Herkesin şaştığı durum; bunca yoksulluğa, işsizliğe, aşsızlığa karşın iktidar partisinin oylarını nasıl oluyor da bunca artırabildiğidir.

İplerin iyice gerildiği bir süreçte seçmenin önüne getirilen sandıktan umulan çıkmadı.

Doğru, halk açtı.

İşsizdi. Yoksuldu.

Hatta sınıf ayrımı öylesine belirgindi ki beyazların yaşadığı mahallelere yolu düşenler, bir an önce huzur soludukları gecekondularına dönmek istiyorlardı.

Adı konmuş bir varoş sınıfın bütün sıkıntısını yeterince kendilerine yaşatan bu insanların gidip lüks otolarını tırmalayamazlardı.

Korunaklı sitelerinin önünden hızlı hızlı geçen yolcular, kendilerini yok sayan bu zihniyetle bir şekilde hesaplaşmalı idiler.

Ülkenin başbakanı da kendileri gibi mağdur konumuna düşürülmüştü. Bütün o kendi mağdurlukları bir çırpıda zihinlerinden silindi.

Evlatlarına alamadıkları sütü, meyveyi unuttular.

Sanki bu iktidar değilmiş gibi onları mağdur eden, nasıl da bir anda değişivermişti dengeler.

Bakıyorum da sırtındaki ucuz kumaştan ağarmış mor gömleği ile ne kadar da mutlu genç adam, oyları nasıl örgütlediklerini anlatırken.

Seçim öncesi gözlerime inanamıyordum. Otoban kenarlarındaki yoksul mahallelerde AKP nin gecekondu boyutundan büyük bayrağını her gördüğümde.

Bu insanlar kendi mağduriyetlerini unutmuş, başkasının don kişotu olmuş, darbe değirmenlerine savaş açmışlardı.

Zira meydanlara toplanan tuzu kuru kalabalıklar halka sopa gösteriyorlardı. Ellerinde çivili değnek kendilerini iteliyorlardı.

İnsan onuru, ekmekten ağır basmıştı.

Açık açık bir insan hakları ihlali vardı ortada.

Kitleler son kararlarını verdikleri gece. CHP gelse sokağa bile çıkamayız diye uzun uzun düşündüler. O kadar süslü vaatleri ellerinin tersi ile çevirdiler.

Daha fazla aşağılanmaya hiç razı değillerdi. Kadınların başlarındaki örtüye tiksinerek bakan bu öteki sınıfa; ekmekten, aştan, yakacaktan daha kıymetli özgürlükleri olduğunu anlatacakları son fırsattı bu seçim.

Aldılar mührü ellerine ve bir uzun mektup yazdılar.

Darbe heveslilerine dank etsin diye gönüllerinde başka görüş olmasına karşın mağdur edilene, kendileri gibi örtü taşıyan bir kadının kocasının cumhurbaşkanı seçtirilmeyişine destek verdiler.

Mağdurlara şövalye ruhu düşmüştü sandık başında.

Unutup kendi mağdurluklarını.

Ki kendilerine zorbalık da etmiş olanı, tutup elinden çekip kaldıracaklardı ayağa.

Hasta çocuğunun fersiz gözlerine takılı duran anneye bir şeyler anlatmaya çabaladım da. Dinliyormuş gibi davrandı. O çoktan kararını vermişti. Düğümleyip bohçasına almıştı yanına. Çözemedim düğümü. Kendisi gibi her mağdura yardım gibi bir asaleti taşıyan bu halka, işin içinde iş olduğunu beyhude anlatmaya çabaladık.

Hatta yerdeki yırtık yaygının yamasını ayağı ile kapatmaya çalışan nene de ne kadar inanarak başını sallamıştı. Lakin bir kez hüküm verilmişti.

Şimdi oyunun yeni perdesinde Dolmabahçe de verilen sözler gereği başı vurulanları ve vurulacak olanları anmayalım mı acep. O keskin kılıçlara da ilgisiz kalır mı bu halk. Bekleyip göreceğiz.

Bakıyorum da seçim olmuş bitmiş. Emekli paşanın elinde hala darbe sopası.

Bir kez daha halkı sürü yerine koyup gütme hevesi.

Bu tarihin kaçıncı tekerrürü.