ÂLEMLERE rahmet olarak gönderilen Fahri Kainat Efendimiz Hz.

Muhammed Mustafa (s.a.s)in vefatının seneyi devriyesinde içinde bulunduğumuz

hafta Kutlu Doğum haftası olarak kutlanmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)

i hatırlamak, O na salat-ü selamlar okumak, hatta sünnetlerini yaşamak ve

anlatmak her Mü min ve Müslümanın bizatihi görevidir. Ne var ki, kutlu doğum

adı altında bazı kuruluşlarca yapılan programlar maalesef ki Nebiler Nebisinin

ne sünnetine uygun ve ne de Hadislerinin manası doğrultusunda olmuyor. Bazı

özel okul veya kreş gibi sivil kuruluşların birisinin böylesine bir programına

davet edildim. Davete icabet etmek gerekir diye düşünerek bu programa katıldım.

Burada gözlemlediğim manzara tamamen konunun özüne, muhtevasına aykırı şekilde

yapılıyor olduğuydu. Şöyle ki, davetliler sanki tiyatroya, sinemaya gitmiş gibi

kılık kıyafetleri oldukça açık. Kadın erkek karışık oturmakta! Saygı duruşu...

Yani Kur an a ve Sünnete aykırı her şey var. Ama adı ise Kutlu Doğum haftasını

kutlamak, Resülüllaha binlerce salat-ü selam okumak idi! Kendi kendime sorup

durdum, bu yapılan nedir Ve programın asıl sorumlusunu göremedim ama

yardımcısına bunu sordum. Fakat cevap ise beni hiç şaşırtmadı. Çünkü efendim

bu bir sosyal faaliyet. Dendi.

Bu programda ilçe müftülüğünden de bir görevli geldi ve

konuşma yaptı. Rahatsızlık duyduğum bir konuda bu şahsın hiçbir şekilde bir

müdahalesi olmaması ve rahatsızlık duymaması da beni ayrıca şaşırtan bir diğer

husustur.

Esasında bu ılımlı İslam projesinin bir sonucudur diye

düşünüyorum. Ilımlı İslam dedikleri bu olsa gerek ki, nefsani duygularını

tatmin etmek, o doğrultuda icraat ortaya koymak, diğer bir taraftan da, ben de

Allah a inanıyorum diyerek yeri gelince böylesi abuk subuk programlarla

Müslümanları oyalamak, hatta müftülükleri alet etmek, tabiri caizse kandırmak

oluyor. Böylelikle de ne Müslümanlıktan ve ne de beşeri arzu ve heveslerinden

vaz geçmiş olmuyorlar. Ne yardan geçiyorlar, ne de serden geçiyorlar.

Son yıllarda ülkemiz toplumunun İslami yaşantısına

bakıldığında ortada gerçek ve hakiki bir İslam yerine, taklidi ve şekli bir

İslam görülmektedir. Halbuki İslam şekil dini değil, şuur dinidir. Bu

şekilcilik bize gayri İslami akımlardan geçmiş ve günümüzde de maalesef devam

etmektedir.

Peki, olması gereken nedir Şekilcilikten uzak, şuurlu

Müslümanlar olarak sünneti seniye üzere yaşamaya çalışmaktır.

Burada geçmişte yaşadığım bir hatırayı nakletmek istiyorum.

Yetmişli yıllardı. Erzurum da kendisine saygı duyduğumuz ve

hürmet ettiğimiz, ilmi ile kendisinden canlı kütüphane diye söz edilen Hacı

Halis Efendiyi birkaç arkadaşla birlikte ziyaret etmiştik. Kendileri bize aynen

şöyle bir şey anlatmıştı:

Bize İstanbul dan bir misafir gelmiş. Kendisi uzaktan

akrabamız olur. Ben böyle dinden imandan anlatınca o bedeninin dörtte üçü açık

olan hanımefendi bana dönerek, Hocam sen benim böyle açık olmama bakma, ben de

Allah a inanıyorum ve iman ediyorum. dedi. Ben de ona dedim ki, kızım sen kaç

kilosun Dedi ki. 80 kilo, Dilin ne kadar dedim, 250 gr, dedi. Ben de

ona dedim ki, Ben 80 kiloya inanırım. 250 grama değil! 80 kilo ben Allah a

inanmıyorum diyor, 250 gramda inanıyorum diyor. Dedim. O günlerde dinlediğim

bu hocanın sözleri günümüzde milyonlarca defa geçerli ve yaşanan bir durumdur.

İşte benim bu programda fark ettiklerimde aynen bunun gibi, kılık kıyafetleri

Allah a inanmıyorum diyor, ama kutlu doğum programı yapıyor! Ve dilleri de

Allah a inanıyorum diyor.

Rabbim bizleri kendi emirlerine uyan, yasaklarından kaçınan

Müslüman kullarından eylesin. Âmin.