Deprem bölgesinden gelen kimi haberler insanın kafasında bin bir türlü soru işareti oluşturuyor.
Bölgede henüz arama kurtarma çalışmaları sona ermemişken bazı binalar için yıkım kararı alınmak istenmesi “delillerin yok edilmesine” çalışıldığı şeklinde yorumlara neden oluyor.
Deprem felaketi yaşanan bölgede binlerce bina yıkıldı!
Binlerce bina yıkılınca ortaya muazzam bir enkaz görüntüsü çıktı!
Sıradan bir yaklaşım ile bu muazzam enkaz yığını ortadan bir an önce kaldırılması gereken moloz yığını olarak kabul edilebilir.
Ama muazzam enkaz yığını, asla bir an evvel yok edilmesi gereken bir moloz yığını değildir.
Bu muazzam enkaz yığını, aynı zamanda muazzam bir delil yığınıdır!
Yerle bir olmuş binaların yıkım nedenleri bu enkazın içinde gömülüdür.
Hele kimi kamu binalarının enkazı çok daha önemlidir.
Kentteki tüm binalarla ilgili bilgiler o enkazın içindedir.
O binaların alelacele yıkılması, bu delillerin ortadan kaldırılması anlamına gelir.
Gerçi son yıllarda kimi bilgilerin dijital kayıtları da tutulmaktadır ama onların nerelerde saklandığı önemlidir.
Yani dijital kayıtlar deprem felaketinin yaşandığı bölgelerde saklanıyorsa onların akıbeti de meçhul olabilir.
Daha farklı yerlerde saklanıyorsa belki işe yarayabilir.
Şimdi depreme dayanıklı konutlar diye satışa sunulan ve felaket sonrası yerle bir olan sitelerin sorumluları bu enkazlarda yapılacak çalışmalar sonrası ortaya çıkacaktır.
Korkulan, “salgın hastalık” ve “benzeri gerekçelerle” enkazın temizlenmesidir.
Yani delillerin yok edilmesidir!
Delillerin yok edilmesi, suçluların delil yetersizliğinden yakalarını adaletin elinden kurtarmasına yol açmaktadır.
Bundan önce böyle sıkıntılar yaşanmış olduğu için şimdi deprem bölgesinde insanlar büyük bir tedirginlik yaşıyorlar.
Salgın hastalıkların enkaz yok edilmeden önlenmesi mümkün değil midir?
Çünkü enkaz, ortadan kaldırılması gereken moloz yığını değil, aksine delil yığınıdır.
Deliller yok edilmemelidir!
Deliller muhafaza edilmelidir ki, suçlular ortaya çıkabilsin.