Ailesi, “Oğlum köyde durup ne yapacaksın, çoban mı olacaksın?” diyerek daha küçük yaşta İstanbul’a yolladı.

Henüz 8 yaşında eline çantasını alarak, Erzincan’ın İliç ilçesine bağlı Boyalık köyünden gurbet yollarına düştü.

1957 yılından beri İstanbul’da.

Fındıklı Lisesi’nden ayrılmak zorunda kaldıktan sonra bir süre matbaacılık ve gazetecilikle meşgul oldu.

Bu dönemde Hayat Mecmuası, Hergün, Ortadoğu gibi gazetelerde yazarlık yaptı.

Fiilen iş hayatına 1975 yılında İzmir Menemen’de kurduğu fabrikada “parafin” üreterek başladı.

Daha sonra plastik sektörüne geçti.

35 yıldan beri Türkiye’nin Ülker Grubu başta olmak üzere, en önemli gıda firmalarına hizmet veren, 54 ülkeye ihracatı bulunan, 250 personeli ve yüksek teknolojisiyle gıda ambalajı üreten, İstanbul İkitelli ve Edirne Organize Sanayi Bölgesi’nde iki büyük işletmeye sahip “Üstün Plastik” firmasının Yönetim Kurulu Başkanı.

Yoğun iş hayatının yanı sıra sosyal alanda da toplumsal gelişime katkıda bulundu, bulunuyor.

“Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Kuruculuğu”, “Türkiye Suudi Arabistan Dostluk Derneği Başkanlığı”, ASAM’ın da üst kuruluşu olan ”Avrasya Bir Vakfı Kuruculuğu”, “Prof. Fuat Sezgin Vakfı Kuruculuğu” gibi pek çok faaliyeti de bu süreçte yürüttü, yürütüyor.

Bu tür sosyal faaliyetlerin yanında, Avrasya Dosyası, Stratejik Analiz, Ermeni Araştırmaları gibi dergilerin yanı sıra, iç ve dış sosyo-politik konular, ekonomi, enerji, terör ve diğer stratejik öneme haiz hususlarda yetmişin üzerinde kitap ve basılı eser yayımladı.

Halen, Yeni Dünya Gündemi İnternet Gazetesi ve Diplomatik Türkiye gibi gazetelerin sahibi.

Ayrıca İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyeliği’ni de sürdürmekte.

Şaban beyin bu dönemde bir şapkası daha var; İkitelli Organize Sanayi Başkanlığı vekili… 30.000’e yakın işletme, 300.000’e yakın çalışanı olan dev bir oluşum OSB.

***

Ülker ailesinin dünürü olan ve esasen basında ve kamuoyunda çok fazla gözükmemeye çaba sarf eden Şaban Gülbahar ile bir gurup gazeteciyle birlikte sohbet ettik.

Şaban beye göre, 15 Temmuz alçak ve hain darbe girişiminin en önemli sonuçlarından biri Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) yıpratılmak istenmesi, yıpratılması. “Bugüne kadar yaşım icabı 1960 askeri darbesi dâhil tüm askeri müdahaleleri yaşadım, gördüm. Böylesine ilk kez rastlıyorum. Parlamentoyu bombalayan, kendi halkına tankın namlusunu çeviren ve Başkomutanı olan Cumhurbaşkanı’na suikasta teşebbüs eden bir asker nasıl Türk askeri olabilir? Olamaz. Bunlar ajan…” cümleleri Şaban beye ait.

Gülbahar, 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında bir emperyalist devlet ve bu devlete ait istihbarat örgütünün olduğuna dair işaretlerin bulunduğunu da ifade etti.  Ve bu sürecin temellerinin son 15 yılda atıldığının da altını çizdi.

Başka şeyler de anlattı Şaban Gülbahar. Onlar da belki bir başka yazının konusu…

AMANSIZ BİR SİGARA DÜŞMANI!

Şaban Gülbahar çok okuyan, düşünce ve fikir hayatının içinde yer alan bir entelektüel.

Ama bir o kadar da işadamı.

Yazıda da ifade ettiğim 54 ülkeye ihracatı bulunan, 250 personeli ve yüksek teknolojisiyle gıda ambalajı üreten, İstanbul İkitelli ve Edirne Organize Sanayi Bölgesi’nde iki büyük işletmeye sahip “Üstün Plastik” firmasının patronu.

Fabrikalarında “işçi dostu” olarak biliniyor, seviliyor.

Patron sıfatıyla bir özelliği daha var Şaban beyin; amansız bir sigara düşmanı.

Bir gün bir işçisi maaşına zam istemeye geldiğinde aralarında şöyle bir anekdot geçiyor;

- Sigara içiyor musun?

- Evet içiyorum

- Sigarayı bırak. Sigarayı bıraktığın zaman aylık 300-400 TL cebinde kalacak. Onun iki katı kadar da ben maaşına zam yapacağım!

Bir başka sigara içen işçisini de, “İçtiğin sigara başına 5 TL ödeyeceksin!” diyerek sigarayı bıraktırıyor.

***

Bugünlerde bir rahatsızlık geçiren Şaban beye buradan tekrar geçmiş olsun diyor, Allah’tan (C.C.) şifa dileklerimi iletiyorum.

AHMET ARİF DENİZOLGUN’A RAHMETLE

Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazretleri’nin torunu olan ve son dönemde Süleymancılar olarak bilinen cemaatin kanaat önderi konumunda olan, eski bakanlardan Ahmet Arif Denizolgun, önceki gece 04:00 sularında Beykoz’daki evinde ebediyete irtihal etti.

İlginç tevafuktur; Ahmet Arif Denizolgun, babası Hüseyin Kamil Denizolgun beyefendinin vefat yıldönümünün ilk saatlerinde; dedesi Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin yıldönümünden 1 hafta önce (16 Eylül) vefat etti.

Kendisini parlamenterlik ve kısa süre ifa ettiği bakanlık döneminden tanırım.

Refah Partisi Antalya Milletvekili iken, elinde James bond çantasıyla TBMM kulislerinde uzun sohbetlerimizi hatırlarım.

Mütevazı, sempatik, naif, esprili, renkli bir kişiliği vardı. Geleceğe dönük projelerini anlatırdı da anlatırdı.

Allah (C.C.) rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

Sevenlerine başsağlığı ve ailesine sabr-ı cemil niyaz ediyorum.

MESAJ PANOSU

Tekstil işiyle uğraşıyorum. Esasen Ofluyum.

Başından bu yana Milli Gazete abonesiyim.

Çok merak ettiğim bir şey var;  Allah aşkına, bu Almanya’nın İncirlik’te ne işi var?

Yok İncirlik’te yatırım yapmak istiyorlarmış da, yok buraya kendi milletvekilleri gelip ziyaret etmek istiyor muş da!.. Ne işi var Almanya’nın, ne işi var Amerika’nın Adana/İncirlik’te.

Kendi ülkelerine böyle üsler kurulmasına izin veriyor mu, bu beyefendiler!

Amerika kim, Almanya kim!

Ben bir de şunu merak ediyorum; yahu Türkiye başka ülkelerin yolgeçen hanı mı? İsteyenin istediği gibi fink attığı bir yer mi ülkemiz! Yöneticilerimizi bu konuda daha bir duyarlı olmaya davet ediyorum… Sizi de halen çaya bekliyorum… (MÜRSEL EROĞLU/İSTANBUL-MERCAN)