Arif Ersoy’u Süleyman Karagülle anlatıyor…- 1

1961’de İzmir’e gittim. Sınıf arkadaşım Şükrü Tüzün’ün Mersinli’deki evinde kiracı oldum. Kendisi üç ay sonra İzmir’den ayrılıp Ankara’ya gitti. Şükrü Tüzün İzmir’de beni o zaman senatör olan Av. Ömer Lütfi Bozcalı’nın yanına götürdü. Orada, daha sonra milletvekili olacak olan Ahmet Remzi Hatip ile tanıştım. O da beni Halil Rifat Paşa semtindeki evlerine götürdü. Remzi Güres, Dursun Aksoy, Mehmet Gemalmaz ile birlikte Hasan Basri Çantay’ın Kur’an mealini okuyorlardı.

Onların bu çalışmalarına katılmak için ben de evimi o semte taşıdım. Kendi aralarında ayrıca iktisadi çalışmaları ve ortaklıkları da vardı. Ben de aralarına katıldım, birlikte arsa alıp inşaata başladık ama bir müddet sonra ben onlardan ayrılmak durumunda kaldım. Prof. Dr. Ahmet Tahir Satoğlu ile 1967 yılında Mahdut Mesuliyetli Mesken Kooperatifi’ni kurduk. Bu kooperatif daha sonra 1971 yılında çıkan 1163 Sayılı Kooperatifler Yasası’na uyum sağlamak üzere, Ana Sözleşme değişikliği ile birlikte, “S.S. Akevler Kredi ve Yardımlaşma Kooperatifi” adını aldı. Halil Rifat Paşa grubu ortak oldu. Kur’an seminerlerine başladık ama İhsan Emci, Osman Eskicioğlu, Sabri Tekir, Fehmi Koru ve arkadaşları dışında o zamanlar devamlı olarak katılanlar pek yoktu. 1969 yılındaki genel seçimlerde, yukarıda isimlerini andığım ilk arkadaşların destekleri sayesinde, bağımsız milletvekili adayı da oldum...

1979 yılında bir gün evimde oturuyordum. Kapının zili çaldı, evde başkası olmadığından kapıyı ben açtım, daha selam-sabah demeden bir genç önce adımı sordu. “Süleyman Karagülle” diye cevap verince; “Sen ne biçim fetva veriyorsun!” diye daha kapıda, yani henüz içeri bile girmeden söze başladı! “Hele bir içeriye buyur, içeride konuşalım” diyerek eve davet ettim. Adının “Arif Ersoy” olduğunu, Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde asistan olduğunu söyledi. İlk defa karşılaştığım Arif Ersoy isimli bu genç ile o gün işte böyle bir tanışma sonrasında oturup sohbet etmeye başladık. Ciddi ciddi sorular soruyor, ben de cevaplar veriyordum. Bir müddet sonra soru sorma şekli değişti, artık sadece öğrenmek için sorular sormaya başladı. Vermiş olduğum cevaplardan ve karşılıklı konuşmalardan ikna olmuştu ki, birkaç gün içinde beş-altı akademisyen arkadaşıyla Kur’an seminerlerine ve özellikle de Molla Hüsrev’in Miratü’l-Usul isimli kitabını esas alan Usulü Fıkıh çalışmalarına devama başladılar...

O zamanlar henüz asistan olan Süleyman Akdemir, Remzi Fındıklı, Ali Erişen ile henüz öğrenci olan Hilmi Altın, Hasan Özket, Harun Özdemir ve Kazım Erten çalışmalarımıza devamlı; Şükrü Karatepe ile Bilal Eryılmaz ise ara sıra katıldılar. Arif Ersoy ile uzun yıllar devam edecek olan Kur’an yolundaki çalışmalarımız işte böyle başladı. İlk defa bir ‘ilim heyeti’ oluşmuştu ve birlikte Kur’an’ı yorumluyorduk. Kooperatifteki diğer kurucu arkadaşlarımızla bu tür ilmi çalışmaları yapamıyorduk.

Zamanla bu akademisyen arkadaşlarımız kooperatifimizin yönetim kuruluna girdiler. Sekiz kişi olmuşlardı. Mehmet Ali Acar ile İsmail Gürsoy’un katılmasıyla on kişi olmuştuk. Bir taraftan yapmakta olduğumuz ilmî tartışmalarla Kur’an çalışmalarımızı yapıyor, diğer taraftan kooperatifi yönetiyorduk. Kooperatif uygulamaları sırasında iki önemli denememiz oldu. Birincisinde “Selem Senedi”, ikincisinde “Hurda Senedi” adıyla iki adet “mala endeksli senet” çıkardık. Her ikisinde de sorumlu sıfatıyla imza atmış ve bu iki uygulamadan dolayı kooperatifi şeriata göre yönetiyorlar denilerek o zamanki Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı tarafından soruşturulmak üzere çağrılmış idik.

Önce beni sorguladılar, sonra o zaman “doçent” olan Arif Ersoy’u, daha sonra da “yardımcı doçent” olan Süleyman Akdemir’i sorguya almışlardı. Benim sorgum iki saate yakın sürdü. Arif Ersoy’un sorgusu bir saati aştı. Süleyman Akdemir’inki ise bir saatten az sürdü. Bu üç isimden sonra diğer 11 kişinin sorguları sadece 5-10’ar dakikalarda kaldı...

Arif Ersoy ile Süleyman Akdemir, biri “doçentlik” diğeri “doktora” tezlerini öylesine anlatmışlardı ki, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, yapılanların “ilmî çalışma” olduğuna ikna olmuştu. Burada Arif Ersoy’un cesareti, savunması, tavizsiz duruşu ve bilimsel gücü hemen kendisini göstermişti. Adeta bizler de -nasılsa dinliyor diyerek- Cumhuriyet Savcısı’na uygulamalarımızı ve modelimizi tebliğ ediyor, inanın kılımız bile kıpırdamıyordu...
(Devamı var…)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reşat Nuri Erol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Eylül 11:44


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?