Önceki yazımda da dediğim gibi; “KUR’AN VE İLİM” merkezli çalışmalarımıza Erbakan’ca devam edip bunları değerlendirecek nesillerin istifadesine sunuyoruz; çalışmak bizden, başarı Allah’tan... Madem öyle, önce aktaracaklarım aktarayım, sonra bir-iki şey daha.
“KUR’AN’daki bütün bu emirler ve hükümler hep insanın eğitilmesi ve insanlığın uygarlaşması içindir. Ondan dolayı ‘Rabbin ikaz etti’ diyerek emirlerle hükümleri ortaya koymaya başlamıştır ve burada da tekrar etmektedir. Bütün bu hükümler insanlığın uygarlaşması için konmuş, kişilerin eğitilmesi için konulmuştur. / Dört çeşit dayanışma ortaklıklarımız vardır ve bunların dördü de eğitim merkezleridir. / -İlmî dayanışma ortaklığı doğruyu yanlıştan ayıran bilgiyi öğretir. / -Ahlâkî dayanışma ortaklığı iyiyi kötüden ayırmayı öğretir. / -Meslekî dayanışma ortaklığı yararlıyı zararlıdan ayırmayı öğretir. / -Siyasî dayanışma hakkı zulümden ayırmayı öğretir. / Kamuyu bu dayanışma ortaklıkları oluştururlar. Yönetim Allah’ın “rab” sıfatının yeryüzündeki tezahür şeklidir. / Emek sahibi insanın saatte ürettiği miktar günlerce yaşatacak şekilde bereketli olur. Bu sayede toplulukta uygarlaşma olur, gelişme olur, çoğalma olur. Artan emekle fabrikalar kurulur, bu fabrikalarda bütün insanlar iş bulup çalışır, burada üretilenler herkese rızık olur. Çünkü onlar için üretilmektedir. Çalışmada birliğin sağlanması için sermayeye ihtiyaç vardır, bilgiye ihtiyaç vardır. Allah bunu herkese eşit dağıtmamıştır ki insanlar birbirlerine muhtaç olsunlar, birlikte iş yapsınlar ve çalışma verimleri kat kat artsın...” (KUR’AN VE İLİM 901’inci Hafta Semineri, s. 7’den)
Yeryüzü sınırlı olmakla beraber, teknoloji birkaç misli nüfusu daha yaşatacak durumdadır. Daha denizlerde kentler kurmuş değiliz. Bugün Ay’a gidebiliyoruz. Dolayısıyla Kâinat çok geniştir ve bizim için sınırlı değildir. Kâinat henüz canlı ile dolmuş değildir. Bundan dört milyar yıl önce hiç canlı yoktu, bugün de yalnız Yer’de vardır. Şimdi karalar dolmuş gibidir.
İnsanlar çoğaldıkça Allah onlara yeni teknoloji imkânları sağlar ve hiçbir zaman aç kalmazlar. Yani nüfus çoğaldıkça teknolojiyi geliştirir. Yeni teknoloji nüfusu çoğalttığı gibi nüfus da teknolojiyi geliştirebilir. Doğmuş ve doğacak her insan başka zekâya, başka kabiliyete sahiptir. Doğmasına imkân verilmeyen veya doğduktan sonra öldürülen insanın kabiliyetlerini insanlık yitirmiş olmaktadır. / Bugün açık tarım yapılmaktadır. Oysa gelecekte sera tarımı yapılmakla kalınmayacak, sera ormanları oluşacaktır. Bizim geliştirmekte olduğumuz teknoloji ile ağaçtan çok ucuz yüz metre yüksekliğinde seralar yapılabilecektir. Böylece ormanlar sera içine alınarak yaz kış yeşil kalması sağlanabilecektir. Bugün organik maddelerin çoğu besin hâline dönüştürülecek duruma gelmektedir. Cehaletle mücadele etmeliyiz. Nüfusun artmasını önlemeyi düşünmemeliyiz. / İzmir Türk Ocağı’nda Prof. Sabahattin Zaim ile ilk konferansı verdik. O zamanki nüfus kontrolü modasına belki de ilk defa karşı çıkan Sabahattin Zaim olmuştur. O zaman Batılılar kendi nüfuslarını artırmak içim uğraşırken, diğer ülkelerin nüfuslarını kontrol altına almaya çalışıyorlardı. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, siyasetçi olarak ilk defa en az üç çocuk kuralı ile onlara karşı savaş açmıştır...” (s. 9’dan)
Bir-iki şeye gelince… Önce Ardan Zentürk’ün “Endişeliyim, çünkü hazırlıklı değiliz…” başlıklı yazısının en sonunda dedikleri: “Her şey yeniden yapılanmalı... / 20’nci yüzyıl koşullarında doğmuş bu bürokratik oligarşi ile yerimizden kıpırdamamız mümkün değil, devlet, yalnız siyasetin üst yapısında değil, her alanda yeniden yapılanmalıdır. Üniversitelerimiz felaket, geleceği okuyamıyor, topluma yeni bilgileri aktaramıyor. Eğitim sistemi çökmüş durumda, geleceğin birikimli kuşakları için zaman kaybediyoruz. Yazarlar siyasetin kolay zemininde birbirine saydırmayı sürdürüyor, oysa, bilim-teknoloji ve ekonomi zeminli konuşma birikimine sahip genç köşe yazarlarına, TV/internet yayıncılarına ihtiyacımız var, medya sürünüyor... / Söyleyeceğim bu, şimdi günlük tartışmalarınıza dönebilirsiniz...”
Adil Gür’ün dünkü (13 Şubat) yazısından iki cümle: “Vatandaşların sandığa, anayasa değişikliklerinin neler olduğuna çok da bakmadan (ve bilmeden), siyasi parti aidiyeti ile gideceğini defalarca söyledik. 2010 anayasa değişikliği referandumunda da durumun böyle olduğunu örneklerle, rakamlarla izah etmeye çalıştık...” Referanduma böyle gidiliyor!!!