Bismillahirrahmanirrahim;

TOPLUMUN en küçük kurumsal yapısı ailedir. Oradaki sevgi, saygı ve sıcaklığı hiçbir yerde bulamazsınız. Şefkat, merhamet, fedakârlık gibi manevi bağlar üzerine kurulan köklü temelleri var. Milletimizin aile yapısı düşmanlarını bile imrendirecek sağlamlıktadır. Yıkılmaya çalışılan kurum, değerlerimiz arasında “son kale” özelliğindedir. Allah korusun, aile yıkılırsa toplum çöker.

Düşmanlarımız bu gerçeği bildikleri için “son kale”mizi yıkmayı planladılar. 250 sene önce İngiliz Casusu Hampher’in eline verilen, “İslam’ı Nasıl Yıkabiliriz?” adlı kitabın ilk sayfasında, “Din terbiyesinin kaynağı olan aile kurumunu yıkacağız” denilmektedir. Fesat merkezleri bu işte yerli işbirlikçilerini kullanıyorlar.

Aile kurumu çeşitli yöntemlerle bombardımana tabi tutuluyor. Bunların en önemlilerinden biri de TV’lerdeki evlilik programlarıdır. Bu programların senaryo, kurgu ve manipülasyon olduğu yolunda çok örnekler mevcut. Bunlar içinde, sahte nikâh memuru kullanıldığı için yargıya taşınmış olanlar bile var.

Evlilik programları yayına başladığından bu yana RTÜK’e şikayetler yağıyor. Aile hayatını yozlaştırdığı konuşuluyor. Aile kurumunun kutsallığı ve ciddiyetine yakışmadığı anlatılıyor. İnsanların mal gibi pazarlandığı tartışılıyor. Aile kurumunun basite ve alaya alınmasının aile yapımızı dinamitlediği konusunda uyarılar yapılıyor.

Aile mahremiyetini hiçe sayan evlilik programları, aile kurumunu tehdit ediyor; hatta dinamitliyor. Aile ve Sosyal Politikalar Genel Müdürü Ayşen Gürcan, “Bu tür programların seyirciyi ‘dikizci’, ‘röntgenci’ yaptığını” söylerken; aynı bakanlıkta uzman olan Fatma Özdoğan da, “Evlilik ve aile gibi bir sistemin dinamiklerini derinden etkileyeceğini” (17. 4. 2008) anlatmıştı.

AHLâKî YAPIMIZA AYKIRI

EVLİLİK programlarının neresinden baksak tutulacak yeri yok. Kurgu ve senaryolarla halkımızın ümit ve duyguları sömürülüyor. Toplum aldatılıyor. Manevi ve kutsal bir kurum yıkılmaya

çalışılıyor. Ülkenin bütününe darbe vuruluyor. 

Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın değerlendirmesi şöyle: “TV’lerde evlilik; erotik, romantik duygularla sunuluyor. Oysa evlilik böyle bir şey değil. Bir genç kız evlenirken maymun iştahlı bir genç mi seçecek, yoksa ömür boyu yanında olabileceği birini mi?”

Davranışlar, efektler aile ciddiyetiyle bağdaşmıyor. Entrika ve rezillikler hâkim. Bir seyirci, “Kurgu, entrika, şiddet üzerinden programlar” olduğunu söylüyor.

Bu programlarda görev yapmış Psikoterapist Kaan Özdemir, “Çoğu kişiler ajanstan geliyor. Adaylar beraberce otelde kalıyor. Olaylar manipülasyon! Her şeyin senaryo olduğunu öğrenince programdan ayrıldım”(Milli Gazete, 4. 2. 2017) diyor.

Evlilik programları TBMM Araştırma Komisyonu’na da yansıdı. Komisyon programların izlenme gerekçesini 1. Merak, 2. Mahremiyet deşifresi, 3. Eğitimsizlik olarak açıkladı. Programlarda gerçekten evlenen yok denecek kadar az.

RTÜK’e en yüksek şikâyet evlilik programlarına oldu. Halkın yüzde 79,1’i bu programların aile yapımızı bozduğu görüşünde. Programlarda öyle söz ve davranışlar var ki, burası gazino mu, algısı oluşturuyor. Bir devlet en hassas kurumunun böyle darbelenmesine izin verir mi? Bu görüntüler, hepimiz adına büyük bir zillettir.   

YANLIŞI KİM DÜZELTECEK?

AB Uyum Yasaları aile yapımızı değiştirdi. Aile kurumu başsız kaldı. Yapılan düzenlemelerle “baba”nın “aile reisliği” hakkı elinden alındı.  Dikkat ederseniz, TV’lerdeki evlendirme programları 2004’teki “Zinayı suç kapsamından çıkaran” kanunun yürürlüğe girmesinden sonra başladı.

Av. Tülay Çelikyürek şu açıklamayı yaptı: “AB Uyum Yasaları RTÜK’ün yayından kaldırma cezasını elinden alıyor. Para cezası caydırıcı olmuyor. Programlar, toplumu daha fazla tahrip etmeden kaldırılmalı.” (3. 2. 2017)

Çanakkale’de, 15 Temmuz’da can düşmanımız olduğunu gördüğümüz AB’yi “medeniyet projesi” görerek, kanunlarımızı onlara uydurmanın ortaya çıkardığı sonuçları görüyor musunuz? Aynı dine mensup olan İngiltere, “Brüksel’den yönetilmek istemiyoruz” diyerek AB’den çıkarken; yöneticilerimizin farklı din ve hayat tarzı içindeki bir topluluğa sevdalanmasının izahı var mı?  

“Son kale”mizi yıkmayı,  hayat damarımızı kesmeyi hedefleyen programları kendi ülkemizde yabancıların etkisiyle kaldıramıyorsak, böyle iktidarsız yöneticilerin meşruiyeti sorgulanmalıdır. 

Boşanmalar, aile faciaları, aile içi problemlerle yara almış bir kurumun problemlerini kim çözecek? Ailenin fonksiyonu burada görülüyor. Çocuklar, büyüklerin tecrübesinden faydalanıyor. Saygı, sevgi ve karşılıklı fedakarlık, sorunların aile içinde çözülmesini sağlıyor. Siz, böyle bir kurumu bilerek veya bilmeyerek yıkma yarışına girerseniz, bu ülkeye en büyük “darbe”yi vurursunuz.

Düşmanlarımızın bu ülkede “darbe” yapmak istemesini anlıyoruz ama; içimizden çıkanların, bu toprakların ekmeğini yiyenlerin varlık sebebimiz olan en hassas kurumumuzu yıkmaya çalışmalarına ne demeli?