Reklamı Kapat

Cem Duna, anılarında buna da yer verecek mi?

TRT eski genel müdürlerinden Cem Duna, anılarını yazdı. Son rötuşları yapıyor. Eli kulağında, bugün yarın kitapçı raflarındaki yerini alacak, Duna'nın anıları...

Kısa ancak buna ters orantılı şekilde hareketli ve hararetli bir TRT Genel Müdürlüğü dönemi yaşadı, Cem Bey. Nereden mi biliyorum? O dönem yaşananlardan... (TRT Genel Müdürlüğü'ne 29 Mart 1988'de atanan Cem Duna, 26 Nisan 1989'a kadar bu görevini yürüttü.)

Neler yaşandı peki, o dönem?

Turgut Özal’ın başbakan olduğu yıllardı…

Özal, kendisinden hiç beklenmedik bir adım attı ve Cem Duna’yı TRT Genel Müdürlüğü’ne atadı.

Özellikle ANAP’ın muhafazakâr kanadı müthiş rahatsız oldu bu atamadan.

ANAP Erzurum Milletvekili Mehmet Kahraman, o dönem ilginç bir anekdotu aktarmıştı, bu satırların yazarına. Okuyalım mı;

“Cem Duna TRT genel müdürü olunca biz tabii ayaklandık. Nasıl böyle bir atama olur diye. ANAP’ta 30-40 kadar milletvekili idik ve bize ‘takunyalılar’ diyorlardı. Seçim bölgelerimizden telefon üzerine telefon geliyordu. Birçok telefona da cevap veremiyoruz tabii. Taktikler geliştirirken içimizden biri, ‘Turgut (Özal) Bey'den randevu alalım, durumu anlatalım’ dedi. Bu fikir herkese makul geldi. Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğü'nü arayarak randevu talep ettik. 30-40 milletvekili birden böyle bir talepte bulununca Turgut Bey ilk etapta, “Hayrola, ne oluyoruz!” demiş. Epeyce merak da etmiş. Derken randevu günü biz yaklaşık 40 milletvekili Başbakanlık makamına gittik. Hiç unutmuyorum; Turgut Bey bizi görünce ve de hepimizin aynı renkte olduğunu fark edince durumu derhal anladı ve hiç tahmin etmediğimiz bir de cümle sarf etti; ‘Mehmet, Mehmet bunların başını sen çekiyorsun, bu plan da senin başının altından çıkmıştır biliyorum. Ama Cem (Duna) Bey için geldiyseniz hiç içeri girmeyin! O konuda kararım kat’i. Cem (Duna) Bey TRT Genel Müdürlüğü’ne devam edecek…’

Hepimiz bir anda buz kesildik. Çok bozulduk tabii. Aramızda Turgut Bey'i öteden beri iyi tanıyan ve hayranlık besleyen Erdem (Bayazıt) abi gibi isimler de pek belli etmeseler de çok bozuldular. Biz Başbakanlık binasına geldiğimiz gibi gerisin geriye döndük…”

Mehmet Kahraman bunları anlattı.

Sonra ne mi oldu?

Cem Duna TRT’de ne kadar muhafazakâr, inançlı isim varsa neredeyse tümünü tırpanladı. Eski Mao’cu Nuri Çolakoğlu ve eski solculardan, TSK’dan atılma Ali Kırca’yı kendisine en yakın çalışanlar olarak belirledi.

O dönem ANAP’ı yıpratan unsurlardan biri de bu oldu…

***

Merak ettiğim şu; Cem Duna bu anekdota da hatıralarında yer verecek mi?

Ne dersiniz?

ABDULLAH GÜL’ÜN ANILARINI KİM KALEME ALIYOR?

Bu aralar anılarını hatıralarını yazanlar arttı.

Mesela, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, bütün bir hayatını anlatan bir kitap yazdığı haberleri geliyor. Haberi veren kaynaklar, Abdullah Bey'in bu çalışmasını uzun bir vadeye yaydığını, kısa sürede bu kitabın ortaya çıkmasının beklenmemesi gerektiğini de ekliyorlar.

Merak ettim, bu çalışmanın editörlüğünü kim yapıyor/yapacak? Köşk'te 7 yıl boyunca basın danışmanı olan Ahmet Sever mi, acaba? Malum, Ahmet Sever Köşk yıllarından sonra "İçimde Kalmasın / Tanıklığımdır" adıyla siyasi/anı kitabı yazdı. Çok ses getirdi kitap.

Abdullah Gül'ün bütün bir yaşamını anlatan kitap da aynı kalemden, Ahmet Sever’den mi çıkacak?

KUTAN’DAN ÇARPICI ‘SU’ TANIMI!

Erbakan Hocamızın yol ve dava arkadaşlarından M. Recai Kutan’ın bundan yıllarca önce kendi el yazısı ile kaleme aldığı ‘Su Raporu’na yer verdim, bu köşede. Dizi köşe yazısı formatında.

Recai Bey bu yazılar üzerine aradı ve, “Su konusunda benim verdiğim birçok konferans oldu. Onlardan biri de 01.31.2009 tarihinde Bahçeşehir Üniversitesi’nde verdiğim konferanstır. Orada yaptığım su tanımı öğrencilerin büyük ilgisini çekmişti…” dedi.

Peki, neydi Kutan’ın çarpıcı ‘su tanımı’. İşte o satırlar;

* “Dünyada mevcut olan, bütün katı, sıvı ve gaz cisimler için geçerli olan bir fizik kanunu vardır. ‘Isınan her cisim genişler ve yoğunluğu azalır. Soğuyan her cisim ise daralır ve yoğunluğu artar.’ Bu fizik kanununun tek istisnası, sudur. Şöyle ki; suyun yoğunluğunun en fazla olduğu sıcaklık artı 4 derecedir. Suyun donmasıyla oluşan buzun yoğunluğunun, sudan daha fazla olması, fizik kanuna göre gerekirken, tersine buz sudan daha hafiftir. Acaba bu değişikliğin hikmeti nedir?”

* “Şayet bu fizik kanunu, su için de geçerli olsaydı, kış günü soğuk bir gecede bir göl bütünüyle donar, su içindeki mikro ve makro organizmalar tamamıyla yok olurdu. Halbuki, soğuma halinde, suyun en ağır olduğu artı 4 derecedeki su, gölün tabanına iniyor, suyun donmasıyla oluşan buz ise sudan hafif olduğu için gölün yüzeyinde kalıyor.”

Oldukça ilginç satırlar değil mi?

Recai Bey, Bahçeşehir Üniversitesi’ndeki konferansını şu cümle ile bitirdi: “Su gibi aziz olunuz…”

***

Geçenlerde deneyimli eski diplomatlardan Uluç Özülker, yakın bir gelecekte -zaten barut fıçısı olan- Ortadoğu’da ‘su savaşları’ çıkacağını ifade etti. “Türkiye su fakiri, Ortadoğu’daki su kaynakları asla yeterli değil…” cümlesi de Uluç Bey'e ait.

Kulaklarını bir kez daha çınlatmış olalım; Recai (Kutan) Bey bu görüşü on yıllar öncesinden ortaya koymadı mı?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Öksüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?