15 Temmuz FETÖ kalkışması hafızamızda hep bir ihanet levhası olarak kalacak.
Bir cemaatin sinsi örgütlenişle nasıl şebekeye daha da ötesi terör örgütüne dönüştüğü anlatılacak nesiller boyu.
Cemaatlerin sorgulanmaz itaat kültürü ister istemez kendi mağdurlarını da oluşturacaktı ve öyle oldu. Yukarıda olup bitenden habersiz veya her ne olursa olsun hayra yoran aşağı kattakiler
üzerlerine oynanan oyunun hâlâ farkında değiller.
‘Hocamız söylediyse mutlaka bir bildiği vardır’, ‘hocamız yaptıysa hikmetinden sual olunmaz’ nevinden şartsız kabuller ne yazık ki cemaatlerin aymazlıklarını artırıyor. Bu bir uyku değilse
şayet, uyuşturma yahut sarhoşluk olsa gerektir.
Dışarıdan güdümlü ‘ılımlı İslam projesi’nin sözüm ona dünyaya barış ve diyalog getireceğini söyleyen şarlatanları insaf ve vicdana bile nefes alabilecek bir boşluk bırakmadı. Çünkü bütün
kelimelerin altında kan ve ihanet var. Durumun ne denli hassas olduğu açık. Sinmiş ve pusmuş maskeli FETÖ havarilerini bu taraklarda hiç bezi olmayanlardan ayırt edebilmek kolay değil.
Bu yüzden masum insanların ihbar, şikâyet ve tezviratlarla FETÖ’cü listesine dâhil edilerek mağdur edildikleri haberlerini son günlerde daha sık duyar hale geldik. Ömrü boyunca bu yapının her zaman karşısında olmuş, ne maklubesine kaşık daldırmış ne okullarına adım atmış kişilerin işlerinden oldukları, görevden alındıkları ya da cezaevine girdikleri haberleri kamu vicdanını rahatlatacak biçimde cevap beklemektedir.
Ortada guslü gerektirecek bir durum varsa bu durumu namaz abdestiyle savuşturmak da reva değildir. Bu kirden arınmak için tepeden tırnağa yıkanmak lazımdır.
Görünen o ki tepe hâlâ yıkanmış değil. Sürekli ayaklar yıkanıyor ve ağza burna su veriliyor. FETÖ derin yapısı bu soruşturma ve tahkikat işini de profesyonel biçimde sulandırıp tahrif etmiş olmasın? Kamuoyunda dikkat çekecek biçimde mağdurlar oluşturarak siyasi erke karşı bir küskünlük ve nefret dalgası oluşturma ihtimali hiç de yabana atılacak bir ihtimal değil. Elbette bu millet aynı delikten iki defa ısırılmamalıdır. Bu yüzden azami teyakkuz gereklidir.
Lakin bir elin beş parmağı kadar bile haksızlığa ve iftiraya uğrayan kişi varsa bunu da küçük görmemek gerekiyor. Sadece işten atılma mağduriyetleri değil, aynı zamanda çok kötü bir yafta
ile yaftalanmanın katlanılmazlığı da kişisel ya da toplumsal travmalara sebep olabilir. Bu sisli havada şahsi meselelerini “FETÖ’cülük” yaftalaması ile çözmek isteyen çakalların türeyebileceğini de unutmamak gerekir. Kurunun yanında yaşın da yanma ihtimalini belli bir somut gerekçe, kanıt ya da ölçüt ile asgariye düşürmek hatta sıfırlamak bile mümkündür. Sivrisinekleri teker teker yok etmek kolaydır, bataklık hâlâ aynı yerde duruyorsa sorun bitmiş sayılmaz. Bataklığın kurutulması ve derelerin ıslah edilmesi şarttır. İnancın sömürü aracına dönüşmemesi için başta Diyanet olmak üzere bütün sivil toplum kuruluşları ve devlet seferber olmalı ve bu işin şirazeden çıkan tarafları yeniden tesis edilmelidir. FETÖ’nün daha çok öğretmenler, emniyet mensupları ve öğrenciler üzerinde bir etki alanı oluşturduğunu dikkate aldığımızda tahribatın bu kesimler üzerinde yoğunlaşması daha anlaşılır olacaktır.
Darbe girişiminin elebaşları, asıl aktörleri ve sözde cemaatin üst düzey yetkili kişileri ve üsşakirtleri sığındıkları ve saklandıkları yerlerden bir an önce yakalanıp adalet karşısına çıkarılmalı ve hesap sorulmalıdır.
Böylelikle bu işin figüranları ya da suça bulaşmamış aldatılmış saf insanları ile zaman kaybedilmemiş olur. Herkesin kolluk gücü olmaya kalktığı bir yerde paralel devletin şarkısının çalınacağını da âcizane hatırlatmak isterim.