuşuluyordu. Bu nedenle meseleyi doğrudan kendisine sordum. Bu bir kulis konuşması değildi; yüz yüze, açık ve net bir soruydu. Avrupa’daki bazı toplantılarda Yavuz Çelik Karahan ve arkadaşlarının şu iddiayı dillendirdiğini ifade ettim: “Sayın Hocam, sizin için ‘Erbakan Hocamız çok zeki ve akıllıdır. Kendisine başbakanlık verilmediği için Tayyip Erdoğan’a parti kurdurdu. İki koldan hareket etmek için buna onay verdi’ deniliyor.”
Hocamız kısa bir duraksamadan sonra Irak işgaline atıf yaparak şunu söyledi: “Bizim iktidarımızda Irak’ta bir milyon Müslümanın katledilmesine nasıl müsaade ederdik? Bu katliama müsaade eden ve seyirci kalan iktidarın yedi sülalesi bin yıl alnı secdeden kalkmadan dua etse bunun vebalini veremez.”
Şimdi soruyorum: Bu söz, “destekliyordu” diye özetlenebilir mi?
Eğer Abdurrahman Akyüz böyle bir kanaat beyan ediyorsa, bu kendi yorumudur. Ancak şu sorular da cevapsız bırakılmamalıdır: Kapalı kapılar ardında geçtiği iddia edilen stratejik konuşmalar nerede yapılmıştır? Bu iddialar hangi açık beyana, hangi toplantıya, hangi tutanağa dayanmaktadır? Bir lideri, küresel projelerin ortağı gibi göstermek ağır bir ithamdır. Hele ki tartışmalı küresel projelerle aynı cümle içinde anmak, ciddi bir tarihsel sorumluluk gerektirir.
Eğer iddia edildiği gibi merhum liderimiz stratejik olarak ayrı bir parti kurulmasına onay vermiş olsaydı, önce şu soruya cevap vermek gerekir: Neden? Madem amaç iktidardı, neden dolaylı bir yol izlensin? Kendisi de sistemle uyumlu hareket eder, uluslararası güç merkezleriyle uzlaşır, ömür boyu iktidarda kalabilirdi. Önünde engel mi vardı? Hayır. Ama o bunu yapmadı. Çünkü Erbakan Hoca güç için değil, ilke için siyaset yaptı; iktidar için değil, istikamet için yürüdü; sisteme eklemlenmek için değil, alternatif üretmek için mücadele etti.
Merhum Hocamız Recep Tayyip Erdoğan’ı çok iyi tanıyordu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sürecinde ilk tercihinin farklı olduğu bilinir. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Ali Coşkun’u aday yapmak istediği o dönemlerde konuşuluyordu. Ancak teşkilatların ısrarı ve istişarenin o yönde çıkması sebebiyle adaylık o şekilde şekillendi. Bu bile aralarındaki siyasi mesafenin göstergesi değil midir? Erbakan Hoca kişileri değil, karakterleri tartardı; popülerliği değil, istikameti önemserdi.
TBMM kürsüsünde yaptığı şu uyarı bugün hâlâ hafızalardadır: “Irak’tan sonra Suriye, Suriye’den sonra İran, İran’dan sonra Türkiye…” Bu söz bir kehanet değil, jeopolitik bir okumaydı. Bugün İran üzerinden yükselen savaş atmosferi ortadayken, bu öngörünün ciddiyeti daha net anlaşılmıyor mu? Şimdi soruyorum: Irak işgaline sessiz kalan, Suriye sürecinde küresel güçlerle aynı zeminde hareket eden bir siyasi çizgiye Erbakan Hoca gerçekten stratejik destek mi vermişti?
Donald Trump çıkıp “2000 yıldır Suriye’de yapılamayanı Erdoğan sayesinde yaptık” dediğinde, bu söz neyi anlatıyor? Bağımsız bir jeopolitik başarıyı mı, yoksa küresel planların uygulanmasını mı? Eğer Erbakan Hoca böyle bir planın kurucusu olsaydı, Irak işgaline atıf yaparak “Bu katliama müsaade edenler bunun vebalini veremez” der miydi?
Liderlerin ardından konuşmak kolaydır. Ancak onların sözlerini bağlamından koparmak ağır bir vebaldir. Hatıra üzerinden siyaset inşa edilmez. Makamlara güç katmak için bir liderin adı kullanılamaz. Erbakan Hoca şahıs siyaseti yapmadı, ilke siyaseti yaptı; mazlumun yanında durdu, küresel projelere karşı alternatif üretmeye çalıştı.
Bugün onun adını kullanarak siyasi pozisyon üretmeye çalışanlar olabilir. Fakat tarih, yorumları değil; şahitlikleri kaydeder.