Havada seçim kokusu var

Ya ortakları da evlerine dönerse

AKP iktidarının ittifakçısı, kimileri büyük ortak diyor, MHP’nin Genel Başkanı sayın Bahçeli’nin beyanatından bir cümleyi haber başlığı yaptığı medya türleri.

“Dön evine, bitsin bu çile!”

Davet edilen diyemeyeceğimiz, zira ifadede sertlik havası vardır, emre taraf kişi, İyi Parti’nin Genel Başkanı Meral Akşener hanımefendidir.

28 Şubat’tan sonraki ilk seçimde, 28 Şubat’a karşı durmuş yegane parti RP’ni ürkeklikle suçlamış ve itirazsızlıklarını erkeklik iddialarıyla kapatmış bir MHP’nin tüm karakteristik özelliklerini taşıyan bu Bahçeli cümlesine, muhatap sayın Akşener ne der bilmeyiz ama, biz neler söyleyebiliriz; bir bakalım.

60’lı yıllarda Almanya yollarına düşen insanlarımızın “çile”lerinden birinin, parçalanmış aile ızdırabının seslendirildiği Ali Ercan türküsündeki “Dön gel Zeyneb’im, soğan ekmek yiyelim” yakarmasının bir siyasinin dilinde hayat bulmasıdır.

Sayın Bahçeli’nin konuşmalarını yazan partili edebiyatçılar, yapılacak eylemi söyledikten sonra, bitenin ne olacağının izahını neden “çile” kelimesiyle yaptılar?

“Bitsin bu ayrılık” dememeleri, ayrılık kelimesinin morfolojisine işlenmiş, bir gün kavuşulacak ihtimalinin canlılığının bir olumsuzluk çağrıştırmasından korktuklarından mıdır? Siz demeseniz de zaten bitecekti bu ayrılık; niye acele ediyorsunuz? Bir örnektir mesela.

“Bitsin bu hasret” deselerdi MHP yazıcıları, aralarında bayağı bir sevgi varmış veya hâlâ birbirlerini seviyorlarmış gibi mi algılanacaktı da, istemediler.

Bu Bahçeli cümlesinin en önemli, en vurucu ve Yahya Kemal’in “Ok uçtu, hedefin kalbine düştü” diye tanımladığı “çile” kelimesini böyle konumlandırdıktan sonra mecburen mânâ âlemine dalacağız.

Dilbilimcilerimizin dediği gibi Türkçemize Farsça’dan gelmesi değildir “çile”yi bugün önemli kılan. Sayın Bahçeli’ye konuşma metni yazanların aklına nerden geldiğindedir.

Orta öğrenim çağımızda “yedi manalı” diye bildiğimiz “çile”, ittifakçı parti olmanın zahmetini, sıkıntısını mı anlatmaktadır?

Yoksa AKP ile ittifak yapmayı çilehaneye kapanmak sandılar veya saydılar da artık çıkmak mı istiyorlar; bitsin demekle.

Gömleksiz buldukları AKP’lilere “çile” “çile” iplikler kullanarak çorap ördüler, pardon kazak ördüler de, yorulduklarını mı beyan ediyorlar?

Yay kirişi yahut bülbül ötüşü de kastetmeleri olamaz. Bu sertliğe ne yay dayanır ne de bülbül yüreği.

Tohumun toprakta “çile”nmesi de olamayacağına göre MHP yazıcılarının muratları, bir tek ihtimal kalıyor geriye. Sayın Bahçeli’nin asabiyetinin Kandilli rasathanesi kağıtlarına benzemesi.

İyi Parti Genel Başkanı sayın Meral Akşener’e “Dön evine, bitsin bu çile” diyen sayın Bahçeli “Beni çileden çıkarma” da demiş oluyor.

paralel mermer paralel kafa

Galatasaray spor kulübüne geldiği günden beri, ki yarım asırdan fazla bir zaman dilimidir bu, kendini müessesenin önüne alan davranış ve konuşmaların insanı Fatih Terim’in son cezasının gerekçesi “inci”sini bazı haber siteleri açıkça yazabilmişlerdi. 

