Müslüman’ın hayatında İslâm bir bütündür. İslâm’ın kuralları var. Helâl ve haramları, olması gerekenleri ve gerekmeyenleri bulunuyor. Bir Müslüman’ın bu kurallara uyup uymama serbestîsi var. Farz bir ibadetin yerine getirilmesi zorunlu ve tercih olunması gerekiyor. İbadetler açık olarak icra edilir. Namazı, orucu, zekâtı icra ederken açık olur. Oruç tutularken toplum içinde yaşıyorsunuz, yemiyorsunuz, içmiyorsunuz, kimi durumlara dikkat ediyorsunuz. Namaz iste evde kılınsın ister cemaatle kılınsın birileri tarafından mutlaka görülür ve bilinir. Zekât fiilidir, muhatabına elden verilir. Böyle olunca bu ibadetlerin gizli yapılması söz konusu olmuyor.

Yasaklar veya serbestiler de böyledir. Böyle olunca bir Müslüman’ın yaşama biçimi hayatın içinde var olur. Faiz, alkol yasakları da bu kuralların içindedir.

Müslümanların farzları arasında ve en önemlilerinden biri cihattır. Cihat yukarıda sıraladığımız güzelliklerin hayata geçirilme çabasıdır. Bunun başında da tebliğ gelir. Davet gelir. İnsanlığın iyiliklere çağırısı sadece bunların yaşanması değil. Toplum bütününe uyarlanmasını ister arzular. Çünkü hayatın süreğenliği bu dünya ile sınırlı değil. Gelecek ve öte düşüncesi insanı daha iyiyi, güzeli, doğruyu yaşamaya çağırıdır cihat.

Müslümanlar kendileriyle bir sınav ile baş başadırlar.

Müslümanlar şu zamanda laik, batı ruhunun demokrasi mücahidi kesildiler. Bu davete uymayanları, ya da karşı çıkanları kınıyorlar, azarlıyorlar, tekfir bile ediyorlar. Kurtuluşlarını batı ruhunda arıyorlar. Buradan kendilerine bir çıkış bulacaklarını umuyorlar. Batı ruhunu savunurken veya onu korumanın çabasına girerken ruhen ve kalben teslim oluyorlar. Bu çabayı kendileriyle sınırlı tutmuyorlar. Kendileri dışında bulunan diğer Müslüman toplulukları da buna uymaya zorluyorlar.

Demokrasi Batı’nın yeni ve çağdaş bir dini. Bu dinin kuralları, olmazsa olmazları bulunuyor. Laiklik bunun en temel ilkesi. Kaldı ki laiklik batı düşüncesini olmazsa olmazı. Kilise ile Hıristiyanların bir sorunu. Müslümanları ilgilendirmiyor. Kilisenin dünya işlerine karışmama kuralı. Kilise de bunu kabulleniyor. Hâl böyle olunca Müslümanların laik demokrasi cihadında kendileri dışındakiler tekfir etmesi tuhaflığını bir kenara bırakamıyoruz. Söze karışıyoruz, suya sabuna dokunuyoruz.

Müslümanlar AngloSakson laikliğini yerleştirme çabasındadırlar. Fransız laikliğinden çok çektiler, ondan kurtulmanın da tek yolu daha esnek olana, yani AngloSakson laikliğine sığınma.

Radikal İslâmcı gibi görünenler ise bunun en büyük savunucuları. Laik sistemi başkanlık sitemi ile kurtuluşa ereceklerini umuyorlar. Bundan böyle ilânihaye söz konusu anayasa ile başkanlığın kendilerinde kalacağını, reis seçilenin bir daha ölmeyeceğini kıyamete kadar orada kalacağını düşünüyor olmalıdırlar.

Bu büyük cihada uymayanlar ile garez ve hesaplaşmaları çok acımasız. Çok öteleyici, dışlayıcı ve tekfir edici. Demokrasini dinini laiklik kurallarına bağlanma çabalarını onlar adına takdir ediyoruz. Çünkü dünyevilik ruhlarına sinmiş. Çünkü söz konusu duruma karşı çıkılırsa mevzilerini yitirecekler, çıkarları zedelenecek.

Tabiî bunun tevili de kolay. Yarın bir gün sonuçları aleyhlerine olursa bunun izahında da zorlanmazlar. Bukalemun düşünüşlülük artık bu zamanın, özelde çıkarcı Müslümanların bir üslubu oldu. Şu an nasılsa güç ellerinde. Ne yandan üfürülürse etkili olan onlar. 

Çıkarlarına uyum sağlayanların asıl özellikleri onlar için hiç önemli değil.

Laik, ulusalcı, çıkarcı, öteleyici, ayırımcı, gerilimli, öfkeli militan demokrasinin savunucuları artık muhafazakârlar. Bir zamanların radikal laik, militan savcısının kulakları çınlasın, emekleri boşa gitmemiş demek ki. Burjuva batıcılardan muhafazakâr batıcılara geçmiş. Tabiî rant kapıları onların elinden başkalarının eline geçmiş. Aralarındaki kavganın nedeni de bu.