Şehirlerin ne kadar sevimli yüzleri vardır. Bir de karanlık. Kendisini güneşten kaçıran, saklı, suçlu, ayakdaş, muamma yanları.

Malatya doğunun bereket ambarı. Dağları kayısılarından geçilmeyen, kiraz bahçelerinden kuş seslerinin yükseldiği kentten, korkunç bir haber geliyor. Aslında beklediğimiz bir haberdir bu. Malatyalılığıdır bizi şaşırtan.

İstanbul dan çıkacağına emin olduğumuz provokasyonun Malatya da sahnelenişidir garip olan. Acaba herkes kendi şehrinden endişelendi de ondan mı

Trabzon daki rahip cinayeti, Hrant Dink in katli ile organize bir provokasyon hattı Malatya da sahne alıyor. Vahşi bir cinayet ile sadece Türkiye nin değil dünyanın tüyleri diken diken oluyor. Zaten yapılan hesaplar da bunun üzerine. Tedirginlik yerlilerle sınırlı kalmamalı, yabancılarda Türkiye den öcü gibi korkmalı.

Cinayetlerin Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesine gelmesi kimseyi şaşırtmıyor. Herkes bu gerginliği nicedir yaşıyordu zaten. Fakat kiliseye üye oldukları için, İncil basıp dağıttıkları için insanların vahşice boğazları kesilerek öldürülmeleri sosyal bünyeyi bozuyor, toplumun huzurunu kaçırıyor. Böylesi vahşi cinayetlerin işlendiği cennet memleketimizdeki güven ortamı gittikçe zayıflıyor.

Zaten yerli halkı birbirine düşürmek için ellerinden gelen bölücülüğü yapan mihraklar, toplumsal bünyeye yeterince zarar vermekte. Yoksul halk çocukları okullarından kovulup, işyerlerinden çıkarıldı. Hani oturduğumuz taşıttan bile öfkeli bakışlarla indirilme emirleri verildiği bir aşamadan geçerken; daha büyük yaralar açmaktan asla geri durmuyor Türkiye şeytanları.

Şu kaos ortamında Türkiye de yaşayan Hıristiyanların hali iyice kötü mesajını vermek için kurban seçiliyor maktuller. Hâlbuki doğu vilayetlerimizde pek çok Hıristiyan asırlarca Müslümanlarla içiçe yaşadılar. Komşuluk yaptılar. Aynı sofra başında toplanıp yemek yediler.

Tamam, o Hıristiyanlar yerli halk. Bu toprakların çocukları. Ama özbeöz Türk evlatları son yıllarda hızla Hıristiyan olup, Hıristiyanlık propagandası yapıyor derseniz, onları da ilgili mercilere bildirirsiniz. Okullarda çocuklarınıza çok iyi eğitim vererek onları bu tür cereyanlardan korursunuz. Bir düşünceyi, taşıyanını öldürerek çözüm üretemezsiniz.

Şimdi bu vahşi cinayetin üzerimize serptiği tedirginliği, kimselere veremeyeceğimiz hesabı, kendimize dahi yapamadığımız izahı düşünüyorum da.

Fransa da cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidiyor. Niye orada kimse öldürülmüyor

Çekişen üç adaydan Sarkozy fena halde ırkçı, kafatasçı, yabancı düşmanı. Gördüğü göçmeni sınır dışı etmekte. Memleketinde 72 buçuk milletten insanlar var. Aç zenciler sokaklarda yatmakta. Biri kalkıp bir kurşun sıkmıyor bu ırkçı adama. Yahut Sarkozy gibi çağdışı biri cumhurbaşkanı olmasın diye seri cinayetler işleyip mesaj verme gereği duymuyorlar. Bırakın adam öldürmeyi, hiç sevilmemesine karşın Sarkozy nin, Paris teki seçim bürosuna bir taş bile atılmıyordu. Sokağın başındaki polisler can sıkıntısından bunalıma girmişlerdi.

Dün Gelibolu da idim. Anzakların, İngiliz askerlerinin çıkartma yapıp ülkemizi işgal ettikleri koyları bir bir süzdüm. Yüreğim burkularak her tümseğin altında saklı bir şehit var mıdır kaygısıyla toprağa basmaya korktum. Ayet-i kerimenin haber verdiği ölü diyemeyeceğimiz o diri şehitlerin gözleri açık bizleri seyrettiklerini hissedip bir kez daha saygıyla selamladım onları.

Gelibolu da deniz sanki daha farklı çırpınıyordu. Şehitlerin kokusunu getirmekte idi rüzgâr. Dün ellerini kollarını sallayarak gelen emperyalistlerin bugün çirkin bedenlerine karanlıkları, belirsizlikleri, cinayetleri, kaosları, gerilimleri dolamaları karşısında daha çaresiz kaldım Gelibolu da. Yarımadanın kıvrımlarını, yeşil yamaçlarını, ormanlarını seyretmeye doyamazken, Malatya nın başına gelenlerle irkilip, kötü bir yazgı için seçilmiş oluşuna kahroldum. Uğursuz baykuşların soluklarının dolaştığı Trabzon, İstanbul, Malatya nasıl da üçgene alınmıştı. Acaba sırada hangi bahtı kara şehirlerimiz vardı.