“Sen hakem değil, bekçi bile olamazsın!”

Olay futbol camiasında vuk’u bulduğundan hakem tarifini de oraya göre yapalım: Oyunu kurallara göre ve gerektiğinde kuralları yorumlayarak yöneten kişi demektir. Bekçi ise, beklemekle ve korumakla görevlendirilen, güvenlik örgütüne bağlı üniformalı elemandır.

Bu iki meslek grubu arasında nasıl bir bağ, nasıl bir geçiş var ki, ülkenin edebiyatına da yön vermiş bir okulun futbol adamı, mukayeseli bir cümle kurmayı üstüne vazife sayıyor?

Hakemlerde bekçi olabilme özelliği mi aranır veya bekçi olma kapasitesindeki insanlar hakem olma hayali mi kuramazlar?

“Bekçiler, Taksim’den Galatasaray’a yürüdüler” gibi magazinel bir haber yansımaması haber sitelerine, demeç sahibinin gayri ciddi ve itiraza değmez bulunmasından ise, bu hal olayın tek artısıdır.

Bir futbol elemanının söylediğinin benzeri vazifesizlikler, “paralel” denilerek yumuşatılmış hak verme işlemine tabi tutulan ihanet elemanlarının dilimizdeki tahribatlarına bir örnek sayılırsa, karşımıza İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yüze vurduğu gazetenin haberi çıkar.

“Hayvan, Ekrem’in umurunda değil!”

Buldukları her fırsatta ya da oluşturdukları her olumsuz zamanlarda Millî Gazete’yiokuyanların  dahi fişlenmesi ihbarından medet uman bir gazete, RP iktidarında Beyazıt Camii avlusunda eylem yapanları aşka getiren bir gazete böyle yazmış bir haberinin başlığını.

Ekrem adını sonraya bırakarak, virgülün gücünü yazalım önce. Çocuklarımızın dilindeki “Adam ol baban gibi” tekerlemesinde konulduğu yer dolayısıyla anlam değişikliği yapan virgülün gücünü...

Rahmeti Üstad Necip Fazıl’dan dinlemiştik, Babıali’ye de yazdı sanıyorum o olayı. Hakkında ceza verilen bir mahkeme biterken avukatı bir virgül müsaadesi alır duruşma hakiminden. Karar tutanağının bir yerine kurşun kalemle bir virgül koyar. Üstada da der ki: Bu virgül sizi kurtaracak! Dediği gibi de olur. Karar bozulur yukarıdan.

Haberi yazan gazete elemanının İBB başkanına bakış tavrına “Şark kurnazlığı” tanımı yapılırsa, bu Şark’a da kurnazlığa da hakaret olur.

Haberin yazıldığı gazetenin umuru, konu edilenlerce nereye konduğu ve hangi inanca yakın sayıldığı hesap edilmeden bu minvalde yazması, kaç partizan okuyucusunu tatmin edecektir? Ya da maksat bu tatmin değilse, nedir?

Muhatap İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tavrını ve cevabını konumuza dahil etmeden, yaşandığına şahit olduğumuz benzer bir basın hadisesini şimdi hatırlatmamız bir talim ve terbiye verme görevi sayılsın Millî Gazete’nin.

Peygamberimizin adını incitmemek maksatlı “Mehmet” adını kullanan bu milletin bu hassasiyetini yaralayan bir hikaye yazmıştı, köy romanları yazarı sıfatıyla ünlendirilen bir öğretmen.

Hikayenin adında geçen ve bugün “büyüme engelli” denilerek korunmaya alınan insan tanımına isyan etmişti Anadolu insanı. Onun ismine saygılı olacaksınız! Bu ülke insanının inancına saygılı olacaksınız!

Sosyalist ihtilal peşinde sayılanların edep ve terbiye eksikliklerine verilen o mücadeleyi ancak bu kadar yazarken, çocukluğumuzda hissettiğimiz acının içimizde nüksettiğini de bildirmek isteriz. İsimlere hassasiyet isteriz.

2020 yılı biterken, AKP iktidarında kayda geçti bu yazımız!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?