Bismillahirrahmanirrahim;

HER şey 10 gün içinde oldu. Mehmet Görmez’in başında bulunduğu Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Mescidi Aksa’da cuma namazının yasaklanması üzerine 21 Temmuz 2017’de, tüm camilerde “Kudüs ve Mescidi Aksa” konulu bir hutbe okuttu. Miraç şehri Kudüs ve ilk kıblemiz Mescidi Aksa’nın İslam inancındaki yerini hatırlatan iyi hazırlanmış bir metindi.

Hutbeyi dinlerken 1980’de Erbakan Hoca’nın öncülüğünde Konya’da yapılan Büyük Kudüs Mitingi’ni düşündüm. Sonrasında İsrail etkisiyle Hoca’nın başına gelenleri… 37 sene sonra aynı mesaj yankılanıyordu kulaklarımda! “Hazırlayanlardan Allah razı olsun” derken, bazı şeyler de aklıma geliyordu: Acaba İsrail, 80 bin camide okunan hutbeyi nasıl hazmedecekti? Hem de Kudüs’ü başkent yapmaya hazırlandığı bir dönemde!

Aynı gün ziyaretine gittiğimiz Mehmet Ali Can kardeşim, bazı paylaşım sitelerinin verdiği haberi cep telefonundan okudu: “Mehmet Görmez görevinden alınacak!” Aklımdan geçenler gerçek mi oluyordu yoksa?

Hemen arkasından, “Başkan’ın görevi iade edeceği” yorumları yer aldı. Mehmet Görmez Hoca gibi hizmet aşkı, insanlara faydalı olma duygusu gelişmiş bir insanın bunu yapması mümkün müydü?

Yakın çalışma arkadaşlarından öğrendim ki, Hoca’nın kesinlikle böyle bir talebi yoktu. Siyasilerle yapılan görüşmelerden sonra Başkan’ın görevden çekilmesi ona ihsas ettirildi. Hoca uysal, mütevazı ve cedelleşmeyi sevmezdi. Ağız tadıyla ayrılmayı, kutsal emanete leke sürmeden teslim etmeyi uygun gördü. Son konuşması da bu doğrultuda!

FARKLI BİR BAŞKANDI

DİYANET İşleri eski Başkanı Muhterem Mehmet Görmez Hoca farklı, ufku geniş, İslam’ı yaşama ve yaşatma gayretinde olan bir insandı. Kurum içinde, personeliyle güzel bir iletişimi vardı. Gittiği illerde de, personelini toplar, onlarla hasbihal eder, fikir alış verişinde bulunurdu.

Görmez Hoca, Diyanet’i yalnız Türkiye’ye özel bir kurum olarak düşünmezdi. Türkiye’nin misyonuna uygun olarak tüm dünyanın Diyanet’i olarak görürdü. 7 yıllık başkanlık süresi içerisinde 113 ülkeye ulaşmıştı. Siret Konferansları, Uluslararası Kur’an-ı Kerim ve Hafızlık Yarışmaları bunlar arasındaydı.

Türkiye’de birleştirici olmaya çalışırken; gönül coğrafyamızı oluşturan dünya Müslümanlarıyla da iletişim halindeydi. Haritada zor gösterebileceğimiz yerlere kadar uzanmış, hiç Kur’an-ı Kerim görmemiş bağrı yanık Müslümanlar için “Hediyeniz Kur’an olsun” kampanyaları başlatmıştı. Aslında onların duası bile Türkiye’ye yeterdi. Başkan’ın hizmetlerini bitirmek için ona görevini bıraktırmaya zorlayanlar bunun vebalinden kurtulamayacaklardır.

Rabbimiz Müslümanları birbirine kardeş yaptı. Bu kardeşlik hayata geçirilmeliydi. Muhterem Görmez Halep Katliamı’nda Müslümanları itidale davet etti: “Ey Müslümanlar! Fırkalara, mezheplere, gruplara, cemaatlere olan mensubiyetimiz İslam’ın önüne geçtikçe; fani, küçücük insanlara bağlılığımız Muhammet Mustafa’ya (sav) mensubiyetimizin önüne geçtikçe; birbirimizi tekfir edip, tekfir ettiklerimizin katline cevaz verdikçe; dünya egemenlerinden aldığımız köhne silahlarla birbirimizi katlettikçe acılarımızdan sıyrılamayacağız.” (DİB Haber, Ocak, 2017)

İNSAN KOLAY YETİŞMİYOR

BİLDİĞİMİZ şuydu: Görmez Hoca Ehli Sünnet Ve’l Cemaat çizgisindeydi. Ehli Sünnet, İslam ulemasının üzerinde ittifak ettiği İslam’ın doğru yorumuydu. Ana cadde veya otobandı. “Ehli kıble tekfir edilemez” temel prensibiydi. Hanefilik, Şafiilik… Ehli sünnetin kollarıydı. Muhterem Görmez Hoca, Müslümanları tekfircilik gibi aşırılıklara karşı uyardı. Bunların dünya egemenlerinin işine geldiğini hatırlattı.

Mehmet Görmez, mesleğinde ehliyet ve liyakat sahibiydi. Hem medrese eğitiminden faydalanmış; hem de İmam Hatip ve İlahiyat eğitimi almıştı. Akademik kariyerini tamamlamış, profesör olmuştu. Hadis alanındaki ilmi araştırması ödüle layık görülmüştü. Mescid-i Aksa’da hutbe okuyabilecek kadar Arapça’ya vakıftı.

Kendini övmez, mütevazı davranırdı. Son Ramazan ayının başlayacağı gün TV 5’ten Mustafa Yılmaz’ın konuğu olmuş, ahlak tahribatıyla ilgili soruya cevap verirken, “Tefessüh etmiş ahlak bizim hizmet kusurumuzdur. İyi örnek olamamışız, iyi anlatamamışız demektir” ifadesini kullanmıştı. (26. 5. 2017)

Muhterem Görmez’in geri kalan 3 yıllık hizmet süresini tamamlamasına fırsat verilmeliydi. Bundan hem Türkiye, hem de İslam dünyası kazançlı çıkardı.

İnsan kolay yetişmiyor. Hele ilim adamı ve değerlerimizle bütünleşmiş bürokrat! Hoca’nın bundan sonraki yol haritasıyla ilgili şu sözü yeni bir görev istemediğini ortaya koydu: “Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir makamdan sonra talip olduğum bir görev vardır, o da ilimdir.”

Diyanet İşleri Başkanı’nın durup dururken emekliliğe zorlanması yakışıksız olmuştur. Türkiye, Başkan’ını yalnız bırakmamalıydı. Olaydaki soru işaretleri aydınlatılmaya muhtaçtır.