30 Temmuz 2017 tarihinde Saadet Partisi, Büyük Kudüs mitingiyle tarihe en büyük notunu düştü. Cihadın ve ümmet şuurunun ne demek olduğunun en iyi örneğini sergiledi. Şöyle ya da böyle mitingin pek çok yankıları oldu. Yenikapı’daki “Büyük Kudüs Mitingi”ni haber yapan Timesofİsrael sitesi miting hakkında ilginç yorumlar yaptı. “Vur, vur Siyonist’e vur” sloganlarına dikkat çekilen haberde hiçbir hükümet yetkilisinin mitinge katılmaması “neyse ki” ifadeleriyle aktarıldı. Siyonistler hiçbir hükümet yetkilisinin katılmamasıyla teselli buldu. Zaten İsrail ile anlaşma imzalayan hükümetten üst düzey bir katılım beklemiyorduk. Fakat miting alanına daha rahat ulaşılabilmesi adına toplu ulaşımı bedava yapabilirdi.

İsrail’in amacının Süleyman mabedinin inşa etmek olduğunu ve bunun için her şeyi yapacağını biliyoruz. Nitekim İsrail’in eski Başbakanı Ben Gurion’un 1956’da işgal edilen Şarm el-Seyh’de İsrail askerlerine hitap ederken; “Kudüs’te Mescid-i Aksa’yı yıkıp yerine Süleyman Mabedi inşa edilmeden İsrail Devleti’nin tam olarak kurulmuş olduğu söylenemez” ifadesine baktığımızda, Mescid-i Aksa’ya yönelik giriş kısıtlamalarının hiçbir şekilde güvenliğe yönelik masum bir uygulama olmadığını görmekteyiz.

İsrail, 1967 sınırlarını tanımayarak işgal faaliyetlerini tüm hızıyla sürdürmektedir. İsrail, bu toprakları Yahuda ve Samarya olarak adlandırarak, bu toprakların aslında İsraillilerin olduğunu iddia etmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbulHaliç Kongre Merkezi’nde“Uluslararası Kudüs Vakıfları Forumu” ile Vakıf Haftası açılış töreninde yapmış olduğu konuşmada; “Ezan bir çağrıdır. Sadece Müslümanlara değil asra bir çağrıdır. Ezanın yasaklanmasını gündeme gelmesi utanç verici. Kudüs semalarından ezanın dinmesine izin vermeyeceğiz. İnancınıza güveniyorsanız bizim ezan sesimizden neden korkuyorsunuz?” ifadelerini kullanmıştı. Sadece konuşmayla ve kınamayla bir arpa boyu yol alınmayacağını biliyoruz. Çünkü İsrail güçten anlar. Bundan dolayıdır ki, pazar günü yapılan miting önemliydi. İktidar orada olmasa da her konuda yardımcı olması gerekiyordu.

Mavi Marmara şehidi Çetin Topçuoğlu’nun eşi ve aynı zamanda kendisi de Mavi Marmara katılımcısı olan Çiğdem Topçuoğlu, Ekran Gazetesi sitesinde yayımladığı yazısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çağrıda bulundu. Yazısında; “İşgalci İsrail ile yapılan anlaşmaların, Amerika’yla dostlukların, yaşanan son olaylar bir kez daha gösterdi ki, bunun bedelini ülke olarak, Filistinliler olarak, ümmet olarak hepimiz ağır ödüyoruz. İşgalci İsrail yine azgınlıklarını arttırdığı bir dönemdeyiz. Pervasızca Mescid-i Aksa’da ibadet edilmesini engelleyerek, zulümlerini arttırmış bulunuyor. Rahmetli Erbakan hocamızın dediği gibi İşgalci İsrail ancak güçten anlar…”

Türkiye olarak Siyonizm’in karşısında duramazsak, Batının şımarık oğlanı Müslümanlara zulüm yapmaya devam edecektir. Çiğdem Topçuoğlu yazısını; “Unutmayın bu halk sizi Filistin’i sevdiğiniz için değil, İsrail’e küfrettiğiniz için sevdi” sözleriyle bitirerek, yapılması gerekeni net olarak da ortaya koydu. Ama gelin görün ki, İsrail ile anlaşma yapan yine aynı hükümet.

Kudüs’te yaşananlar yeryüzünde yaşanan yüzlerce örnekten biri olarak sıradan bir siyasi ve askeri anlaşmazlık olarak düşünemeyiz. Kudüs’te Siyonistlerin işgali devam ettiği sürece; bir tarafta işgalci güç, diğer tarafta bunun birinci dereceden muhatabı olarak Filistinliler olmak üzere 1,5 milyar İslam dünyası vardır. Hatta İsrail’in tek taraflı yaptırımlarına karşı Hıristiyan dünya da taraf durumundadır. Kısacası Kudüs’ün işgali, sadece Filistinlilere bırakılmayacak kadar İslam dünyasını, hatta dünyayı ilgilendiren bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Uyuma Müslüman gün olur sıra sana da gelir!